# Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim
- **Tarih:** 4 Aralık 2004
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698-3

> Atilla Kart (CHP), 4 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 950 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)- Sayın Başkan, saygıdeğer arkadaşlarım; Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, maddeyle ilgili değerlendirmeye girmeden evvel, muhalefet etme anlayışımız ve sorumluluğumuzla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hiçbir komplekse kapılmadan, inandığımız konularda, oy hesabına girmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına katkı sağlıyoruz, katkı sağlamaya da devam edeceğiz. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı görüşmelerinde de aynı tavır içindeyiz. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısında da olumlu gördüğümüz maddeleri açıkça ifade ediyoruz; ama, özünde yanlış gördüğümüz, bu tasarının özünü etkileyen, karakteristiğini bozan yanlışlıkları da ısrarla anlatmaya devam ediyoruz. İnanmadığımız konularda, yani, orman gibi, İş Yasası gibi, SSK hastanelerinin devri gibi tasarılarda ise, zemini içinde her türlü engellemeyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bazılarının ve birkısım köşe yazarlarının, birkısım medya mensuplarının birtakım komplekslerle ve saplantılarla, Cumhuriyet Halk Partisine yönelik olarak haksız ve düzeysiz eleştirilerini ise -o eleştirilerin odağını, sebebini, kaynağını ayrıca açıklamak gerekir belki- ciddîye almadığımızı, yeri gelmişken bu vesileyle bir defa daha ifade etmek istiyorum. Kendilerini kurumlarüstü zanneden ve kerameti kendinden menkul olanlar, yazarı oldukları, mensubu oldukları medya grubunun siyasî iktidarla olan bağlantılarını sorgulasınlar, buna göre eleştirilerini yapsınlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu vesileyle, sözünü ettiğim yazarın, Sayıştay seçimlerine yönelik olarak haksız, insafsız ve yayın ilkeleriyle bağdaşmayan açıklamasına da, yeri gelmişken, zorunlu olarak cevap vermem gerekiyor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, neyi anlatmaya çalışıyoruz; Avrupa Birliği konjonktürü diyoruz, demokratikleşmeden söz ediyoruz, vesaire, vesaire; ama, hep şunu, inanarak anlatıyoruz: Bu dönemde, keyfî ve otoriter bir yönetimin temelleri atılıyor, idarî denetim mekanizmaları yok ediliyor, adlî denetim mekanizmaları etkisiz hale getiriliyor ve idarî denetim mekanizmaları içerisinde de, özellikle, malî denetim mekanizmaları bağımlı hale getiriliyor. Bunu Sayıştay örneğinde yaşıyoruz; Sayıştay örneğinde yaşadığımızı, sayın yazarın ifade ettiği gibi, bugün değil, Şubat 2004'ten bu yana her zeminde ifade ediyoruz, Genel Başkanımız anlatıyor; grup toplantılarında anlatıyor, yeri geldiği zaman her zeminde anlatıyor, Plan ve Bütçe Komisyonunda ilgili arkadaşlarımız anlatıyor. Bu konu, benim de ayrıca doğrudan takip ettiğim, önergelerle takip ettiğim bir konu; yeri gelmişken, bu vesileyle, bir defa daha ifade ediyorum; yani, bu konu, sayın yazarın ifade ettiği gibi, bugün ortaya çıkan bir konu değil.

Ne yapıyor Sayıştay; 32 kişiyi seçiyor ve bunu, Ocak 2004'te Meclis Başkanlığına gönderiyor. Meclis Başkanı ne yapıyor; üzerine düşen görevi yapıyor, iki gün içerisinde Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderiyor. Meclis Başkanına söyleyecek hiçbir lafımız yok.

Plan ve Bütçe Komisyonu ne yapıyor; Plan ve Bütçe Komisyonu, herhalde bir talimat almış olmalı ki, Ocak 2004'ten bu yana bu işlemi bekletiyor. Plan ve Bütçe Komisyonunun yapacağı iş belli; görüşme yapacak, 32'yi 16'ya indirecek ve Genel Kurula gönderecek; Genel Kurul da, 8 kişi olarak bu seçimini yapacak değerli arkadaşlarım.

Bu nedir; bu, görevi kötüye kullanmaktan öte, bir Anayasa ihlalidir değerli arkadaşlarım. Bunun hiçbir açıklaması yok, hiçbir izahı yok ve üstelik, üzücü olan, bu konuda kamuoyuna hiçbir açıklama yapılmıyor. Bu bir sorumsuzluktur, bu bir duyarsızlıktır.

Bu vesileyle, yeri gelmişken, bir defa daha, bu konuyu kamuoyuna aktarma fırsatı verdiği için, ilgili yazara bu noktada teşekkür ediyorum. Elbette, kendi vicdanî sorgulamasını, muhasebesini de yapmaya bir defa daha davet ediyorum.

Bu tespit ve açıklamamdan sonra değerli arkadaşlarım, adlî kollukla ilgili olarak yapmakta olduğum değerlendirmeleri sürdürmeye devam edeceğim. Daha evvelki maddelerde şu konuları anlatmıştım: Adlî kolluk konusunda müstakil ve ayrı bir yapılanmanın yapılması gerekiyor. Adlî kolluğun önemi gereği müstakil ve ayrı bir yasal düzenlemenin yapılması gerekiyor. Yani, adlî kolluk düzenlemesini, ceza muhakemesi içinde iki üç maddeyle geçiştiremezsiniz. Bunu yapmak istediğiniz zaman, bu işe gerekli ciddiyeti ve önemi vermiyorsunuz demektir. Bütün bu gerekçelerle adlî kolluğun başlı başına ayrı ve özel bir yasayla düzenlenmesi gereken bir alan olduğunu ısrarla ifade ediyoruz.

Nitekim, Sayın Adalet Bakanı da bu düşüncede olduğu içindir ki, bu konudaki müteaddit soru önergelerimize, en son Kasım 2003'te vermiş olduğu cevabında, adlî kolluğun yeni baştan kurulması amacıyla, Bakanlıkça hazırlanan adlî kolluk kanunu tasarısının bakanlıklarla işbirliği içinde hazırlanmakta olduğunu ve bu çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etmiştir. Yani, Sayın Bakan, ilgili bakanlık bu konunun müstakilen düzenlenmesini kabul ediyor, bu yaklaşım içinde, bu düşünce içinde; ama, geldiğimiz aşamaya bakıyoruz: Sayın Bakan, bu söylemlerine rağmen, neden bu yapılanmayı gerçekleştiremeyip, değiştiriyor görünüp mevcut yapılanmayı sürdürmek istiyor?

Değerli arkadaşlarım, demokrasiyi içselleştirememiş ve hedeflememiş, klasik bir yönetim anlayışı ve tarzıyla karşı karşıyayız. Yürütme, elindeki gücü yargıya devretmek istemiyor. Yargının güçlenmesi demek, yürütmenin eylem ve işlemlerinin hukukî denetim altına alınması demektir. Yürütme, işte bu gücünü, kolluk aracılığıyla sürdürmek istiyor. Bu anlayış içinde olduğumuz ve bu tavrımızı sürdürdüğümüz takdirde ise, nasıl bir kısır döngüyle karşı karşıya kalıyoruz, bunu, biraz daha açmak gerekiyor.

Bakın, uygulamada şöyle bir süreçle karşılaşıyoruz: Hazırlık soruşturması, olayın niteliğine göre, altı ay, bir yıl, birbuçuk yıl sürüyor; ancak, bu soruşturmadan, genellikle, eksik, yetersiz ve çelişkili iddianameler çıktığı içindir ki, ağır ceza ve asliye ceza mahkemelerinin, yargılama aşamasında, yeni baştan ve fiilen hazırlık soruşturması yaptığını görüyoruz; oysa, mahkemelerin, hazırlık soruşturması yapmak gibi bir işlevi olamaz. Mahkemeler, usulüne uygun olarak yapılmış ve tekemmül etmiş olan hazırlık soruşturmasını esas alarak, mevcut delileri takdir edecek ve hükmünü verecektir; yargılamadan beklenen budur; yargılamanın amacı budur. Yargılama mercii, aradan, bir, birbuçuk, iki yıl geçtikten sonra, yeni baştan hazırlık soruşturması yapmaya başlıyorsa, orada, maddî gerçeğe ulaşmamız mümkün olamaz; ortada, araştırılacak bir delil kalmamıştır; orada, sadece yargılama yapıyor görünürsünüz; gerçeğe ulaşmak adına, yapılan bir faaliyet söz konusu olamaz. İşte, bu kısır döngüyü kırmamız gerekiyor, bunu aşmamız gerekiyor; bunun kırılmasının yol ve yöntemi bellidir.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde yargının işleyişinde temel tespit ve değerlendirmelerden birisi de şudur: Adaletin geç tecelli etmesi. Hepimizin yakındığı konu bu.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım olumsuzluklara ve hukukdışı müdahalelere ve yapılanmaya rağmen, yargının, yine de, işlevini, temel ölçülerde yerine getirmekte olduğuna, en azından, yerine getirme gayreti ve sorumluluğu içinde olduğuna inanarak ifade ediyorum. Ancak, bu yapısal uyumsuzluklar düzeltilmediği takdirde, yargıdan beklenen amaca, çağdaş yargıya, etkin yargıya ulaşmamız mümkün olamaz.

Herkesin bildiği ve kabul ettiği gibi, Türkiye'de yargılama yavaş yürümekte, hak sürüncemede kalmakta, adalet dağıtımındaki etkinlik zaafa uğramaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
