# 10/35 - 10/43 - 10/49 - 10/70 türkçe'deki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Alim Işık (MHP, Kütahya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim
- **Tarih:** 25 Aralık 2007
- **Gündem:** 10/35 - 10/43 - 10/49 - 10/70 TÜRKÇE'DEKİ BOZULMA VE YABANCILAŞMANIN ARAŞTIRILARAK TÜRK DİLİNİN KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİ İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA ANAYASANIN 98 İNCİ, İÇTÜZÜĞÜN 104 VE 105 İNCİ MADDELERİ UYARINCA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/alim-isik-23-2007-12-25-10-35-10-43-10-49-10-70-turkce-deki-bozulma-ve-yabancilasmanin-a

> Alim Işık (MHP), 25 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 10/35 - 10/43 - 10/49 - 10/70 TÜRKÇE'DEKİ BOZULMA VE YABANCILAŞMANIN ARAŞTIRILARAK TÜRK DİLİNİN KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİ İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA ANAYASANIN 98 İNCİ, İÇTÜZÜĞÜN 104 VE 105 İNCİ MADDELERİ UYARINCA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ HAKKINDA); konuşma 995 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, çok değerli milletvekilleri; Türkçenin kullanımı, korunması ve alınması gereken tedbirler konusunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna ait 38 milletvekili arkadaşımla birlikte sunduğumuz Meclis araştırması önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizin geçmiş Kurban Bayramı’nı tekrar kutluyor, yaklaşan 2008 yılının da milletimizin birlik ve beraberliğine, ülkemiz ve insanlık âlemine hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ayrıca, ölümünün 34’üncü yıldönümü olan Atatürk’ün değerli silah arkadaşı İsmet İnönü’yü de rahmetle anıyorum. Bu vesileyle, son dönemde Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi tarafından Türkçenin öğretilmesi amacıyla başlatılan sertifika programı nedeniyle, başta Sayın Rektör Profesör Doktor Fevzi Sürmeli olmak üzere, emeği geçen tüm bilim adamlarını bu önemli uygulamalarından dolayı kutluyor, şükranlarımı sunuyorum.

Yine, değişik gruplar adına önerge veren tüm değerli milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum, böyle bir konuyu gündeme taşımalarından dolayı.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, bir toplumun tanımlanmasında en önemli unsur, o toplumun kullandığı dildir. Toplumlar ve ülkeler, genellikle, kullandıkları dil esas alınarak isimlendirilirler. Genelde de Türkçeyi kullanan toplumlar Türk toplumu olarak isimlendirilirler.

Bir vatan toprağı üzerinde yaşayan toplumların ortak tarih ve kültür birikimiyle bir bayrak altında oluşturdukları devletlerin yaşaması da şüphesiz ki kullandıkları dillerin ömrüyle yakından ilişkilidir. Ancak ne yazık ki zaman zaman Sayın Başbakanımız “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.” diyor ama özellikle “tek dil” diyemiyor. Bunun, bir unutkanlığın sonucu olduğunu temenni ediyorum. İnşallah bundan sonra bu tekerlemeye “tek dil”i de katar.

Bilindiği gibi, dil veya lisan, insanların düşündüklerini ve hissettiklerini bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşmadır. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümü boyunca dillerin dağılımı kesintili ve bölük pörçük olmuş, insan grupları dağıldıkça diller de birbirinden uzaklaşmış ve çoğalmıştır. Bir dili belirgin farklılıklarla konuşan iki insan birbirlerini anlayabiliyorlarsa ayrı lehçeleri, ancak birbirlerini anlayamıyorlarsa ayrı dilleri konuşuyorlar olarak kabul edilirler.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3’üncü maddesinde yer alan “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” ifadesinin son zamanlarda yeni anayasa taslağında “Resmî dili Türkçedir.” şeklinde değiştirilmeye çalışılması da Türkçemiz açısından önemli bir eksikliktir, tehlikeli bir girişimdir diye düşünüyorum. Bu konuda hepimizin dikkatli olması gerektiğine inanıyorum.

Altay dilleri içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz grubuna mensup lehçesi olan Türkiye Türkçesi, Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Makedonya ve Kosova’nın resmî dilidir.

Türkiye Türkçesinin konuşulduğu ülkeler, Türkiye, Bulgaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Makedonya, Yunanistan, Kosova, Romanya, Azerbaycan, Suriye ve Irak’tır.

Türkçe konuşan göçmen toplulukların bulunduğu ülkeler ise, bilindiği gibi Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İsviçre, Birleşik Krallık, Danimarka, İsveç ve Avustralya’dır.

Diğer yandan, ayrıca, sürgündeki Ahıska Türklerinin yaşadığı ülkeler, Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna’dır.

Bu geniş coğrafya dikkate alındığında Türkçenin ne kadar önemli bir dil olduğu da hemen göze çarpmaktadır.

Türkçe, gerçekte oldukça zengin ve işlek bir dildir. Bu gerçeği, Büyük Atatürk “Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.” sözüyle son derece güzel ve çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.

Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk, 17 Şubat 1931 tarihinde, Adana’da yaptığı bir konuşmada -benden önceki bir konuşmacımızın da dile getirdiği gibi- güzel Türkçemiz için şu sözü söylemiştir: “Türk demek dil demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.” Bu öneminden dolayı da, Atatürk, 12 Temmuz 1938’de kurmuş olduğu Türk Dil Kurumunu yaşatmak ve bunu her yıl tekrarlamak adına 26 Eylül 1938 tarihinde Birinci Türk Dil Kurultayını başlatmış ve bu tarihin, her yıl bundan sonra kurultay olarak kutlanması yönünde telkinde bulunmuş ve nitekim o günden bugüne Türk Dil Kurumu bu tarihi Dil Bayramı olarak kutlamaktadır.

Dil bir iletim aracıdır, aynı zamanda bir kültür hazinesidir. Dil olmadan birikimler şüphesiz ki geleceğe aktarılamaz. Diğer yandan, dil, sosyal ve millî bir değerdir, kişilerin üstünde bütün topluluğu ve milleti ilgilendirir. Dil, bütün bir milletin ortak sesi ve bu sesin tek bayrağıdır. Yani, dil, bütün bu özellikleriyle bir millet için kimlik belgesi niteliğindedir. Eğer bu kimlik belgesi zaman içinde yozlaşarak eriyip kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, o dili konuşan toplum veya millet de kimliğini, yani varlığını yitirir ve eriyip yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Ünlü şair ve yazar Ziya Gökalp dilin önemini şu dörtlükle dile getirmiştir:

“Türklüğün vicdânı bir,

Dîni bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır

Olmazsa lisânı bir.”

Dünya dilleri arasında önemli bir yeri olduğunu söyledim Türkçemizin. Bugün dünyada 100 milyondan fazla kişinin konuştuğu 12 dil arasında Türkçemiz beşinci sırada yer alıyor. Birinci Çince, yaklaşık 1,3 milyar kişi tarafından kullanılıyor; ikinci İngilizce, 407 milyon dolayında kişi tarafından konuşuluyor; İspanyolca 266 milyon; Hintçe 223 milyon; bunların ardından da beşinci Türkçe, yaklaşık 220 milyon kişi tarafından değişik lehçeler ile konuşulan bir dil. Arapça, Portekizce, Bengalce, Rusça, Japonca, Almanca ve Fransızca da diğer 100 milyonun üzerinde kullanım alanına sahip olan diller.

Yine, benden önce konuşmacılarımız da bahsetti, Türkçemiz birçok dille alışverişte bulunmuş, Arapçadan, Farsçadan, Fransızcadan ve İtalyancadan önemli düzeyde kelime almış, ama buna karşılık Arnavutçaya, Bulgarcaya, Ermeniceye, Farsçaya, Rumenceye, Sırpçaya ve Yunancaya da önemli düzeyde kelime vermiş bir dildir.

Türkçenin temel özelliklerini kısaca şöyle özetlemek mümkündür: Birincisi, en büyük zenginliği, sahip olduğu soyut sözleridir. Örneğin “sevgi, hüzün” ve benzeri gibi. İkincisi, Türkçedeki temel kavramlar kendisine aittir. Üçüncüsü, Türkçede kelime sayısı yeterince fazladır. Dördüncüsü, Türkçe çok sayıda fiile sahiptir. Beşincisi, Türkçeye rahatlıkla çok sayıda yeni kelime kazandırılabilmektedir. Son olarak da, Türkçenin anlatım yolları son derece kolay ve kıvraktır. İşte, bu özelliği nedeniyle Türkçe önemli bir dünya dilidir.

Peki, sorunları yok mu? Elbette ki çok sayıda sorunu bulunmaktadır. Geçen dönemde kurulan bir komisyonun -diğer arkadaşlarım da bazılarını dile getirdiler- önemlilerini sıraladığı birçok sorunu yazılı hale gelmiştir. Örneğin, bunlardan birkaç tanesini de, değinilmeyenlerini ben söyleyeyim: Tabii, yabancı kelime kullanma özentisi önde gelen sorunlardan birisi. Türkçede bulunmayan yabancı işaretlerin kullanılması. İşte “ve” yerine “and” ve benzeri işaret var. Alfabemizde bulunmayan “x, q” ve “w” harflerinin kullanımı. Kelime ve eklerin eksik ve yanlış yazılması. Düzeltme işaretlerinin kullanılmaması. Örneğin “hâlâ” yerine, kaldırıldığında “hala”, “kâr” yerine “kar” kelimelerinin zikredilmesi. Büyük harflerin yanlışlıkları. “Ki” bağlacının, “de, da” gibi bağlaçların yazılışı ve kullanımları önemli eksiklikleri. Deyim ve birleşik fiil yanlışlıkları. Alıntıların yanlış kullanılması. Vurgu ve duraklama yanlışları gibi sorunlar kaçınılmazdır.

Peki, “Neden kaynaklanıyor bu sorunlar?” denirse, birkaç cümleyle de onlara değinmek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Alim Işık (MHP, Kütahya). “10/35 - 10/43 - 10/49 - 10/70 türkçe'deki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-isik-23-2007-12-25-10-35-10-43-10-49-10-70-turkce-deki-bozulma-ve-yabancilasmanin-a (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
