# Türkiye cumhuriyeti hükümeti ve suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında yükseköğretim alanında işbirliği anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.564)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim
- **Tarih:** 3 Kasım 2010
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YÜKSEKÖĞRETİM ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASI HAKKINDA (S.S.564)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-11-03-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ve-suriye-arap-cumhuriyeti-hukumeti-arasi

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 3 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YÜKSEKÖĞRETİM ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASI HAKKINDA (S.S.564)); konuşma 1.829 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bundan önceki günlerde Rusya ile Türkiye Cumhuriyeti devleti arasında Mersin Akkuyu’da bir nükleer santral yapılması ve işletilmesine dair uluslararası bir anlaşma imzalanmış ve bu anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun da Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülerek kabul edilmişti.

Değerli milletvekilleri, o anlaşmayla dünyada öngörülmeyen bir model ilk defa Türkiye’de öngörülüyor idi. Bizim topraklarımızda olup da mülkiyeti bize ait olmayan ve dünyada başka örneği olmayan bir nükleer santraldi çünkü nükleer santralin hem kurulması hem de işletilmesi için kurulacak proje şirketinin sahibi yüzde 100 Rus şirketi olacaktı. Hiçbir zaman buradaki hisse payı yüzde 50’nin altına düşmeyecekti Ruslar açısından.

Yine, burada kurulması öngörülen nükleer reaktörler VVER-1200 tipi olan nükleer reaktör tipiydi. Bunlar da dünyada denenmemiş, henüz rüştünü ispatlamamış reaktörlerdir. Bu kurulacak reaktörlerle ilgili olarak burada Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına da çok sorular yönelttik “Bu VVER-1200 reaktörleri dünyada hâlâ çalışmakta mıdır?” diye.

Bu anlaşmalardan bir tanesi de nükleer kazalara ilişkindi. Burada meydana gelecek nükleer kazalarda “üçüncü taraf sorumluluğu” dediğimiz sorumluluk kime ait olacaktı? Yani bu kazalarda, meydana gelecek bir nükleer kazada, kaza sonucu zarar görecek üçüncü ülkelerin zararı kime ait olacaktı, Rusya’ya mı, yoksa Türkiye’ye mi? İmzalanan anlaşmada bu kazalar konusunda uluslararası anlaşmaların uygulanacağı öngörülmekteydi. Türkiye'nin taraf olduğu Viyana ve Paris anlaşmaları uyarınca da bu kazaların Türkiye tarafından sorumlu olduğu açıkça bellidir.

(x) 539 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlarım, bu nükleer santral ile ilgili çok şeyler konuşuldu, çok şeyler söylendi ancak Hükûmet bu santral kurma inadından bir türlü vazgeçmedi; Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılan kanunun iptalinden sonra, bu süreçte yapılan ihalenin iptal edilmesinden sonra, yargı denetiminden kurtarabilmek için bu nükleer santrali, uluslararası anlaşma yoluyla getirdi.

Hepimizin bildiği gibi, bu nükleer politikanın Avrupa Birliği müktesebatına uygun olarak yapıldığı söylendi ancak bazı hususlar da kamuoyunun gözünden gizlendi. Örneğin Rusya’nın, Bulgaristan’ın Belene kentinde kurduğu ve bizim buradaki VVER-1200 tipi reaktörlerin kardeşi olan VVER-1000 tipi reaktörlerin kurulmasına ilişkin olarak açılan davalar sonucunda, o Belene’de kurulan, kurulması öngörülen nükleer santralin ve nükleer Rus teknolojisinin Avrupa Birliği müktesebatına uygun olmadığı tespit edildi ve o projeden vazgeçildi. Dolayısıyla Rus teknolojisine, tabutuna ilk çivi Belene’de çakıldı.

Yine, değerli arkadaşlarım, burada elimde benim bir rapor var. Bu rapor Rusya Balakovo Nükleer Santralinin projesiyle ilgili. Sovyetler Birliği’nde, Komünist Partisi Merkez Komitesi döneminde, 1987 yılının Temmuz ayında Balakovo Nükleer Santralinde kurulu bulunan 4 nükleer reaktöre ek olarak 2 tane daha VVER-1000 tipi reaktör kurulmasına karar veriliyor. Yani bu VVER-1000 tipi reaktör, bizim burada kurulması öngörülen ve ilk defa Türkiye Cumhuriyeti devletinde denenecek olan VVER-1200 tipi reaktörün kardeşi.

Rusya Radyasyon Güvenliği Kurumu, biri 1988 yılının Temmuz ayı, diğeri de 1990 yılının Kasım ayında olmak üzere iki kez bu projeyi iptal ediyor değerli arkadaşlarım. Bu iptale karşın 5’inci ünitenin inşaatına kaçak olarak başlanıyor. Balakovo kentinin bağlı olduğu Saratov Eyalet Konseyi 1992 yılının Kasım ayında Rus Yüksek Mahkemesine başvurarak inşaatın durdurulmasını istiyor. Balakovo Bölgesi Konseyinin 1993 yılının Nisan ayında düzenlediği resmî halk oylamasında, bölge halkının yüzde 72,8’i 2 yeni reaktörün kurulmasına “hayır” oyu kullanıyor. Referandum sonuçları Rusya Federasyonunun tüm ilgili kurumlarına iletiliyor. Rusya Parlamentosu 30 Haziran 1993 tarihinde aldığı bir kararla 2 reaktörün yapımını 2010 yılına kadar olan enerji programından çıkarıyor.

Öte yandan, Saratov Eyalet Başkanı, 2000 yılında bu 2 ünitenin kurulması için Rusya Federasyonu Nükleer Enerji Bakanlığına yeniden başvuruyor. Rusya Federal Hükûmeti de 2001 yılının Aralık ayında bu projeyi 2010 yılı enerji programına yeniden dâhil ediyor. Bu karar Saratov Eyalet Konseyinden onay alamıyor. Balakovo Kenti Çevre Komisyonu, Rus Greenpeace ve diğer sivil toplum kuruluşları 2004 yılı Ağustos ayında Moskova Başsavcılığına başvurarak tarafsız bir bilim kurulu tarafından bu reaktörlerin tasarım belgelerinin ve planlarının incelenmesini istiyor. Rusya Federasyonu Ekolojik, Teknik ve Atom Denetleme Kurumu 2005 yılının Temmuz ayında bağımsız bir uzmanlar grubunun VVER-1000 reaktörlerinin tasarım belgelerini inceleyip hem bu Kurumun 2003 yılında çıkardığı L-01-01 Nükleer Enerji ve Endüstriyel Güvenliği Yönetmeliği’ne hem de Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonunun standartlarına uygunluğunun incelenip bir bağımsız rapor hazırlanmasına karar veriyor değerli arkadaşlarım. Bunun üzerine gerçekten Balakovo Nükleer Santralinin ikinci bölümüyle ilgili bir kamu çevre bilirkişisi oluşturuluyor ve burada bilirkişi heyetinde gerçekten konusunun uzmanı olan uluslararası çapta kişiler görev alıyor ve bizzat resmî olarak hazırlattırılan bu rapor sonucunda değerli arkadaşlarım, şu sonuçlara varılıyor, deniliyor ki: “Sunulan proje materyalleri, içerikleri ve içerdikleri bilgiler açısından resmî niteliktedir ve L-01-01 listesi ile belirlenen amacın RD gereksinimlerini tam olarak karşılamamaktadırlar.

Balakovo Nükleer Santrali tesisinin yeni ünitesi için seçilen yer, toprak stabilitesi, sismik durum, büyük bir sanayi kenti olan Balakovo’ya hem içme suyu hem de hidroekonomik yönden önemi bulunan Volga Nehri’ne tehlikeli yakınlığı açısından son derece kötüdür.”

Uzmanların vardığı sonuca göre proje teknik ile ekonomik göstergeler açısından savunulamaz niteliktedir değerli arkadaşlarım. Dolayısıyla da nüfus için yeterli radyasyon düzeyi ve çevre güvenliği güvenceleri veremez olarak değerlendirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu rapordan neden bahsettim? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bu rapordan haberi var mı acaba?

Şimdi, Mersin Akkuyu’da kurulması öngörülen VVER-1200 tipi nükleer reaktörler, Sovyetler Birliği’nin, eski Sovyetler Birliği, yeni Rusya’nın Balakovo’da inşa etmeye çalıştığı bu VVER-1000 tipi reaktörlerle aynı kategoride değerlendiren teknolojiye sahiptir.

Şimdi kendi ülkesinde güvenlik imtihanından geçememiş ve bu nedenle kendi ülkesinde inşa edilmesi yasaklanmış nükleer santrallerin Mersin Akkuyu’da kurulması planlanmaktadır değerli arkadaşlarım. Bu, gerçekten Türkiye açısından kabul edilemez bir durumdur.

Biz, bu kürsüde daha önceki bu anlaşmanın aslında Rusya tarafından hazırlandığını, âdeta onlar tarafından hazırlandığını ve bunun tercüme ettirilerek, onaylanarak kabul edildiği iddiasını savunurken bütün bu hususları dikkate almıştık.

Şimdi ben soruyorum Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına: Burada kurmaya çalıştıkları VVER-1200 tipi nükleer reaktörlerin güvenliği konusunda gerçekten bir araştırma yapılmış mıdır? Sovyetler Birliği tarafından hazırlanan bu resmî rapordan haberi var mıdır? Bu rapor kamu çevre kurumu raporudur, orijinali de buradadır değerli arkadaşlarım.

Yine, değerli milletvekilleri, bu nükleer santrallerin çevreye verdiği zararlar konusunda, bu kürsüden çok şeyler söylenildi ama bu konuda da yine Amerika’da Kaliforniya Eyaleti’nde, eyalet ve su kaynakları kontrol kurulu tarafından hazırlanmış bir rapor vardır. Bu raporla ilgili, gerçekten orada kurulu olan, “Diablo Canyon Power” denilen, “Plant” denilen bir nükleer santralin çevreye verdiği, deniz hayatına ve tarıma verdiği zararlar incelenmiştir ve bunların gerçekten deniz hayatını öldürdüğü ve tabiatı öldürdüğü, tarımı öldürdüğü tespit edilmiştir ve buradaki 2 tane nükleer santralin denize su şarj etmesi yasaklanmıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Doğu Akdeniz’in su sıcaklığı yazın 30 derecenin üzerinde, yani üç dört ay, yaz aylarında 30 derecenin üzerinde. Nükleer santrallerden çıkan ve denize şarj edilen suyun sıcaklığının Amerika’da 28-30 derece olması ve Avrupa Birliği standartları bakımından da 31 derece civarında olması kabul edilebiliyor.

Ama şimdi ben soruyorum: Zaten giriş suyu 30 derece olan ve çıkışta 50-60 derece sıcaklığa kadar yükselebilen bir bölgede kurulan nükleer santralin etkin ve verimli çalışacağından söz etmek mümkün müdür? Bu, tıpkı İspanya’da ve diğer ülkelerde kurulduğu gibi yaz aylarında etkin ve verimli çalışmayacaktır değerli arkadaşlarım.

Nükleer enerjinin kullanımı konusunda neredeyse tüm demokratik ülkelerde bu enerji çeşidinin keşfinden itibaren tartışmalar yapıldığı, her iki görüş savunucuları tarafından farklı özellik ve nedenlere dayanılarak iddiaların savunulduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Tüm bu süreçler boyunca çok sayıda bilim adamı, şirket, kuruluş vesaire tarafından hazırlanan, yayınlanan ve farklı derecelerde kabul gören beyanlar yapılmış ve raporlar hazırlanmıştır. Tüm dünyada her iki görüşü destekleyen pek çok çalışma bulunmaktadır. Nükleer reaktörlerin çift yanlı yapısı, yani bir yönüyle nükleer tepkime sayesinde oluşturulan muazzam enerjinin elektrik enerjisini elde etmekte kullanılabilmesi, diğer yönüyle elektrik enerjisi elde etme işlemi sırasında tepkimeye giren yakıt çubuklarının, atom bombasının temel malzemesi olan uranyum, sonraları ise plütonyum-(239)’un tek üretim yeri olması, kısa sürede dünya üzerinde pek çok reaktörün kurulmasının temel nedeni olmuştur. İnsanoğlu keşfettiği bu gücü kullanmıştır. Aradan geçen altmış dört yıllık süreçte bu enerjinin kullanım nedeni olduğu olumlu ve olumsuz sonuçlar teorik olarak değil, somut birer gerçek olarak insanoğlunun karşısına çıkmıştır.

Nükleer enerjinin kullanılmasının yarattığı sonuçlar, sanıldığı gibi sadece doğal hayat ve insan sağlığı üzerinde yol açtığı somut ve negatif neticeler ile değil, aynı zamanda ve belki daha çok maliyeti nedeniyle bu enerjiyi kullanan hükûmetlerin ve vatandaşların tepkisiyle karşılaşmıştır.

Günümüzde gelinen noktada enerjinin bir zaruret olduğu tartışmasızdır ancak konu nükleer enerji olduğunda diğer enerji üretme çeşitlerinden farklı olarak enerji elde etmenin bu maliyet ve riskleri göze almaya değip değmeyeceği noktasında tartışma başlamaktadır.

Bu nükleer enerjinin kullanımı için olmazsa olmaz tek koşul siyasi iradedir. Bu yöndeki siyasi iradenin varlığı ve maliyetini karşılama gücü nükleer enerjinin bir ülkede kullanılmasını sağlamaya yeterli olmaktadır. Zira, bu gücün kullanılmaya başlanması aşamasında devletlerin sahip olduğu bazı yaklaşımlar farklılaşmış, özellikle soğuk savaş ortamının etkisini kaybetmesiyle hayati önemdeki askerî bir sırrın devri anlamına gelen bu tesislerin başka bir ülkedeki inşası artık kârlı bir yatırıma dönüşmüştür.

Nükleer enerji santrallerinin inşasında bu inşa için harcanması gereken malzeme, bilgi ve teknoloji, sahip olunması gereken teknolojik altyapı ve işletilmesi için gerekli yakıtların üretilmesi imkânlarının dünya üzerinde sadece ABD, Kanada, Fransa ve Rusya gibi belli başlı ülkelerin tekelinde olması dünyanın neresinde, hangi ülkesinde olursa olsun açılan ihalelerle bu ülkelerin veya ABD örneğindeki gibi özel şirketlerden başka katılanın olmamasına neden olmaktadır.

Gerçekten, rapor konusu, bu sözleşmelere baktığımız zaman, olayları değerlendirdiğimiz zaman bu anlaşmanın aslında Türkiye’ye çok fazla bir katkı getirmediği, aslında bu anlaşmayla Türkiye’ye sağlanılan çıkarların ne olduğunun hâlâ anlaşılamadığı bilinen bir gerçektir değerli arkadaşlarım ve bu anlaşma gerçekten tek taraflı bir anlaşma; doğal gaz ve petrol bakımından Rusya’ya tamamıyla bağımlı olan Türkiye’ye nükleer enerji alanında da bağımlılık getirecek ve enerji alanında Türkiye’yi tümüyle bağlı hâle getirecek bir anlaşmadır. Bu anlaşmadan Türkiye’ye kalan miras, sadece bu nükleer santralin vereceği zararlar ve nükleer santralin meydana getireceği kazaların sorumluluğudur değerli arkadaşlarım.

Yapılan anlaşmanın 3’üncü maddesinde, geçmişte imzalanan, bu Meclis tarafından imzalanan anlaşmanın 3’üncü maddesinde, nükleer yakıt üretim tesisisin kurulacağı ve bu konuda tarafların ileride ayrıca mutabakata varacağı açıkça belirtilmektedir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu anlaşmanın 3’üncü maddesinde belirtilen, yani Türkiye Cumhuriyeti’nde nükleer yakıt üretim tesislerinin kurulması ve işletimi de dâhil olmak üzere nükleer yakıt döngüsü hakkındaki iş birliği ve teknoloji transferi taraflarca mutabakata varılacak ayrı koşullar çerçevesinde yürütülecektir denilmektedir.

Şimdi sormak istiyorum: Buradaki nükleer yakıt üretim tesisinden kastedilen şey, acaba 2 nükleer yakıt zenginleştirme tesisi midir? Sonradan devreye girecek olan 2 reaktörün üreteceği elektrik miktarını, alım garantisi verilmediğine göre, bunu Rus tarafına serbest piyasada satma hakkı tanındığına göre, kurulacak nükleer yakıt zenginleştirmede kullanılacak elektrik enerjisi miktarı da bu 2 reaktörün üreteceği elektrik miktarına eşit olduğu dikkate alındığında, teknik olarak, acaba orada üretilecek elektrik enerjisi ileride kurulması öngörülen nükleer yakıt zenginleştirme tesislerinde mi kullanılacaktır? Bu nükleer yakıt zenginleştirme tesislerinde yüzde 4’e kadar uranyum içeren yakıt çubuğu üretilebildiği gibi, tıpta kullanılan yüzde 20’ye kadar uranyum içerebilen yakıt çubukları da kullanıldığı ve hatta yüzde 90 uranyum (235) içeren nükleer yakıt üretme olanağı söz konusu olduğuna göre, bu nükleer yakıt zenginleştirme tesislerinde nükleer silah veya askerî teknolojide kullanılan nükleer silah üretilmesi söz konusu olabilecek midir? Ya da burada nükleer silah üretilmemesi için alınmış herhangi bir önlem ya da tedbir var mıdır? Bu soruların, kamuoyu tarafına, İktidar tarafından çok açık bir şekilde ve kamuoyunu tatmin edecek şekilde açıklanması gerekmektedir değerli arkadaşlarım.

Bunlarla ilgili olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına sık sık soru önergesi vermekteyim ancak bu soru önergelerine, tatmin edici, bilimsel yanıtlar verilmemektedir. Sayın Bakanın soru önergelerine vereceği cevabın aksine olan yanıtların hepsi bu dosyalarda, bu raporlarda mevcuttur değerli arkadaşlarım.

Bu nükleer sevdasından Türkiye'nin acilen vazgeçmesi gerekiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ve suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında yükseköğretim alanında işbirliği anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.564)”. TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim tutanağı, 3 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-11-03-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ve-suriye-arap-cumhuriyeti-hukumeti-arasi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
