# Tc anayasasının bazı maddelerinde değişiklik (s.s.430)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 4 Mayıs 2004
- **Gündem:** TC ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK (S.S.430)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-05-04-tc-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-s-s-430

> Atilla Kart (CHP), 4 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK (S.S.430)); konuşma 1.411 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan anayasa değişikliği teklifinin 9 uncu maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1961 Anayasasında başlangıçta devlet güvenlik mahkemeleri veya benzeri mahkemeler yoktu. Ülkemiz, on yıl kadar devlet güvenlik mahkemeleri olmadan yönetildi. 1960'lı yılların sonuna doğru ise ülkemizde bu konuda birtakım tartışmalar başladı. Demokratik bir anayasayla ülkeyi yönetemeyeceklerini ve toplumsal muhalefeti susturamayacaklarını görenler, anayasa elbisesinin Türkiye için bol geldiğini, lüks olduğunu ileri sürerek, halkın demokratik haklarını ve taleplerini kısıtlamakla işe başladılar.

1971-1973 yılları arasında Anayasa tam 35 defa değiştirildi değerli arkadaşlarım. Bu değişikliklerin 32'si rejimle ilgiliydi. Yapılan bu değişikliklerle, 30 uncu maddeyle gözaltı süresi uzatıldı, 136 ncı maddeyle de devlet güvenlik mahkemeleri anayasal bir kurum olarak düzenlendi. Türkiye'de, artık, devlet güvenlik mahkemeleri konusunda yeni bir dönem başlamış oldu. Birinci derece mahkemeler demokratik ülkelerde kural olarak yasalarla kurulurken, sözünü ettiğim bu değişikliklerle birinci derece mahkeme olan devlet güvenlik mahkemeleri, Türkiye'de anayasayla kurulmuş ve anayasal bir kurum niteliğini kazanmıştı. Yasa için gerekli olan her şey artık hazırdı, komisyonlar hemen çalıştı ve Anayasanın emri gereği, 26 Haziran 1973 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun yürürlüğe girdi. Bu yasa, Anayasa Mahkemesi tarafından, 1975 yılında, hukuka aykırı birtakım temel özellikler içerdiğinden bahisle iptal edildi.

1980 darbesine kadar, devlet güvenlik mahkemeleri ülkemizin gündeminden çıkmıştı; ancak, 1982 Anayasasının 143 üncü maddesiyle 1961 Anayasasının değişik 136 ncı maddesi aynen yürürlüğe konuldu. Bunda da, zaman içinde ve konjonktüre bağlı olarak muhtelif değişiklikler yapıldı. 1982 Anayasasında, 8 ayrı paketle değişiklik yapıldığını dikkatinize sunuyorum. Bu süreci neden anlattığımı, biraz sonra gerekçeleriyle açıklayacağım değerli arkadaşlarım.

Sayın milletvekilleri, bu mahkemelerin kuruluşunda hep şu gerekçeler ileri sürüldü: Gelişmiş demokratik ülkelerde de benzer mahkemeler vardır. Suçluların kovuşturulması ve yargılanmaları için yeni usuller gereklidir. Devlete, ülke ve millet bütünlüğüne, düzene ve cumhuriyete yönelik suçları yargılayacak ayrı mahkemeler gereklidir. Cezanın etkinliği artırılmalıdır. Hızlı yargılama sağlanmalıdır. İhtisas mahkemeleri bir ihtiyaçtır. Devlet güvenlik mahkemeleri sayesinde sıkıyönetim mahkemelerine ihtiyaç kalmayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, oysa, bu mahkemelerin, siyasî mahkemeler olduğu, doğal yargıç ve doğal muhakeme ilkesine aykırı olduğu, savunma hakkını ortadan kaldırdığı, bağımsız mahkemeler niteliğinde olmadığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine açıkça aykırı olduğu belliydi. Bu mahkemeler, 12 Eylülün, demokrasi, hukuk devleti ve düşünen ve sorgulayan insanı yok etme anlayışına uygun bir siyasal sistemi gerçekleştirmek için yaratılan mahkemelerdi, özel mahkemelerdi. 1982 anayasal sisteminin tümü için söz konusu olan yargı bağımlılığı, devlet güvenlik mahkemeleri için fazlasıyla mevcuttu.

Sayın milletvekilleri, temel başlıklarıyla açıkladığım bu gerekçelerle, devlet güvenlik mahkemelerinin, artık, yürürlükten kaldırılması, demokrasi adına önemli ve olumlu bir gelişme olmuştur. Gelinen aşamada, devlet güvenlik mahkemesi ve benzeri yapıda olan, benzeri sorunları bünyesinde barındıran kurumları ve uygulamaları tartışmamız gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Bu aşamada, hemen, şu uyarımı da yapma gereğini duyuyorum; bu değişikliklerle birlikte, şunu da yapmamız gerekiyor değerli arkadaşlarım: Gerçek anlamda ihtisas mahkemesi niteliğinde olan, örgütlü suçların sorgu ve yargılamasını yapabilecek, ülke genelinde irtibatlı olan suçları yargılayacak bir yargılama mekanizmasının hemen gerçekleştirilmesi ve uygulamaya konulması gerekir; bu konularda zafiyete yol açmamak gerekir; bu teknik düzenlemenin yapılması gerekir; mevcut dosyaların yargılamasında, herhangi bir boşluğa yol açmamak gerekir.

Biraz evvel söylediğim soruya tekrar dönüyorum değerli arkadaşlarım. Türkiye'de, devlet güvenlik mahkemelerini kaldırıyoruz; ama, devlet güvenlik mahkemesi benzeri yapılanma ve kurumları ve uygulamaları halen koruyoruz değerli arkadaşlarım.

Anayasa değişikliği, biliyoruz ki, artık, toplumsal bir ihtiyaç halini almıştır. 22 nci Dönem Meclisinde, bu değişiklik için tarihî bir fırsat doğmuştur. İkili parlamento yapısı içerisinde, kurucu meclis gibi, Anayasanın onlarca maddesini değiştirme imkân ve şartları doğmuştur değerli arkadaşlarım. Bu imkân ve şartların, beraberinde çok ağır bir sorumluluğu getirdiği de ayrı bir gerçek. Bu sorumluluk ise, kabul etmek gerekir ki, aritmetik yapı sebebiyle, Adalet ve Kalkınma Partisinin inisiyatifinde olan bir sorumluluktur değerli arkadaşlarım. Onsekiz aylık süreç içinde neyi görüyoruz; bu sorumluluğun gereğinin yapılmadığını üzülerek ve endişeyle görüyoruz.

Anayasa değişiklikleri için, Avrupa Birliği normlarıyla bağlı kalmadan değerlendirme yapmak ve hukuk devleti yapılanmasının temel ve öncelikli ayağı olan yargı bağımsızlığı ve yargıç teminatından işe başlamak gerekir. Yapılacak değişikliklerde bu konulara ağırlık vererek ve elbette, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasını da gözardı etmeyerek bir bütünlük içinde bu değişiklikleri yapmak gerekir. Anayasanın bu anlayış içinde değiştirilmesi gereken onlarca maddesi vardır. Bu değişikliklerin olması için birtakım baskı ve taleplerin olması gerekmez. Önemli olan, dayatmalara maruz kalmadan, dayatmalara yol açmadan, demokratik bir anlayışla ve toplumsal uzlaşmayla bunu yürürlüğe koymaktır. Hemen bu aşamada şu söyleniyor: "Efendim, diğer kamu görevlilerinin de dokunulmazlığı ve ayrıcalığı var."

Değerli arkadaşlarım, hükümet, maalesef, bu konuda kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor ve yanlış yönlendiriyor. Anayasamızda, milletvekilleri dışında, hiçbir meslek grubuyla ilgili dokunulmazlık söz konusu değildir. Kamu görevlilerinin tamamı, soruşturma izni prosedürü içinde yargılanmaktadır. Bu aşamada şu söylenebilir: Bu soruşturma izni prosedürünün uygulamaya geçmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması... Siyasî iktidar, bugüne kadar, bu noktada herhangi bir düzenleme yaptı mı değerli arkadaşlarım? Bu düzenleme yapıldığı takdirde, biz, o anlamda da, demokratikleşme anlamında da, bu desteğimizi her zaman vermeye hazırız; ama, bakıyoruz, onsekiz aylık süre içerisinde, bu konuda hiçbir adımın atılmadığını görüyoruz. Bu anlamda, Anayasanın 129 uncu maddesinde, Adalet Bakanının veya hükümetin zaman zaman ifade ettiği gibi, kamu görevlilerinin yargılanması açısından anayasal bir engelin olmadığını da bir defa ifade etmek istiyorum. Bu sebeple, kamu görevlilerine yönelik olarak, Anayasada bu anlamda bir ayrıcalığın bulunmadığını bir defa daha ifade etmek istiyorum.

Gelinen aşamada şunu görüyoruz: Üzülerek ifade ediyorum, kimliksiz ve programsız bir çalışmayla, tamamen dış dayatmayla ve hep sınırlı bir takvime sıkıştırılmış değişiklik taleplerini ve uygulamalarını görüyoruz.

Yapılmak istenilen bu uygulamada da, görüşülmekte olan bu uygulamada da, demokratikleşme ve hukuk devleti yapılanması için gerekli olan öncelikler bir tarafa bırakılarak, sınırlı olan birtakım değişiklikler ve günü kurtarmak adına yapılan birtakım değişiklikler söz konusudur.

Hukuk devleti ve demokratikleşme konusunda samimî, tutarlı ve dürüst olan bir siyasî iktidarın yapması gereken şeyler çok açık. Nedir bunlar -Anayasanın 83 ve 100 üncü maddelerinden söz etmiyorum değerli arkadaşlarım; ama, onların dışında- Anayasanın 138, 140, 144, 159 uncu maddeleri öncelikle değiştirilmelidir. Soruyorum size, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu içinde Adalet Bakanı ve Müsteşarın ne işi var değerli arkadaşlarım?! Adalet Bakanının siyasî kimliği ortada; Müsteşar da, teşkilat yasasına göre, ilgili maddeye göre Adalet Bakanının emrinde görev yapan bir kişi. Bu değişikliği yapmadığımız takdirde yargının, yargıcın bürokratlaşmasını nasıl önleyeceğiz? Bunu önlememiz mümkün mü? 1982 Anayasasının yaptığı en büyük tahribat, yargı ve yargıcın bürokratlaşmasıdır değerli arkadaşlarım. Bu değişikliği yapmadıktan sonra bunları aşmamız mümkün değil. Bugün, Personel Genel Müdürlüğünü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna neden bağlamıyoruz?.. Teftiş Kurulunu neden bağlamıyoruz; Adalet Bakanının emrinden çıkarıp Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna neden bağlamıyoruz?.. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun idarî ve malî özerkliğini neden sağlamıyoruz?..

Değerli arkadaşlarım, bunları bir yıldır Sayın Adalet Bakanına soru önergeleriyle soruyoruz; verilen cevap nedir biliyor musunuz; verilen cevap "bu konudaki çalışmalarımız devam etmektedir."

Değerli arkadaşlarım, bunun pratikteki anlamı şudur: "Biz, bu işleri yapmak istemiyoruz, savsaklayacağız." Bunun başka bir açıklaması yoktur. Bakıyoruz, adlî kolluk yapılanması için de hiçbir faaliyeti göremiyoruz; idarî ve adlî aşamada, delil toplama sürecine müdahale anlamına gelen birtakım değişiklikleri görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği süreci içinde hep şunu tartışıyoruz: Mevzuat değişikliklerini yapıyoruz, ondan sonra da diyoruz ki, önemli olan uygulamadır. Aynı şeyi, biliyorsunuz, burada, Avrupa Komisyonu Başkanı Prodi de ifade etti. Evet, gerçekten önemli olan uygulamadır ve hükümet yetkilileri, siyasî iktidar yetkilileri bunu ifade ederken de, bakıyoruz, sık sık, idarî mekanizmaya ve yargı organlarına atıfta bulunarak bu eleştiriyi yapıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, kabul etmek gerekir ki, bu iş, siyasî iktidardan başlar. Uygulama, o uygulamanın etkin ve tutarlı olması adına, öncelikle siyasî iktidardan başlar. Siyasî iktidarın, bir taraftan, Bilgi Edinme Yasasını çıkardığını görüyoruz; bir taraftan da, o siyasî iktidarın, yasama denetimini fiilen engellediğini görüyoruz değerli arkadaşlarım.

Soru önergelerine geç cevap verilmesinden söz etmeyeceğim; kritik ve önemli soru önergelerine hiç cevap verilmemesinden söz ediyorum değerli arkadaşlarım. Birkaç örnekle bunu açıklamak istiyorum. Sayın Başbakana, altıncı, yedinci defa soruyoruz "Sayın Başbakan, uluslararası bir holdingin başkanı Vekselberg'le ne görüştünüz, bu görüşmenizin içeriği nedir" diyoruz. "Bu görüşmenin, devlet sırrı niteliği teşkil eden bir yönü var mıdır Sayın Başbakan" diyoruz; Sayın Başbakandan cevap alamıyoruz değerli arkadaşlarım. Böylesine takibe rağmen bir soru önergesine cevap verilmiyorsa, orada sorgulanacak çok şey var demektir değerli arkadaşlarım. Sayın Başbakan, siyasî etiğe aykırı olarak ve Avrupa Birliği normlarını umursamadan ticaret yapmaya, gizli reklam yapmaya devam ediyorsa, orada, Avrupa Birliği normlarının özümsenmesi ve demokratikleşme adına değil, konjonktürel sebeplerle yapılmak istenilen birtakım değişiklikler söz konusudur. İş talebinde bulunan vatandaşlara yönelik olarak Edirne'de polislerin yaptığı insanlıkdışı davranışlar yetkili amirler tarafından tevil ediliyor ve siyasî iktidar bu noktada tavrını koymuyorsa, işkence yaparak adam öldüren polislere, uyum paketi kapsamında yapılan değişikliklere rağmen yıllar boyunca tebligat yapılamıyorsa ve siyasî sorumlular bu skandala rağmen yetkililer hakkında yasal işlem yapmıyorlarsa...

Sayın Kapusuz, bunlar son derece ciddî konular, son derece ciddî!..

Emniyet yapılanmasında kadrolaşmayı aşan ve kurumun içini boşaltan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Tc anayasasının bazı maddelerinde değişiklik (s.s.430)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 4 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-05-04-tc-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-s-s-430 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
