# Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim
- **Tarih:** 11 Kasım 2009
- **Gündem:** TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.321)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2009-11-11-turk-borclar-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-321

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 11 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.321)); konuşma 593 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 51’inci maddeyle ilgili değişiklik önergesinde söz almış bulunuyorum. Önergemizde, değişiklik istememizin nedeni gerekçesinde bellidir, ancak ben bu konuda bazı düşüncelerimi arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum.

Bundan daha önce kamuoyunda ”Bayburt yasası” olarak bilinen bir yasa görüşüldüğü sırada, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Suat Kılıç, meselenin usulde olmadığını, üslupta olduğunu söylemişlerdi. Evet, mesele hem üslupta hem usulde hem de halkımızın ve muhalefetin, Türkiye’deki muhalefetin bir türlü iktidar partisi ve iktidar partisi yetkililerine güvenemeyişinde.

Bununla beraber, sadece usulde ve üslupta değil sorunlar, sorunlar AKP’nin yöneticilerinin, bakanların, Başbakanın hukuku eğip bükmesi, hukuka takla attırması, gerçekleri olduğundan daha farklı bir dille halka anlatması, gerçeklere takla attırmasından kaynaklanmaktadır. Üslup konusunda muhalefete ders veren AKP Grup Başkan Vekili Sayın Suat Kılıç’ın dün burada nasıl bir üslup kullandığını tüm yüce milletimiz de gördü, AKP’li milletvekillerimiz de gördü, iktidar partisi milletvekilleri de gördü, muhalefet de gördü.

Değerli arkadaşlarım, şimdi ben bir konuyu dile getirmek istiyorum: Arkasından, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ TCK’nın 221’inci maddesindeki etkin pişmanlık yasasından söz ederek “Bu yasa bizim zamanımızda çıkmadı, başkaları çıktı.” dedi. Bununla, aslında Habur’dan giriş yapan PKK örgüt üyelerinin girişine ilişkin yaşanılan hukuk cinayetiyle ilgili sözleriydi.

Bu Meclis kürsüsünde hiç kimse etkin pişmanlık yasasının, 221’inci maddenin neden uygulandığı konusunda bir serzenişte bulunmadı, tam aksine Habur’da 221’inci maddenin uygulanma koşullarının olmadığı hâlde 221’inci madde uygulanmış gibi gösterilmiş olmasından söz edildi.

Yine, bu gecekondu mahkemesiyle ilgili, aslında 19 Ekim günü gerçekten PKK örgüt üyelerinin buradan girişi sırasında kurulan bu gecekondu mahkemesiyle ilgili ben düşüncelerimi söylediğimde 19, 20, 21, 22, 23 Ekim günleri Sayın Bakan ısrarla buraya savcıların gittiğini, hâkimin gitmediğini söyledi, bu Mecliste de söyledi. Ondan sonraki günlerde de radyo ve televizyonlarda hâkimin gitmediğini söyledi, ta ki Saygı Öztürk “hürriyet.com.tr”de Diyarbakır Başsavcısıyla röportaj yapana kadar. O röportaj yayınlandıktan sonra, Saygı Öztürk’e Diyarbakır Başsavcısı orada güvenlik nedeniyle böyle bir mahkemenin kurulmak zorunda kaldığını söyledikten sonra Sayın Bakan da bu konuda açıklama yaptı.

Sayın Bakan bu konuda açıklamasını yaparken benim hiçbir zaman tasvip etmediğim yanlış örneklere de değindi. Kaldı ki o yanlış örneklerin kendi içerisinde bir tutarlılığı vardı değerli arkadaşlarım. Neydi o? İmralı’da terör örgütünün liderinin yargılanmasına ilişkin ve yine şu anda görülmekte olan Silivri davasına ilişkin olayları örnek gösterdi.

Öncelikle söylemek isterim ki, Sayın Bakan, kendisi bir hukukçudur, bunları bilmesi gerekir, bilebilecek durumdadır, en azından bilmesi gerekir. Silivri’deki dava, kovuşturması orada yapılmaktadır. Silivri davası kapsamındaki sanıkların, şüphelilerin soruşturmasının hiçbirisinde savcılar ve hâkimler o şüphelilerin ayağına gitmedi. Hepiniz de biliyorsunuz ki Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda öngörülen usule aykırı olarak, orada tam aksine oldu, şüpheliler gece vakitleri evlerinden alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğünde dört gün gözaltında tutulduktan sonra sorguları İstanbul Emniyet Müdürlüğünde yapıldı, Beşiktaş Adliyesinde Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi savcıları tarafından sorguları yapıldı ve bazıları tutuklandı, bazıları salıverildiler. Demek ki olay kovuşturmaya ilişkin değil soruşturmaya ilişkin bir olaydır.

Kaldı ki burada, elimde de bir tutanak var, bu esasa ilişkin davanın Silivri’de görülmesiyle ilişkin olarak Beşiktaş 13. Ağır Ceza Mahkemesinin tensiple aldığı bir karar vardır. Bu kararda aynen şu söylenilmektedir: “Sanık sayısının fazlalığı, tutuklu sanıkların farklı infaz ve tutukevlerinde bulunmaları dikkate alındığında güvenliğin sağlanması bakımından CMK’nın 252’ye 1/C uyarınca duruşmaların Silivri Ceza İnfaz Kurumları kampüsünde yapılmasına.” demektedir.

Yine, Abdullah Öcalan’ın Silivri’de yargılanmasına ilişkin olarak Ankara 2 no.lu DGM’nin kendi içerisinde güvenlik nedeniyle duruşmaların İmralı’da yapılması konusunda almış olduğu bir karar vardır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, buradaki tartışma konusu şudur... Yani buna konulara açıklık getirilmesi nedeniyle söylüyorum çünkü artık bugün o kadar bilgi kirliliği yaratılmaktadır ki, gerçekler o kadar çarpıtılmaktadır ki gerçekten ben bile bir hukukçu olarak neyin ne olduğunu anlamaz hâle geldim. O da şudur: İmralı’daki olay konusunda da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 11 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2009-11-11-turk-borclar-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-321 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
