# Bor ve ürünleri araştırma enstitüsü kurulması hk.kan tas. ( s.sayısı :135 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Topuz (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 29 Mayıs 2003
- **Gündem:** BOR VE ÜRÜNLERİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ KURULMASI HK.KAN TAS. ( S.SAYISI :135 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-topuz-22-2003-05-29-bor-ve-urunleri-arastirma-enstitusu-kurulmasi-hk-kan-tas-s-sayisi

> Ali Topuz (CHP), 29 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BOR VE ÜRÜNLERİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ KURULMASI HK.KAN TAS. ( S.SAYISI :135 )); konuşma 2.348 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubum ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bor, bilindiği gibi, stratejik bir maden kaynağımız. Son yirmibeş yılın, üzerinde yoğun tartışma yapılan bir konusu. Ulusal çıkarlarımız, ekonomimiz ve geleceğimiz açısından büyük önem taşıyan bir konu. Bu konuda araştırma enstitüsü kurulmasına ilişkin tasarı üzerinde düşüncelerimi arz etmeden önce, bor mineralleri, bor madenlerimizle ilgili kısa bazı hatırlatmalar yapmayı yararlı görüyorum.

Konunun önemini kavrayabilmek, konunun taşıdığı riskleri anlayabilmek ve hangi konularda dikkatli davranmamız gerektiği konusunu doğru tespit edebilmek amacıyla, borla ilgili bazı genel bilgileri tekrarlamakta yarar var.

Bu konulara geçmeden önce, konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisine intikalinden bugüne kadar geçen dönem zarfında komisyonlarda meydana gelen gelişmeleri ve komisyonlarda yapılan çalışmaların önemli olduğunu zannettiğim bir iki yanını bilgilerinize sunmak istiyorum.

Bu konu, nisan ayının 8'inde Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, 16 Nisanda Sanayi ve Teknoloji Komisyonundan çok acele, çok süratli bir çalışmayla, ikibuçuk saatlik bir çalışmayla geçirildi ve 22 Nisan 2003 tarihinde de Plan ve Bütçe Komisyonunun gündemine geldi. Tümü üzerinde yapılan görüşmeler sırasında, bu konunun, aceleye getirilmemesi gerektiği, sadece, iktidar ve muhalefet partilerinin görüşleriyle yetinmemek gerektiği, konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin, başta, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı ilgili mühendis odalarının, bu konuyla ilgili birtakım kurumların; örneğin, TÜBİTAK, MTA gibi kurumların ve tabiî, en önemlisi de bu konuda ulusal, millî bir kurumumuz olan Eti Holdingin konuyla ilgili açıklamalar yapmasının ve katkılarını ortaya koymalarının gerekliliği üzerinde durduk. Sayın Bakanın ve Sayın Komisyon Başkanının da uygun görmesi üzerine, ilgili meslek odaları toplantılara çağrıldı.

Bakanlık, konuyla ilgili bir bilgilendirme toplantısı yaptı ve Eti Holding, komisyona geniş kapsamlı bir açıklama yaptı. Toplantılara, 5 mühendis odası; maden mühendisleri, jeoloji mühendisleri, kimya mühendisleri, metalurji mühendisleri ve jeofizik mühendisleri odalarından temsilciler katıldı; kurumlardan, TÜBİTAK'tan, MTA'dan temsilciler katıldı; maalesef, çağrıldığı halde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden temsilci katılmadı. Katılan temsilciler, yazılı raporlar verdikleri gibi, kısa da olsa, 5'er dakikalık sözlü teklifleriyle de, hem altkomisyona hem de bilgilendirme toplantısı sırasında komisyon üyelerine geniş çaplı bilgi verdiler.

(1)135 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bir kere, buradan, odalardan ve ilgili kurumlardan katılarak, konuyla ilgili duyarlılıkları ortaya koymuş olan temsilcilere, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden teşekkür etmek istiyorum. Gerçi, bu temsilcilerin söylediklerinin hemen hemen hiçbirisi tasarıya yansımadı. Belki, Genel Kurulda bazı konuların, varılacak ortak bir görüşe dayanılarak yansıması sağlanabilir, o ihtimali açık bırakarak söylüyorum, tasarıya herhangi bir yansıma, geniş ölçüde bir yansıma, maalesef yapılamadı. Konu, Genel Kurulumuzun gündemine bu aşamalardan geçerek geldi.

Tabiî, Sayın Bakanın, bu konunun içinden gelen bir teknik adam, uzman kişi olması, işlerimizi hem kolaylaştırıyor hem zorlaştırıyor. Kolaylaştırıyor, konuyu çok iyi bildiği için, gerçekten o konuda hem katkı yapıyor hem de tartışmanın bir anlamı oluyor. Zor tarafı şu: İşi çok iyi bilen bir bakan, kendisi dışındakilerin düşünceleriyle ilgili olarak yeteri kadar alıcı oluyor mu olmuyor mu, o konuda şüphem var.

Sayın Bakanın çok iyi niyetli olduğunu biliyorum; ama, bu, hepimiz için geçerlidir, ben de çok iyi bildiğim bir konuyla ilgili çok fazla etki altında kalmam, kendi kişiliğimde de bunu yaşarım, her insan yaşayabilir. O nedenle, hem yararlı hem zararlı diyorum; çünkü, her türlü düşünceyi almadan, karar verici noktada bulunan insanların doğru bir karar vermesi mümkün değildir. Bir işi yapan bir insanın, o işi bilmesi, danışmanlarından yararlanarak o işi yapması kolaydır, kararı kolay verirler; ama, devlet adına bir iş yapılırken, kamu adına bir iş yapılırken, orada, acaba kendi düşüncemiz karşıt düşünceler yanında doğru mudur değil midir, onu tartmanın da çok önemli olduğunu, altını çizerek belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu açıklamadan sonra, borla ilgili, bildiğiniz, bazı kısa bilgileri tekrarlamak istiyorum. Bilindiği gibi, bor cevheri, Türkiye'de, çok zengin bir rezerve sahiptir. Tahmin edilen rezerv 2,5 milyar tonun üzerinde ifade edilmektedir. Bunun çok yüksek olduğunu söyleyenler de vardır; ama, öyle anlaşılıyor ki, yüksek bir rezervimiz var; dünya rezervinin yüzde 64'ünü teşkil ediyor. Bizden sonra da, sırada, yüzde 14'le Rusya, yüzde 10'la Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Türkiye rezervlerinin ekonomik ömrü beşyüz yılın üzerinde olarak hesap ediliyor. Oysa, rakiplerimizin, özellikle Amerika'nın, piyasayı elinde tutan Amerika'nın rezervlerinin ömrünün otuz kırk yıl civarında olduğu söyleniyor, elli altmış diyenler var; kullanma biçimine, borun yaygınlaştırılmasına ve kullanma alanlarının genişlemesine bağlı olarak bunun yirmi seneye kadar da inebileceği söyleniyor; yani, anlaşılıyor ki, dünyada tekel durumuna gelmiş bir konumumuz var.

Türkiye'de, bu işi, Etibanktan devralarak, Eti Holding kuruluşumuz yürütmektedir; yasalarla da kendisine ayrıcalık tanınmıştır; araştırma, işleme, değerlendirme ve pazarlama aşamalarını kapsayan yetkileri vardır. Eti Holdingin dünyada bir tek önemli rakibi vardır; bilindiği gibi, o da, US Borax'tır; Amerika Birleşik Devletlerindeki kaynakları işleten, dünyanın pek çok ülkesinde de aynı işi yapan bir büyük holding; fakat, bu holdingin asıl sahibi, bir İngiliz şirketi olan Rio Tinto. Rio Tinto, bir büyük ahtapot bu alanda, çok büyük bir kuruluş, US Borax'ın da sahibi ve dünya piyasasını o yönlendirmeye çalışıyor; Eti Holding de, 1978'den bu yana, onun karşısında, bir başka güç olma yolunda.

Değerli arkadaşlarım, günümüzde, borun yıllık üretim değeri 1,2 milyar dolar olarak hesaplanıyor; bunun yüzde 65'ini US Borax üretiyor, ancak yüzde 21,7'si Eti Holding tarafından üretilebiliyor. Boraks, cevher olarak ve ondan sonra, zenginleştirilmiş cevher ve daha da ileri aşamalarda ürüne dönüştüğünde çok büyük katmadeğerler kazanıyor; birinci aşamada 1 birim olan değeri, zenginleştirme aşamasında 5 birime çıkabiliyor, 5 kat değerlenebiliyor, rafine ürün aşamasında 10 katın üzerine çıkabiliyor değeri, uç ürünlere varıldığı zaman 50 kattan başlayıp belki 100 kata kadar, 100'ün de ötesinde, teknolojinin gelişmesine göre, çok yüksek bir katmadeğer yaratıyor. O nedenle de, Türkiye için çok büyük bir önem taşıyor; dünya için önemli, Türkiye için önemli.

Türkiye'deki bor madenleri, 1950'li yıllarda, Rio Tinto'nun kuruluşu olan bir İngiliz şirketiyle, Etibank ve Türk özel sektörü tarafından serbestçe aranabiliyordu. 1960'lı yıllara gelindiğinde, Rio Tinto, Türkiye'deki bu arama işinin önüne bir engel çıkabileceğini düşünüp Türk Borax adında bir şirket kurarak yine çalışmalarına devam etmiş Etibank ve Türk özel sektörüyle beraber. 1978 senesine gelindiği zaman çok önemli bir değişim olmuş. 1978'de, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarda olduğu bir dönemde, Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal'ın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı olduğu dönemde çıkarılan 2172 sayılı Yasayla özel kuruluşlara ait bütün bor ruhsatları iptal edilmiş ve bütün arama ruhsatları Etibanka verilmiştir; yani, devletleştirilmiştir. Bu, bor alanında çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.

Bu devir muamelelerinden, devletleştirmeden önceki dönemde Türkiye için kabul edilebilen rezerv miktarı, devirden hemen sonra yapılan çalışmalarla anlaşılmıştır ki, en az, daha evvel özel şirketlerin ifade ettikleri rezerv miktarının 4 katıdır, 4 katının üzerinde bir rezervin olduğu ifade edilmiştir, saptanmıştır. Bu da, bu konuyla ilgili olarak özellikle Rio Tinto tarafından yürütülen bir strateji doğrultusunda, bu rezervin çok önemli olmadığı düşüncesi yayılarak, ileriye dönük olarak kazanacakları imtiyazlarla boraksı kendi tekellerine aktarmaya, kendi inisiyatiflerine aktarmaya çalışma arzusunun bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır; çünkü, bu, yüz yüzelli seneden beri, Türkiye'deki madenlerle ilgili izlenen stratejinin de bir parçası olarak gündeme gelmiştir.

Bu devletleştirmeden sonra, Eti Holding; yani, Etibank devreye girdikten sonra, birden bire bu alanda Türkiye'yle ilgili çok önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır. Şu tablo, galiba, şimdi söyleyeceğim rakamlar gerçeği açık bir şekilde ortaya koyacaktır: 1978 öncesi 660 000 000 ton civarında hesap edilen rezerv, 1978 sonrası 2 milyar tonun üzerinde hesaplanmıştır, demin söylediğim gibi, 2,5 milyar ton iddiaları vardır. Rezervde dünya payımız, 1978 öncesi yüzde 16 iken, 1978 sonrası ve günümüzde yüzde 64'tür. 1978'den önce üretimde dünya payı yüzde 11 iken, bugün yüzde 31'dir. Ham borun ton fiyatı 1978'den önce 40 ilâ 50 dolar/ton olarak işlem gördüğü halde, bugün, 150 ilâ 400 dolar/ton olarak karşımıza çıkmaktadır. Rafine ürün 1978'den önce üretilmiyordu. Rafine ürün 250 ilâ 600 dolar/ton olarak ifade edilebiliyor. 1978'de toplam ihracat geliri 83 000 000 dolarken, 1978 sonrası yıllık 250 000 000 doları bulmuş. 1978'de bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, Eti Holding tarafından yirmi yılda yaklaşık 350 000 000 dolarlık bor tesisleri yatırımı yapılarak, yaklaşık 3,5 milyar dolarlık bor satış geliri elde edilmiştir.

1978'den sonra, 1983 yılında 2840 sayılı Yasa çıkarılmış ve 2840 sayılı Yasanın 2 nci maddesi borla ilgili yeni bir durum, işi tahkim edici bir durum yaratmıştır. 2 nci madde "bor tuzları, trona, asfaltit, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi devlet eliyle yapılır. Bu madenler için 6309 sayılı Maden Kanunu gereğince gerçek ve özel hukuk tüzelkişilere verilmiş olan ruhsatlar iptal edilmiştir" diyor. Güvenceyi daha artıran bir durum söz konusu olmuş; ama, ne yazık ki, 15 Haziran 1985 tarihinde, ANAP İktidarı döneminde, 3213 sayılı Maden Kanununun 49 uncu maddesiyle, özel sektör ve yabancılara bir kapı aralamaya çalışılmıştır. 49 uncu maddede "2840 sayılı Kanun hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve asfaltit madenlerinin aranması ve işletilmesi bu Kanun hükümlerine tabidir. Bunların ihracatına ait usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca tespit edilir" denilmiştir. Bu, sürecin belli bir aşamasında, rezervin belli bir bölümünün Eti Holdingin dışına çıkarılmasına imkân veren bir hükümdür. Şu anda görüşülmekte olan Maden Kanununa -bize verilen bilgilere göre- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda yapılan görüşmeleri sırasında eklenen bazı maddelerle, buna benzer başka birtakım kolaylıklar daha sağlanarak, Eti Holdingin, bordaki tekel durumunu zaafa düşürebilecek yeni bir sürecin başlama ihtimali olduğunu görmekteyiz.

Bu oturum başlamadan önce Sayın Bakanla ayaküstü yaptığımız bir değerlendirmede, böyle bir şeyin olmadığını veya olmayacağını ifade etmiştir; buna inanmak istiyorum. Maden Kanunu, şüphesiz, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldükten sonra Genel Kurulumuza gelecektir. Orada, tehlikeli bir durumun olup olmadığını, hep birlikte tespit edeceğiz. Sayın Bakanın, bizim gibi düşündüğünü söylemiş olmasını bir güvence olarak kabul ediyorum; millî kurumumuzun bordaki imtiyaz haklarını herhangi bir şekilde zedeleyecek bir gelişmeye fırsat vermeyeceği yolunda ifade ettiği düşüncelerini bir güvence olarak kabul ediyorum ve bunu birlikte değerlendirerek, bu konuda birbirimizi ikna etmemize de gerek olduğunu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, daha sonra bu konuyla ilgili olarak, geçtiğimiz hükümetler döneminde, maalesef, çok önemli birtakım olumsuz gelişmeler olmuştur. Zaten, bor meselesi gündeme geldiği zaman, bizi en çok tedirgin eden, duyarlılıklarımızı harekete geçiren konu da, bor madenleriyle ilgili bir özelleştirme talebinin resmî olarak gündemlere taşınmış olmasıdır. Bor madenleriyle ilgili bir özelleştirme talebi, zaten, sürekli gündemdedir. Biraz evvel söyledim; dünyada büyük bir dev haline gelmiş olan Rio Tinto ve onun bütün hisselerine sahip olduğu US Borax, tekel olarak, her şeyi eline geçirmek istiyor. US Borax'ın, elinde bulunan işletme ruhsatı alanlarının birkaç yıl içerisinde -diyelim, on onbeş yıl, yirmi yıl içerisinde- yok olacağını düşünürsek, elbette ki, bizim kadar zengin bor yatağı olan bir ülkenin bu yataklarını ele geçirmenin yollarını araması, onlar açısından normaldir; ellerinde büyük güçler vardır. Demin söyledim; bir ahtapot gibidirler. Bunlar, bu işi ele geçirebilmek için, bugüne kadar ülkemizde her türlü yola başvurmuşlardır, bundan sonra da başvuracaklardır. Bunlar, üniversiteleri etki altına almanın kolay yollarını bilirler; oralara araştırma projeleri verirler, o vesileyle girerler. Bunlar, Türkiye'deki ticaret erbabını, kısa zamanda para kazanmak isteyen insanları, kısa dönemli kârlarını önlerine çıkarmak suretiyle kullanmak isteyebilirler; bunlar, bürokrasimizin içerisinde lobi oluşturmak isteyebilirler; hatta, bunlar, bizim aramızda, siyasetçilerin arasında lobi oluşturmak isteyebilirler; çünkü, bu tür uluslararası büyük şirketlerin yöntemleri bunlardır. Karşılaştığımız güçlük buradan kaynaklanıyor. O nedenle, yapacağımız her şey Eti Holdingin kontrolünde yürüyecek, Türkiye'nin ulusal çıkarları doğrultusunda sonuç verecek bir eylemdir. Eğer onu sağlayamıyorsak, Eti Holdingi etkin kılamıyor, onu güçlendirip öne çıkaramıyorsak, bilelim ki, onlar çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Topuz, sözlerinizi toparlayınız.

ALİ TOPUZ (Devamla) - Eğer, o, çıkmıyorsa, Rio Tinto çıkıyor. Başka türlü hiçbir şey düşünemeyiz; çünkü, başka alternatif yok. Ya Eti Holding ya US Borax artı Rio Tinto. Onun için, hem hükümetlerimize hem Parlamentomuza hem de kişisel olarak her birimize düşen görev, bu ko-nuyla ilgili olarak atacağımız her adıma, acaba, Eti Holdingle ilgili bir ya-rar mı sağlıyor, yoksa, Rio Tintoya giden bir hareketin içerisinde miyiz diye bakmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, geçtiğimiz yıllarda -vaktim kısaldığı için söylüyorum- Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinden birisiydi, sanıyo-rum, 57 nci hükümet döneminde, Özelleştirme İdaresi, Eti Holdingin özel-leştirilmesine karar vermiş ve altı ay içerisinde özelleştirmenin tamam-lanmasını da karara bağlamıştı. O dönemin bakanlarından -burada say-gıyla anmak istiyorum- Sayın Şükrü Sina Gürel'in büyük çabalarıyla, o hükümetin bir üyesi olarak büyük çabalarıyla bu karar, daha sonra, hü-kümetin aldığı bir kararla ortadan kaldırılmıştır. O arada, Üçüncü Niyet Mektubunda da, borların özelleştirilmesine ilişkin taahhüt de yer almıştır.

Dolayısıyla, bizim kaygılanmamız için çok sebep var; çünkü, hükümetler düzeyinde de özelleştirme sürecinin işletilmesi ve Eti Holdingin etkisinin kırılarak, Eti Holdingin etkisi kırıldığına göre, demin söylediğim Rio Tintoya kadar gidebilecek bir yeni sürecin başlaması söz konusudur. Çünkü, şunu unutmayalım: Eti Holdingin etkisi azaldığı yerde, sanki Türk özel sektörünün etkisi çoğalacakmış gibi düşünmeyelim; böyle bir şey söz konusu değil. O süreç başlayıp bu iş özelleştirildiği zaman, Türkiye'deki özel teşebbüs de büyük Rio Tinto şirketi tarafından kullanılacak hale gelecektir. Oysa, bugün, Türkiye'deki özel sektörün bu alanda uç ürünlere dönük olarak, belli bir aşamasından sonra, bunun teknolojisini üretme veya bununla uç ürün üreterek bor endüstrisini geliştirme, ekonomide daha yaygınlaştırma, hatta, dışarıya açılma konusunda engel bir durum söz konusu değil, öyle bir şey yok. Bir tek söylenen şudur: "Ya Eti Holding bunlara cevher vermezse ne olacak?" Eğer, Türkiye'de bu işe yönelen ve yatırım yapmayı düşünen kurumlar varsa, Eti Holdingin düzenleyici, yürütücü görevi korunarak, o kanaldan yürünerek, Türk özel sektörüne, hatta yabancı sektöre, yabancı sermayeye, Eti Holding kanalından yürünmek koşuluyla, onun imtiyaz haklarını korumak ve onun ürettiği ve katmadeğer, belli ölçüde bir katmadeğer yaratarak oluşturduğu ürünleri, yabancılarla birlikte, daha ileri aşamadaki bir teknolojik sıçramayla değerlendirme imkânları vardır ve olmalıdır.

Sanıyorum, Sayın Bakanın bize ifade ettiği şey, kendisinin de böyle bir düşünceye sahip olduğudur. Ümit ediyorum, bu açıklamaları, bugün, bu kanun tasarısının görüşmesi sırasında, bu kürsüden, kendisinden dinleme fırsatını buluruz. Aksi takdirde, bizim bu işe kaygıyla bakmamızın, bu konuda duyarlı olmamızın anlayışla karşılanması gerekir. Başka türlü hareket etme şansımız, en azından bizim için yoktur.

Bizi bu konuda belli ölçüde kaygıya düşüren konulardan bir tanesi, anlattığım sürecin böyle işlemesidir, bu sürecin içerisinde yer almış yabancı kuruluşun çok güçlü olmasıdır; olay nedeniyle de, o güçlü firmanın bizi ezebileceği ve bizim kaynaklarımızı ele geçirebileceği kaygısıdır. Temel buradan kaynaklanmaktadır; Fakat, hemen arkasından, bunu destekleyen, bizim, bu konudaki tedirginliğimizi devam ettiren birkaç başka şey daha vardır. O da, biraz evvel söylediğim gibi, Türkiye'de oluşturulmuş bir lobi vardır ve bu lobi, 57 nci hükümette olduğu gibi, IMF kanalıyla da bir baskı yaratmak suretiyle, bor rezervlerimizle ilgili, bunları bizim elimizden çıkarmaya dönük, kendi kontrollerine almaya dönük bir baskı karşımıza her zaman çıkarabilir.

Getirilmiş olan enstitüyle ilgili olarak da bazı kaygılarımız var. Bunları komisyonda söyledik. Bu kaygılar, konunun tümüyle ilgili duyduğumuz kaygıları da besleyen kaygılardır. Bu kaygıların giderilmesi halinde, daha net bir durumun ortaya çıkması mümkündür. Nedir o kaygılar?

---

**Kaynak gösterme:** Ali Topuz (CHP, İstanbul). “Bor ve ürünleri araştırma enstitüsü kurulması hk.kan tas. ( s.sayısı :135 )”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 29 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-topuz-22-2003-05-29-bor-ve-urunleri-arastirma-enstitusu-kurulmasi-hk-kan-tas-s-sayisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
