# Yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.725)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim
- **Tarih:** 30 Mart 2011
- **Gündem:** YARGI HİZMETLERİNİN HIZLANDIRILMASI AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.725)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2011-03-30-yargi-hizmetlerinin-hizlandirilmasi-amaciyla-bazi-kanunlarda-degisikli-3

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 30 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YARGI HİZMETLERİNİN HIZLANDIRILMASI AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.725)); konuşma 522 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, demin de konuştum, en büyük tehlike insanları özgürlüğünden yoksun bırakmaktır ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, daha arama ve el koymadan itibaren bütün bu olayların özenle yapılması gerektiğini belirtiyor. Arama ve el koyma, özel yaşamla bağlantılı olduğun-dan AİHM kararları bu konuda çok titiz. AİHM, yapılan aramaların iç hukuka uygun olmasını, meşru bir amaç gütmesini, demokratik bir toplum için gerekli olmasını, elde edilmek istenen amaçla orantıları arıyor. AİHM’in üzerinde durduğu nokta, ulusal yasalarda keyfîliği önleyecek yeterli güvencelerin bulunup bulunmadığı, uygulamada gerekli özenin gösterilip gösterilmediğidir.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, AİHM, ulusal yasalarda yargıç ve savcıların keyfîliğini önleyecek düzenlemelerin bulunup bulunmadığını dikkatle araştırıyor. Arama izninin soyut olmaması gerektiğini belirtiyor. Bu tür davalarda dikkat ettiği hususlardan birisi, yargıcın polise arama yetkisi veren izninin nasıl yazıldığı. “Bu izin çok geniş ve soyut olmamalıdır.” diyor. “Arama makul bir kuşkuya dayanmalıdır.” diyor. Bu kuşkunun ne olduğu açıkça belirtilmelidir. Evinde arama yapılan kişiye yöneltilen bir suç yoksa, arama izni konusunda AİHM büsbütün titiz davranıyor. Yargıcın ver-diği yazılı izinde aramaya yol açan kuşkunun çok açık bir biçimde anlatılmasını ve el koymaya konu olacak belgelerin belirlenmesini istiyor. Funke Fransa davasında AİHM aramada keyfîliği önleyecek yeterli güvencelerin olmadığı sonucuna varıyor ve özel yaşamın ihlal edildiğine dair karar veriyor. Bu sonuca ulaşırken AİHM’in dikkate aldığı ögelerden biri de Funke’ye herhangi bir suç yöneltil-memesiydi. Yine, el konulan eşyaların kanıt niteliği taşıması gerektiğini belirtiyor. Kanıt niteliği ta-şıyan bilgiler içeren belgelere el konulması da yaşamla ilgili, o nedenle aramada olduğu gibi el koymada da bazı istisnalar dışında yargıç izni gerekiyor. Kanıt niteliği taşımayan CD’lere, kitaplara ve özel eşyalara el konulması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açısından özel yaşamın ihlaline yol açıyor. Ceza Muhakemesi de el konulan aletlerin, araçların kanıt niteliği taşımasını öngörüyor.

Değerli milletvekilleri, korku egemen olunca hukuk ortadan yok oluyor. Türkiye’de görülmekte olan davaların en önemli özelliklerinden birisi tutuklananların kimlikleri, yöneltilen suçlamalar, toplumda genel bir sindirme, korku havası yayıyor. İşin en kaygı verici yanı da burası. Hannah Arendt'in “Totalitarizmin Kaynakları” adlı kitabında korkunun totaliter rejimlerin en büyük özelliği olduğu belirtiliyor. Arendt'e göre bir noktadan sonra korku muhalefetten de bağımsız hâle gelir, herkesi kap-sar, toplumda kimsenin önünde duramadığı en egemen öge olur. Totaliter bir devlette korkunun yayılması için hukukun dışına çıkmaya gerek yoktur, yasaların uygulanmasıyla korku yayılır. Ancak totaliter rejimlerde yasaların uygulanmasının amacı bireyin haklarını korumak değil, bireyi ortadan kaldırmaktır. Yasalara uygunluk ve adalet farklı şeylerdir.

Bugünlerde bu görüşleri belleklerimize iyice kazımalıyız. Çünkü, daha Türk Ceza Kanunu’nda yazılmayan suçlardan dolayı insanların suçlanması, yayınlanmamış, basılmamış kitapları bulunduranların bir örgüte suç işleyeceği varsayımının artık Türkiye’de bu olayların hangi boyuta geldiğinin en somut kanıtlarıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün görülmekte olan davalarla ilgili esasa ilişkin eleştiriler farklıdır. İtiraz edilen konu şudur: Mahkemenin yönteme ilişkin, usule ilişkin kararlarının gerekçeli olmamasıdır. Burada hep konuşuldu, denildi ki: “Efendim, mahkeme kararları eleştirilemez.” imiş. Peki, mahkemenin yargılama usullerine ilişkin kararları eğer hukuka uygun değilse ve yasaya uygun değilse, özellikle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun değilse ne yapacağız? Yargı-lamayı hâkim ve savcıların keyfine mi bırakacağız? Burada yasak olan şey, davanın esasına ilişkin konuşmamaktır, davada yargılanan kişilerin suçluluğu ya da suçsuzluğu üzerine konuşmamaktır ama yargılamanın yöntemiyle ilgili eleştiriler yapılmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.725)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 30 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2011-03-30-yargi-hizmetlerinin-hizlandirilmasi-amaciyla-bazi-kanunlarda-degisikli-3 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
