# Türk borçlar kanununun yürürlüğü ve uygulama şekli hakkında kanun (s.s.:375)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim
- **Tarih:** 12 Ocak 2011
- **Gündem:** TÜRK BORÇLAR KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN (S.S.:375)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2011-01-12-turk-borclar-kanununun-yururlugu-ve-uygulama-sekli-hakkinda-kanun-s-s

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 12 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK BORÇLAR KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN (S.S.:375)); konuşma 1.994 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önceki konuşmamda da söylediğim gibi, bir hususu tutanaklara geçmesi ve şerh düşülmesi açısından söylüyorum: Dün kabul ettiğimiz Borçlar Kanunu Tasarısı ve bugün kabul ettiğimiz Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı ve bundan sonra görüşülecek olan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın, bu üç temel kanunun görüşülme sürecine, kanunlaşma şekline ilişkin uygulanan yöntemi bir hukukçu olarak içime sindiremediğimi belirterek konuşmalarıma başlıyorum. Aslında, gönül isterdi ki -bu tasarılar sekiz yıldır tartışılıyor, sekiz yıldır kamuoyunda görüşülüyor- komisyonlarda jet hızıyla, alelacele geçirilen, “çok sıkışıktır” diye hemen geçirilen bu tasarılar iki yıldır Meclisin gündeminde beklemesin. Eğer bu tasarılar gerçekten çok ivedi ise çok acil idiyse o zaman -çünkü bu gerekçeyle komisyonlardan alelacele geçirildi- komisyonlara sadece bu tasarıların hazırlanış sürecinde bulunan bilim kurulu üyeleri katıldı, başka, bu tasarıdaki düşüncelere karşı olan bilim kurulu üyeleri de gelip düşüncelerini belirtebilirlerdi. Yani böylesine önemli, bizim asırlar boyu geçerli olmasını istediğimiz bu tasarılar, bu görüşleri savunan ya da bu görüşlere karşı çıkan tüm bilim adamlarının görüşlerinin harmanlandığı bir ortamda enine boyuna tartışılarak yasalaşsa daha iyi olurdu ve Mecliste de madde metinleri… Ben dışarıdan gördüğüm tabloyu söylüyorum, Meclis Başkanı: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edenler… Etmeyenler… Tasarı maddeleri hiç görüşülmeden geçiyor. Tabii, bu bence kanun yapma tekniğine çok uygun bir durum değil ama bunun bu noktaya getirilip dayatılmasından iktidar partisi AKP’nin sorumlu olduğunu ben söylemeden geçemem. Çok ciddi sorumluluğu vardır, uzlaşmaz tavrının bir sonucudur bu.

Bu üç kanun tasarısının içinde kabul etmediğimiz, itiraz ettiğimiz birçok madde ve hüküm var. Bu madde ve hükümler, itiraz etmemize rağmen, sadece… Meclis Genel Kurulunda bizim İç Tüzük‘ten kaynaklanan haklarımız var? Nedir onlar? İşte, toplantı yeter sayısı isteme, karar yeter sayısı isteme, maddeler üzerinde önerge verme ve her maddede konuşma gibi İç Tüzük’ten kaynaklanan hakkımızı, bu tasarıların bir an önce kanunlaşması adına dondurduk, itirazlarımızı dondurduk yani ileride Sayın Adalet Bakanının çıkıp, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olduğu gibi, bir olumsuzluk ortaya çıktığı zaman “Canım, biz bu tasarıları Cumhuriyet Halk Partisiyle, MHP’yle beraber çıkardık.” dememesini ben diliyorum. Bunların olumsuz olacağı yönlerini biz komisyonlarda belirttik. Dolayısıyla, inşallah, umut ediyorum ve diliyorum ki bu üç kanun, uygulamada herhangi bir olumsuz sonuç doğurmaz. Bizim zaten, bunun olumsuz sonuçlar doğurması hâlinde, Cumhuriyet Halk Partisinin, halkın iktidarında, onları gerçekten düzelteceğimizin bilinmesini istiyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle bugün görüşülen Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yönteme ilişkin olduğunu ben söylemiştim. Şimdi, bir kısmı tabii ki yerel mahkemelerde dosyaların tıkanması, gibi bunların çok büyük nedenleri var. Bunlardan en önemlisi, en önemli nedenlerden birisi, hukuk eğitiminin kalitesinin giderek düşmesidir. Sanıyorum, yürütmenin başı olarak Sayın Adalet Bakanı da bu düşüncemize katılır. Önemli olan, burada ne kadar mükemmel yasalar çıkartırsak çıkartalım, bu yasaları uygulayacak olan insandır. İnsanların eğitiminin yani bu yasaları uygulamakla görevli insanların yani hukukçuların eğitim seviyesinin, eğitim kalitesinin artırılması gerektiğini ben düşünüyorum. En önemli nedenlerinden birisi yine, tabii ki bu yasaları uygulamakla görevli olan yargıç sayısındaki azlık. Bir yandan Avrupa Birliği ülkelerinden bahsediyoruz, her ağzımızı açtığımızda onu söylüyoruz ama Avrupa Birliğinde hâkim başına düşen kişi sayısı ile Türkiye’deki hâkim başına düşen, yargıç başına düşen kişi sayısı arasında çok ciddi farklılıklar olduğunu sanıyorum hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şu anda, mevcut Adalet Bakanlığının verilerine göre, 3 bin civarında hâkim açığı, yerel mahkemelerde yani yasal norm kadroya göre bu kadar hâkim açığı olduğu söylenilmektedir. Bu hâkim açıkları bugüne kadar bir türlü kapatılamamıştır. Bunun gerekçesini Sayın Bakan televizyonlarda açıklıyor, diyor ki: “Bir sınav yapıyoruz, bizim yaptığımız sınavı Danıştay iptal ediyor.” Tabii, ben köyde oturan bir vatandaş olarak televizyonu dinlediğim zaman koskocaman Bakanın söylediği bu lafa inanmak durumundayım. Yani inanmayacak değilim ya, bu lafı Bakan söylüyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Danıştay ya da bu mahkemeler neden kurulmuş yani Danıştayın görevi ne? Danıştayın görevi, yürütmenin yaptığı işlemlerin yasalara uygunluğunu denetlemek değil midir? Elbette ki Adalet Bakanlığının yaptığı işlemi yani sınav işlemini, hâkimleri mesleğe alma işlemini, Adalet Bakanı, yasa ve hukuka uygun olduğu inancıyla yapmıştır. Ama bunun hukuka aykırı olup olmadığını tespit ve tayin etme görevi bu işlemi yapan idarenin görevi değildir, bunu tespit ve tayin etme görevi yargının denetimindedir. Yani burada da Bakanın ya da Bakanlar Kurulunun böylesine… Hâkim ve savcıların hukuk kurallarına ve yasaya uygun olarak, sınavla alınıp alınmadığını denetleme görevi Danıştayındır, şimdi “Danıştay benim yaptığım sınavları iptal etti.” diye suçlanmasının gereği yoktur.

Yani şunu demek mümkün değildir: “Ben istediğim gibi, istediğim şekilde, istediğim tarzda ve istediğim kişileri hâkim ve savcı olarak alırım.” Bunu deme hakkı ve yetkisi, demokratik hukuk devletinin bakanının elinde olmaması gereken bir haktır. Yani demokratik hukuk devletinin bakanı istediği kişiyi, istediği zaman, istediği sayıda hâkim ve savcı olarak alma hakkına sahip değildir; elbette ki yasalarda öngörülen, hukuk kurallarında öngörülen yöntemlere uyarak hâkim ve savcıları almak durumundadır ve bunun yargı denetimine tabi olmasını da hazmetmek durumundayız. Yani demokratik hukuk devletinin bakanı ile ilkel hukukun hâkim olduğu, çağ dışı hukukun hâkim olduğu ülkelerdeki bakanın arasındaki fark, demokratik hukuk devleti adalet bakanının da başbakanın da diğer bakanların da yani yürütme organının başındaki kişilerin yargı tarafından yapılan işlemleri hazmedebilmeleridir. Yani bir bakan eğer yaptığı işlemin yargı tarafından denetlenmesini hazmedemiyor ise o, demokratik hukuk devletinin bakanı değildir.

Değerli arkadaşlarım, Danıştayın görevi kendi yasasında belirlenmiş, Anayasa’da belirlenmiş. Anayasa’da ve yasada belirlenmiş görevini yapması nedeniyle Danıştayı suçlamak mümkün değildir. Eğer Adalet Bakanlığının yaptığı sınavlar 4 kez iptal edilmişse Danıştay tarafından, burada 4 kez hukuka aykırılık yapılmış demektir. O zaman illa da “Ben, bu Danıştay kararında öngörülen hukuka aykırılığa aldırmadan, kendi istediğim adamları hâkim ve savcı yapacağım.” diye ısrar etmenin anlamı nedir?

Değerli milletvekilleri, bir konu daha söylemek istiyorum. Yargıtay Yasasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı Hükûmet tarafından hazırlandı, 2007 yılının Ocak ayında Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildi ve bu kanun tasarısı, seçimlerden sonra, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek tarafından, Başbakan adına yenilendi. Bu, Yargıtay Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi Yargıtay Kanunu’nun 5’inci maddesinde değişiklik yapıyor; mevcut 21 hukuk dairesini 13’e, mevcut 11 ceza dairesini 7’ye düşürüyor; 250 Yargıtay üyesinin 150’ye düşürülmesini öngörüyor. Bu tasarı 6 Şubat günü Adalet Komisyonuna gelmiş, 2008’in 6 Şubatında. Orada, Cumhuriyet Halk Partili üyeler, Yargıtayda daire sayısının ve üye sayısının düşürülmesine karşı çıkmışlar. Hem tasarının, bu maddenin gerekçesinde hem de o dönemdeki Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarında, bu kanun tasarısının, bu maddenin getiriliş gerekçesi: İstinaf Mahkemeleri Yasası’nın yürürlüğe girecek olması nedeniyle iş yükünün azalacağı ileri sürülmüş. 2007 yılında istinaf mahkemelerinin daha yürürlüğe girip girmeyeceği 2011 yılında atılmış iken yani istinaf mahkemelerinin faaliyete girme olasılığı daha azken istinaf mahkemelerinin yürürlüğe gireceği nedenle Yargıtay üye sayısını düşürmeye çalışan anlayış, istinaf mahkemelerinin yürürlüğe girmesi öngörülen 2011 yılında Yargıtay da üye sayısı ve daire sayısını artırma çalışmalarının içine girmiştir.

Şimdi, 8 Şubat 2008 günü Adalet Komisyonunda -sanıyorum Komisyon Başkanı ve Komisyon üyelerimiz hatırlarlar- bu konuda yaşanan sert tartışmalardan sonra Adalet Komisyonu Başkanımız bu gerilimin toprağa verilmesi, öfkenin toprağa verilmesi gerektiği anlayışıyla o dönemki Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin’le birlikte Yargıtay Başkanıyla yaptıkları görüşme sonucunda 8 Şubat 2008’de bu tasarıyı alt komisyona sevk ettiler.

Şimdi ne değişti de, değerli arkadaşlarım, Adalet Bakanı bugün Yargıtaydaki daire sayılarının artırılmasını ve üye sayılarının çoğaltılmasını savunmaktadır, buna ilişkin çalışmalar yapmaktadır? Yani 2007 yılında istinaf mahkemelerinin faaliyete geçme olasılığının çok uzun bulunduğu bir devirde siz daire sayısını ve üye sayısını azaltmayı savunurken bugün faaliyete geçmesi gereken bu yılda bu daire sayılarını artırmayı, üye sayısını artırmayı savunmak çelişki değil midir? O günden bugüne ne değişmiştir? O günden bugüne hükûmet aynı Hükûmettir. Bakan değişmiştir, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin gitmiştir, onun yerine AKP Grup Başkan Vekili Sayın Sadullah Ergin Adalet Bakanı olmuştur. Başka önemli bir değişiklik daha vardır değerli arkadaşlarım, o da, Yargıtaya üye seçme yetkisine sahip olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı değişmiştir. Bundan önceki yapıda öyle anlaşılıyor ki Adalet Bakanı ve Hükûmet, Yargıtaya seçilecek üyeleri kontrol edemeyecekleri düşüncesiyle o tarihteki üye sayısını düşürmek suretiyle Yargıtayı ele geçirebileceklerine inanmışlar ki o zaman üye sayısını düşürmeye çalışmışlardır.

Şimdi, yapılan o büyük yargı reformundan sonra bu ileri demokrasi döneminde gelinen noktada artık Yargıtaya üye seçecek Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısı değiştiği için, bu yapıda kendi istedikleri adamı Yargıtay üyesi seçtirme olanağına kavuştuğuna inanmış olacaklar ki Yargıtayın üye sayısını artırarak Yargıtayı ele geçirme amacıyla hareket ettikleri yönündeki kamuoyunda var olan kuşkuyu artırmaktadırlar değerli arkadaşlarım. Bunun başka hiçbir açıklaması olamaz. Sayın Adalet Bakanı kamuoyuna 2007’deki durumla bugünkü durum arasındaki çelişkiyi açıklamak durumundadır.

Değerli milletvekilleri, halkın ihtiyacı olan yasaları bu Meclis yapmak durumundadır yani siyasi iktidarın yandaşlarının ya da koruma altında olan kişilerin ihtiyaç duyduğu yasaları değil, büyük Türk milletinin, büyük Türk halkının ihtiyaç duyduğu yasaları hukuk kurallarına uygun şekilde bu Meclis yapmak durumundadır.

Bakın, 2008, 2009, 2010 yılında yaşanan krizden sonra, Hükûmet “Kamu Alacaklarının Yapılandırılması” adı altında bir kanun tasarısı getirdi Plan ve Bütçe Komisyonuna. Bu torba yasa, şimdi oldu çuval yasa. İçine ne bulunursa katıldı, kamu alacaklarının tasfiyesi dışında, alacak-borç ilişkilerinin tasfiyesi dışında akla ne gelirse, bununla ilgisi, uzaktan yakından ilgisi olmayan her şey bunun içine katıldı. Hatta, değerli arkadaşlarım, ihtisas komisyonlarında görüşülmesi gereken birtakım kanun tasarı ve teklifleri dahi buralarda önergeler vasıtasıyla gündeme getirildi ama o krizin en önemli mağduru olan ve kamuoyunda “çek mağdurları” olarak bilinen kişilerin sorunlarının çözümü, bunların dertlerinin dermanı için herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Çağdaş hukuk sisteminde olduğu gibi karşılıksız çek keşide etme suçunun suç olmaktan çıkarılması gerektiği konusundaki söylemlerimiz, 2009 yılında kabul edilen 5941 sayılı Çek Kanunu sırasında biz söyledik ama gelinen noktada bu sorunların çözülmediği çok açıktır değerli arkadaşlarım. 2009’dan bu yana baktığımızda, demin de söyledim, Yargıtay 10. Ceza Dairesi karşılıksız çek suçlarına bakmaktadır. Bugün bu ceza dairesinde 59.219 dosya vardır değerli milletvekilleri. Bu dosyaların 45.586 tanesi çek dosyasıdır. Şimdi, yargı nasıl tıkanmış, görüyor musunuz? Yani 59.219 dosyadan 45.586 dosya ceza hukukunda suç genel teorisi içerisinde hiçbir sorumluluk esasına dayanmayan karşılıksız çek keşide etme fiilinin suç kabul edilmesi nedeniyle olmuştur.

Şimdi, Avrupa ülkelerinde böyle bir uygulamanın olmadığını söylüyoruz. Adalet Bakanı basına yansıyan demeçlerinde karşılıksız çek keşide etme fiilinin suç olmaktan çıkarılması gerektiğini savunuyor, Komisyon Başkanı, daha TV8‘de yaptığı programda karşılıksız çek keşide etme suçunun ya da bazı suçların suç olmaktan çıkarılarak yargının önünün açılması gerektiğini veya buna benzer laflar söylüyor, Yargıtay 10. Ceza Dairesi bu karşılıksız çek keşide etme suçunun suç olmaktan çıkarılması gerektiğini söylüyor, Türk ticaret hukukunu hazırlayan Ünal Tekinalp bunu söylüyor, Ceza Muhakemesi ve Ceza Kanunu’nu hazırlayan Sayın İzzet Özgenç Komisyonda bunun böyle olması gerektiğini söylüyor, milletvekilleri burada söylüyor ama nedense, değerli arkadaşlarım, bir türlü biz Çek Kanunu’nda karşılıksız çek keşide etme suçunun suç olmaktan çıkarılmasını öngören bir düzenleme yapamıyoruz. Bunun tek sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisidir.

Çek mağdurlarından bizlere mektup gelmektedir, telefon gelmektedir. Basına verilen demeçlerde, bunun aslında Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından kabul edildiği ama muhalefet tarafından engellendiği şeklinde söylemlerin yapıldığına yönelik duyumlar almaktayız. Çok açık söylüyorum bu Meclis kürsüsünden: Bu duyumların, bu iddiaların doğru olduğuna ben inanmıyorum ama biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, karşılıksız çek keşide etme suçunun suç olmaktan çıkarılması gerektiğinin hem çek alacaklıları yönünden hem çek borçluları yönünden hem de işleyen ekonomi yönünden daha uygun bir durum olduğunu düşünüyoruz.

Bu nedenle, Adalet ve Kalkınma Partisi hemen ivedilikle… Biz bu konuda bir kanun teklifi verdik. Yine Plan ve Bütçe Komisyonunda kamu alacaklarının yapılandırılmasına ilişkin kanun tasarısı görüşülürken üyelerimiz tarafından önergeler verildi ama reddedildi. Şimdi ben Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna çağrıda bulunuyorum: Bizim verdiğimiz kanun teklifi Adalet Komisyonu raflarında bekletilmektedir. Eğer verdiğimiz kanun teklifini beğenmiyorsanız siz bir kanun teklifi hazırlarsınız ya da bir tasarı hazırlarsınız, bunu Komisyona getirirsiniz, burada gerçekten bu karşılıksız çek keşide etme suçunu suç olmaktan çıkararak, bilimsel, uluslararası hukuk kurallarına uygun bir düzenleme yaparız ve insanların evlerinden kaçak yaşamasının da önüne geçmiş oluruz diye düşünüyorum ve binlerce çek mağdurunun da gerçekten yaralarına merhem olmuş diye düşünürüm.

Çek alacaklısı mağdur değildir değerli arkadaşlarım. Nasıl ki senet alacaklısı mağdur değilse, bir mahkeme ilamındaki dayanan bir alacaklı mağdur değilse, mahkeme ilamından daha güçlü şiddete sahip olmayan çek alacaklısı mağdur değildir. Çek alacaklısı vadeli çeki alırken o çekin karşılığının o anda olmadığını bilerek almıştır. Çek vadeli bir alışverişin aracı değildir. Çek peşin alışverişin bir aracıdır, ödeme aracıdır. O hâlde siz ileri tarihli bir çek alıyorsanız o çekin keşide edildiği tarihte karşılığının olmadığını biliyorsunuz demektir. Yani siz yasaya dolanmışsınız demektir. Bunun içerisinde çek alacaklısının da böyle bir tutum ve davranışı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Türk borçlar kanununun yürürlüğü ve uygulama şekli hakkında kanun (s.s.:375)”. TBMM Genel Kurulu, 50. Birleşim tutanağı, 12 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2011-01-12-turk-borclar-kanununun-yururlugu-ve-uygulama-sekli-hakkinda-kanun-s-s (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
