# Suçluların İadesine İlişkin Avrupa Sözleşmesine Ek Dördüncü Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Altan Tan (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim
- **Tarih:** 26 Nisan 2016
- **Gündem:** Suçluların İadesine İlişkin Avrupa Sözleşmesine Ek Dördüncü Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=48157
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/altan-tan-26-2016-04-26-suclularin-iadesine-iliskin-avrupa-sozlesmesine-ek-dorduncu-protokolun

> Altan Tan, 26 Nisan 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Suçluların İadesine İlişkin Avrupa Sözleşmesine Ek Dördüncü Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle); konuşma 1.368 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’nin, neredeyse İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra başlayan, 1960’lı yıllardan sonra belli bir sürece giren, 1970’lerden sonra ise ete kemiğe bürünen bir Avrupa Birliğine girme süreci var. Şu ana kadar da maalesef bu süreç istenilen noktaya gelmedi. Sadece suçluların iadesi protokolü değil, bunun ötesinde onlarca madde, onlarca ana başlık, bunların hepsi kör topal bekliyor.

Değerli arkadaşlar, bunlarla ilgili çok derinlemesine eleştirilere girmeden önce bir genel dış politika konuşması yapmak istiyorum. Her zaman yaptığım gibi, körü körüne bir eleştiri, körü körüne bir karşı çıkış değil, sizlerin çoğu kez yaptığınız gibi, doğru söylediklerimize de karşı çıkarak değil, bir genel analizde bulunmak istiyorum.

Bugün Türkiye’de, aklı başında herkesin ortak kanaati odur ki Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor. Bunun tabii, sebepleri var. Yine, sıkça herkesin dillendirdiği gibi, yüz yıllık bir Orta Doğu parantezi kapanıyor, Sykes-Picot Anlaşması’nın sonuçları tarihin tozlu raflarına gönderiliyor ve yeni bir Orta Doğu dizaynı, şekillenmesi başlamış bulunuyor.

Türkiye’nin hem dış politikada ciddi sıkıntıları var hem de iç politikada ciddi sıkıntıları var; ben ana başlıklarla bunlara değinmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, Türkiye, 1950’lerden sonra şekillenen yeni dünyada, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyasında Batı bloğu içerisinde yer aldı. Bunun parametreleri, NATO, Amerika Birleşik Devletleri’yle kurulan ilişkiler, İngiltere’nin öncülük ettiği RCD, Bağdat Paktı gibi kuruluşlarla bu süreç devam etti ve Türkiye, 2002’den sonra iş başına gelen AKP iktidarı ile de kararlı bir şekilde Avrupa Birliğine girme iradesinin olduğunu beyan etti. Bu noktada, yeni bir Türkiye, demokratik bir Türkiye inşa edeceğini söyledi. Ama ne olduysa, bir müddet sonra Türkiye’nin bu Avrupa Birliği istikameti de önce sallanmaya, sonra alabora olmaya başladı ve bir müddet sonra Türkiye’de en yetkili şahısların ağzından “Gerekirse Şanghay Beşlisine gireriz, gerekirse yeni bir dünya kurulur…”, ondan evvel Millî Güvenlik Kurulu Sekreterinin dile getirdiği “Türkiye İran’la, Rusya’yla yeni bir dünya kurabilir, arayışlara girebilir.” sözleri tekrar duyulmaya başlandı en üstteki siyasilerin ağzından.

Fazla uzatmayacağım. Netice olarak Türkiye öyle bir noktaya geldi ki Orta Doğu politikasında hem ABD ve Avrupa’yla -tırnak içinde- kavgalı hem de Rusya’yla kavgalı bir duruma geldi. Dünya siyasetinde aynı anda ABD ve Rusya’yla kavga eden çok ender örnekler vardır, belki de yoktur. Bu durum sürdürülebilir bir durum değildir yani dış politikada hangisi doğru, hangisi yanlıştır analizine girmeden önce bir önemli tespitte bulunmak istiyorum: Aynı anda Avrupa Birliği, ABD ve Rusya’yla çatışmalı olarak, sorunlu olarak bu mevcut yapıyı sürdürebilmek mümkün değildir. Peki, ne yapmak lazım? Başından beri bu kürsüden defalarca Türkiye’nin dış politikasını eleştirdik, Suriye politikasını eleştirdik, Irak politikasını eleştirdik, Bulgaristan politikasını eleştirdik, Ermenistan politikasını eleştirdik. Bir iki örnek verelim, daha anlaşılır olsun: Türkiye, hatırlarsanız, ilk Orta Doğu’ya müdahale hamlelerini Irak’la yaptı ve Irak’ta Tarık Haşimi’nin partisini destekledi. Mevcut iktidar, Tarık Haşimi’nin Irak’a Başbakan olmasını istedi. Bir anda Irak’taki önemli bir Şii blokunu karşısına aldı ve Irak’ın realitesine aykırı, yüzde 65’i, yüzde 70’i Şii olan bir bölgede Sünni Tarık Haşimi’yi Başbakan yapmak istedi. Bir müddet sonra Tarık Haşimi soluğu Ankara’da, İstanbul’da aldı, kendi ülkesine de gidemeyecek bir duruma geldi ve idama mahkûm edildi. Aynı hata Bulgaristan’da yapıldı. Bulgaristan’da eksiğiyle fazlasıyla bir Hak ve Özgürlükler Partisi var; Bulgaristan Türklerinin önderlik ettiği, öncülük ettiği ama içinde demokrat Bulgarların da olduğu, başka azınlıkların da olduğu bir Hak ve Özgürlükler Partisi var. Türkiye orada da bu Hak ve Özgürlükler Partisinin karşısına Hak ve Özgürlükler Partisinin Başkan Yardımcısına parti kurdurarak çıktı, o parti Komünist Partiyle ittifak kurmasına rağmen Bulgaristan seçimlerinde yüzde 1,2 oy aldı. Bunları ezberden söylemiyorum yani Bulgaristan’daki Türk milletvekilleriyle yaptığımız toplantılar, yine bu kürsüden sizlere yaptığım açıklamalar, yaptığımız diğer geziler, onların Türkiye’ye seyahatleri ve toplantıları bütün bu kanaatlerinin toplamıdır değerli arkadaşlar. Ve ondan sonra da en büyük felaketlerden birisi Suriye politikası.

İşte Suriye politikası şu an öyle bir noktaya geldi ki ne ileri gidebiliyorsunuz ne geri gelebiliyorsunuz ne çıkabiliyorsunuz ne yeni bir siyaset ortaya koyabiliyorsunuz. Son bir ay içerisinde Kilis’te olanlar ortada, ondan öncesi ortada, daha öncesi ortada. Şu an iktidarın, Türkiye’nin Suriye politikası nedir? Yeni bir Suriye’yle ilgili nasıl bir Suriye tasarlamaktadır? Bu yeni Suriye’de Alevilerin, Nusayrilerin, Hristiyanların, Müslümanların -yani İslami kanadın- Kürtlerin nasıl bir statüsü olacaktır? Bunlarla ilgili bir proje ortada gözükmemektedir. Bunun detayına da girmek istemiyorum yani konuşmamın başında da söyledim, körü körüne bir eleştiri ve polemik yapma niyetinde değilim ama şunu söylüyorum: Bu dağınıklık, bu tutarsızlık, bu çelişkili durum ve aynı anda hem Suriye’yle hem Irak’la hem Rusya’yla hem Avrupa Birliğiyle hem de ABD’yle sorunlu olmak sürdürülebilir bir durum değildir, hüküm cümlesi bu. Bunun yeniden dizayn edilmesi lazım. Siyasetin, dış siyasetin normalleşmesi lazım.

Bu dış siyaset normalleşmezse ne olur? Bir iki örnek vereyim: Bir Rus uçağı düşürüldü, işte Türkiye turizminin içine düştüğü durum ortada. Ben iki sene, üniversiteyi bitirdikten sonra, İngilizce ve Arapça turist rehberliği yaptım. Turizmin bütün safhalarını biliyorum yani aile şirketinin içinde de bütün bu birimlerde çalıştım. Şu an turizm büyük bir darbe yedi. Peki, sadece turizm mi büyük darbe yedi? Yılda 36 milyar dolarlık bir gelir… Tek başına 7 milyar dolar ihracat yapan Gaziantep bugün kan ağlıyor; Kayseri, Denizli kan ağlıyor. Niye kan ağlıyor? Çünkü bunlar, işte halı, mobilya, yağ, makine neyse, satabildiği her şeyi öncelikle Suriye’ye ve Irak’a satan, Orta Doğu’ya açılan, birinci pazarları kendi hinterlandı olan orta sanayinin merkezi iller. Bu iller bugün bunları yapamıyor. İthalatta aynı şekilde büyük sıkıntı, zaten bizim ihracatımızın da önemli kalemleri yüzde 80 oranında ithalata bağlı, aynı sıkıntılar var.

Birçok şirket, birçok kuruluş yeniden yapılanma istedi bankalardan yani şu an BDDK’ya sorulması hâlinde, BDDK, size şu an, yeniden yapılanmaya giren şirketlerin sayısını ve bu kredilerin rakamını verse dudak uçuklatır. Sadece bu hafta, Diyarbakır’da -bir banka müdürüyle yaptığım görüşmede- bir tek banka şubesi 100 milyon TL yani eski parayla 100 trilyon yeniden yapılandırmaya girdi. Ödeyemiyor borcunu, tekrar vadelendiriyor, tekrar yapılandırıyor, bu tek bir banka.

Değerli arkadaşlar, onun için, bu dış politika rayına girmediği müddetçe, ithalatın da ihracatın da turizmin de rayına oturması, ülkenin kararlı, stabil, dengeli bir ekonomiyle yönetilebilmesinin imkânı da yok. Kırk yıldır ilk olarak ihracat geriye gidiyor. Dediğim gibi bunun çok detayına girmek istemiyorum, sadece şunu söylüyorum -üçüncü sefer söyleyip noktalayacağım- bu durum sürdürülebilir bir durum değil. Hüküm cümlesine... Türkiye mutlaka dış dünyayla -ABD’yle, Avrupa’yla, Rusya’yla neyse- bu ilişkilerini bir dengeye oturtma ve barışmak zorunda. Tabii, hemen arkadaşlarımız tepki gösteriyorlar. Bizim eski İslamcı arkadaşlarımız da bir kısım sosyalist arkadaşımız da aynı tepkiyi veriyor: “Ne yapalım, emperyalizme uşak mı olalım, teslim mi olalım?” Hayır, uşak da olmayalım teslim de olmayalım ama bu durumu rayına oturtmamız lazım ve bunları burada tartışmamız lazım yani eften püften konuları, sataşmaları, polemikleri bir yana bırakıp, burada bu Meclisin, bu Türkiye'nin dış politikası, ilişkileri İsrail’den, Amerika’dan, Rusya’dan, İran’dan, Irak’tan Suriye’ye kadar nasıl olacak? Buradan bir uzlaşmanın, bir ulusal Türkiye istikametinin çıkması lazım.

İkinci bir fasıl, değerli arkadaşlar, bu iç politika meselesidir. Şimdi, sürekli anketler yayınlanıyor, işte AK PARTİ’nin oyu yüzde 50; zaten yüzde 49 küsur, yüzde 50’ye yakın bir oy aldı, ankete de gerek yok. 53 oldu, 55 oldu, 56 oldu, 60 oldu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Şu anda 56.

ALTAN TAN (Devamla) – Efendim, 60 olsun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – O da inşallah.

ALTAN TAN (Devamla) – “İnşallah, olsun.” diyorsunuz, hadi sizin dediğiniz olsun. Peki, 60 aldınız ama yönetemediniz ülkeyi, nasıl olacak?

METİN BULUT (Elâzığ) – Yönetemiyorsak nasıl 60 alıyoruz ya? Yönettiğimiz için 60 alıyoruz.

ALTAN TAN (Devamla) – İşte, bakın, ben polemik yapmayacağım dedim, istiyorsanız döndüreyim polemiğe.

Eğer ülkenin bir kısmında savaş varsa, “Efendim, biz yapmadık, o yaptı…”

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Savaş yok, teröristle mücadele var Sayın Tan.

ALTAN TAN (Devamla) – Efendim, bakın, yönetim sıkıntısı var diyoruz. Polemik yapmayın, dinleyin, bir şeyler öğrenin lütfen. Bakın, polemik yapmadan konuşuyorum. Bir şeyler öğrenin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siz hendeklere de -biliyorsunuz- karşı geldiniz. Orada çok makul davrandınız.

ALTAN TAN (Devamla) – Biri terörist, biri ihracatı böyle yaptı, öbürü batıramadı; sonuçta vatandaş memnun değilse ve huzur yoksa bir ülkede…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siz gerçi farklı düşünüyorsunuz bu konuda.

ALTAN TAN (Devamla) – Gel benim yanıma, konuş, gel. Gel benim yanıma, konuş. Bak, polemik yapmayacağım dedim 4 sefer. Konuşacaklarımdan ders çıkaracağına polemiğe giriyorsun, dinle biraz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sizin lehinize konuşuyoruz.

ALTAN TAN (Devamla) – Diyorum ki: Yüzde 60 oy al ama eğer ülkede vatandaş huzurlu değilse, sokakta bombalar patlıyorsa… Ben de patlatmadım, sen de patlatmadın; bunu anlatıyorum. Diyorum ki…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kim patlattı?

ALTAN TAN (Devamla) – Ya, kim patlattıysa… Sonuçta patlatmayacaksın, iktidar olarak görevin patlatmamak, bu.

---

**Kaynak gösterme:** Altan Tan (Diyarbakır). “Suçluların İadesine İlişkin Avrupa Sözleşmesine Ek Dördüncü Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 26 Nisan 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/altan-tan-26-2016-04-26-suclularin-iadesine-iliskin-avrupa-sozlesmesine-ek-dorduncu-protokolun (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=48157

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
