# Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim
- **Tarih:** 21 Nisan 2010
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-04-21-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 21 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 974 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6’ncı madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu fotoğraflarda gözükenler derya kuzusu değil. Bunlar, bu Mecliste uyuyan milletvekilleri ve bakanlarımızın fotoğraflarıdır. Milletin hem kendisi uyutularak hem de vekilleri Mecliste uyuyarak bir Anayasa değişikliği yapmaya çalışıyoruz.

Elbette ki askerî darbenin etkilerinden kurtulmak, demokratik hak ve özgürlükleri geliştirmek, değişen Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamak, demokrasiyi güçlendirmek adına yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Ancak, bu yeni anayasayı yapma ihtiyacının bugünkü ortamda ve bugünkü anlayışla karşılanması mümkün değildir. Çünkü değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye’de demokrasinin özünü oluşturan hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ilkesi, bağımsız yargı gibi kavramlarla arası hiç mi hiç hoş olmayan, tüm güçleri elinde toplamak isteyen, Türkiye’yi hızla güçler ayrılığından kuvvetler birliği ilkesine doğru götüren, Türkiye’de yargısız hükûmet etmek isteyen, millî iradeyi Türkiye’de Büyük Millet Meclisindeki çoğunluk partisinin görüşünden ibaret sayan, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak yasama ve yürütmenin yargı tarafından denetlenmesini millî iradenin vesayet altına alınması olarak gören, yargısal denetimi hiç hazmedemeyen, bütün bu yanlışlıklara karşı direnenleri halk iradesine karşı direnmekle suçlayan, bağımsızlığını korumaya çalışan yargı üzerinde sert mücadeleler estiren ama hepsinden önemlisi demokratik cumhuriyetin temel niteliklerinden biri olan laiklik sistemini yıkmaya yönelik hareketlerin odak ve merkezi olmaktan dolayı Anayasa Mahkemesince sabıkalı hâle gelmiş ve bu nedenle de sürekli kapatılma korkusu, kaygısı, paniği içerisinde olan bir siyasal parti ve onun Başbakanı vardır. Değerli arkadaşlarım, böyle bir ortamda gerçekten toplumun ihtiyaçlarını karşılayan, demokrat, çağdaş, ilerici, devrimci bir anayasa yapmak mümkün değildir. Nitekim, AKP’nin hazırladığı bu Anayasa değişikliğinin içeriğine baktığımızda, bunun ana omurgasını, eksenini yargıya yönelik düzenlemelerin oluşturduğunu görürüz ve bu değişikliğin aslında yargıdan rahatsız olan bir anlayışın ürünü olarak Meclise getirildiğini görürüz. Ancak bununla beraber bu acı zehri yutturabilmek için bunun üzerine birtakım pudra gibi şekerlemelerin yapıldığı, yine oltanın ucuna yem gibi konulan bazı maddelerin olduğunu görürüz. Aslında bugün şu görüştüğümüz 6’ncı madde de, işte Anayasa değişikliği içerisine şeker gibi konulan, oltanın ucuna yem olarak takılan maddelerden bir tanesidir. Siz bu paketteki şekerleri ayıkladığınız zaman, bu paketteki oltadaki yemi aldığınız zaman gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkına yer verilmiş gibi görülse de aslında toplu sözleşme yapma hakkı yoktur. Çünkü, fiilen kullanıldığı zaman hak sahibi yararına olumlu bir sonuç doğurmayı sağlayacak mekanizmalardan yoksun olan bir hakkın gerçekte, fiilen ve hukuken var olduğunu söylememiz mümkün değildir. Grev hakkı, toplu iş sözleşmesi hakkının motorudur, kalbidir. Grev hakkı olmadan toplu sözleşme yapmanın yaptırım gücü yoktur. Grev hakkıyla silahlandırılmayan toplu sözleşme kurumu, motorsuz güçtür, kalpsiz insan gibidir. Nasıl ki, kalpsiz bir insan yaşayamazsa, grev hakkı olmayan bir toplu sözleşme düzeninin yaşaması mümkün değildir değerli arkadaşlarım.

Bu getirilen düzenleme hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi hükmüne aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında toplu sözleşme ve grev hakkı açıkça bir hak olarak kabul edilmiştir. AİHM kararlarında sendikalar toplu sözleşme yapan, grev yapan örgütler olarak kabul edilmiştir, böyle tanımlanmıştır. Ancak burada grev hakkı tanınmadığı gibi, barışçıl bir çözüm yolu olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu sendikaların yerine konulmuştur. Sendika, karar veren değil, talep eden konumuna sokulmuştur. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararlarına kesinlik sağlanarak, grev hakkı tanınmamış, toplu sözleşme hakkı da fiilen kullanılamaz hâle sokulmuştur. Hükûmet, söz yerindeyse, kamu görevlilerinin, kamu çalışanlarının sorunlarını Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna havale etmiştir. Anayasa’mıza grev yasağı sokulmuştur. Kısacası, memura grev yasaktır bu hükümle değerli arkadaşlarım. Çalışma, bir ödev olmaktan çıkarılıp temel bir hak olarak tanımlanmamıştır. Eğer kamu çalışanları yönünden gerçekten demokratik ve çağdaş bir anayasa yapılmak isteniyorsa, işçi, memur ayrımı olmaksızın tüm çalışanlara grevli toplu sözleşme hakkının verilmesi gerekmektedir. Nitekim, 1961 Anayasası’nda bu yönde var olan hüküm, 12 Mart 1971 darbesiyle işbaşına gelen askerî diktatörlük yönetimi tarafından kaldırılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu mevcut düzenlemede, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması gibi bir hüküm konulmuştur, bu hüküm de aslında yanıltmaya yöneliktir. Zaten mevcut uygulamada, memur maaş zammı memur emeklilerine yansıtılmaktadır, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerine yansıtılmıyor, bu anlamda adaletsizlik var. Asıl önemli olan, emeklilere sendika hakkının tanınmasıdır. İtalya’da sendikaların üyelerinin 1/3’ü neredeyse emeklidir.

Yine, 54’üncü maddede, siyasi grev, dayanışma grevi gibi alanlardaki grev yasağı kaldırılmış gibi gözükse de aynı maddede grev erteleme müessesesi yerli yerinde durmaktadır. Mevcut uygulamada, grev ertelendikten sonra uyuşmazlığı Yüksek Hakem Kurulu çözüyor yani grev ertelenmesi sonrasında tekrar greve başlanılamıyor. Oysa 12 Eylül öncesindeki uygulamada, grev erteleme süresi bittikten sonra da yine greve başlanabiliniyordu.

Diğer önemli bir konu, hak grevinin tanınmamasıdır, 1982 Anayasası’yla getirilen yasak hâlâ korunmaktadır, değişiklikte buna ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Paket, kısacası, hem kamu çalışanları yönünden hem de diğer emekçiler yönünden bir makyaj olmaktan öteye gidememiştir, tümüyle bir makyaj niteliğindedir değerli arkadaşlarım.

Bakın, bundan önce de çeşitli vesilelerle bu konularda düzenlemeler yapılmış, nitekim, o dönem muhalefette olan Fazilet Partisinin sözcüleri, grev hakkıyla donatılmayan bir toplu iş sözleşmesi ya da toplu sözleşmenin geçerli olmadığını açıkça belirtmişlerdir.

Bakınız, bu Hükûmetin, özellikle bugünkü oylamaların sonucuna baktığımızda, kamu çalışanlarını istismar ettiğini görürüz. Şayet, daha önceki vaatlerinde ve sözlerinde duruyorlarsa, bugün görüştüğümüz hükümler gibi, çalışanlara sendikal hak verilmeliydi.

“Bakınız, vermiş olmanız bir şeyi çözmüyor ki... Sizin verdiğiniz hak, sendikal bir hak değil, toplu sözleşmeli, grev hakkı olan bir hak değil; sadece dernek kurma hakkı. “ Yine, burada, aynı şekilde devam ediyor: “Siz hâlâ 1961 mantığını korumak istiyorsunuz. Güya, 12 Eylülü öven maddeleri çıkarmakla bu Anayasa’nın ruhu değişmiş mi oldu? Askerlerin yapmış olduğu, her şeyiyle hâkim olduğu Anayasa aynen duruyor. Siz ne yapıyorsunuz? Eğer, yapmış olduğunuz değişikliğin...” diyerek gidiyor. Değerli arkadaşım, bunlar, bu sözler, o dönem Fazilet Partisi olarak görev yapan ancak bugün AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı olan Salih Kapusuz’undur. Yani, Salih Kapusuz, 1991 yılında, grev silahıyla donatılmayan toplu sözleşme görüşme hakkının bir hak olmadığını, grev hakkının verilmesi gerektiğini söylüyor ancak bugün ne düşündüğünü çok merak ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa değişikliği paketi, halkın ihtiyaçlarından, köylünün ihtiyaçlarından, adliye binalarında sabah gidip akşam gelen, yıllarca sürüm sürüm sürünen, adil yargılanma hakkı isteyen, haksız tutuklanan insanların sorununu çözmüyor. Bu Anayasa değişikliği paketinin içerisinde işçi, köylü, orman köylüsü, çalışanlar yoktur. Bu Anayasa değişikliği paketinin buraya getirilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-04-21-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
