# Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tas. (ss . 831)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim
- **Tarih:** 24 Mart 2005
- **Gündem:** EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.KAN.TAS. (SS . 831)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-03-24-emniyet-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-kan-tas-ss-831

> Atilla Kart (CHP), 24 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.KAN.TAS. (SS . 831)); konuşma 1.469 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Emniyet Teşkilatı Yasasıyla ilgili 831 sıra sayılı tasarı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, getirilen tasarı, hızla artan gasp, kapkaç gibi suçlarla etkin bir şekilde mücadele edilmesi ve genel asayişin temini amacıyla getiriliyor. Genel gerekçeden bunu anlıyoruz. Bu amaca ulaşmak için de, polis memuru sayısının hızla artırılması gereğinden söz ediliyor.

Son bir iki yıl içerisinde özellikle büyük şehirlerimizde endişe verici boyutlara ulaşan can ve mal güvenliği sorununa çözüm getirmek amacıyla bu tasarının getirildiği aşikâr. Daha çok da, kamuoyunun bu yöndeki beklenti ve değerlendirmelerini görünürde tatmin etme amacına yönelik olarak getirildiği bir gerçek.

(x) 831 S. Sayılı Basmayazı 17.3.2005 tarihli 72 nci Birleşim Tutanağına eklidir.

Değerli arkadaşlarım, bu sorunu çözmek, yani, asayiş sorununu çözmek veya çözümde aşama sağlamak, kadro artışıyla keşke mümkün olabilseydi; ancak, mevcut kamu yönetimi anlayışı ve uygulamalarıyla, yani, bu anlayış sürdüğü takdirde, kadro artışı yapmakla, bu sorunun çözülemeyeceğini üzülerek ifade ediyoruz. Bunu ifade etmekle yetinmeyip, somut değerlendirmelerimizle de açıklayacağız.

Sayın milletvekilleri, olaya başından bakıyoruz. Bu tasarının hazırlanmasından itibaren, konunun önemiyle bağdaşmayan gayri ciddî ve usule aykırı yaklaşımları görüyoruz. Asayişi ve kamu güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu tasarının, İçişleri Komisyonunda, tali komisyon olarak bile, görüşülmediğini görüyoruz değerli arkadaşlarım; Meclis Başkanlığı tarafından havale edildiğini; ama, İçişleri Komisyonunda, tali komisyon olarak bile, görüşmenin yapılmadığını görüyoruz. Bu durum, Sayın İçişleri Bakanı için de, İçişleri Komisyonu Başkanı için de, herhalde, üzücü olduğu kadar, ayrıca sorgulanması gereken bir haldir.

Olayın ciddiyeti ve vahametiyle bağdaşmayan tavırlar bununla da sınırlı değil değerli arkadaşlarım. Sayın İçişleri Bakanının gerçekleri saptırdığını, resmî kayıtlara aykırı davrandığını, gelinen aşamada da üzülerek görüyoruz. Bakın değerli arkadaşlarım, İstanbul ve Türkiye'deki suç işleme oranlarındaki artış, bunlar kamuoyunun bilgisinde olan hususlar, bunlar emniyetin resmî kayıtlarına intikal eden hususlar. Buna göre, 2003 ile 2004'ü esas aldığınız zaman, İstanbul'da firarî sanık sayısında, bir önceki yıla göre, 2 000 civarında artış olduğunu, 2003 yılında 3 800 civarında, 2004 yılında 5 529 civarında firarî sanık olduğunu görüyoruz. Faili meçhul sanık sayısında ise, 53 000 olan rakamın, 60 000'e yükseldiğini görüyoruz. Bunlar -tekrar ifade ediyorum- emniyetin resmî kayıtlarında mevcut.

Televizyonda spiker, suç oranındaki bu tehlikeli artışı ve faili meçhul olaylardaki artışı belirterek, Sayın Bakana soruyor. Sayın Bakan "hayır" diyor, "bu rakamlar doğru değildir" diyor, "İstanbul polisi başarılıdır" diyor değerli arkadaşlarım. Bunu söyleyebiliyor Sayın Bakan. Milyonlarca insanın gözünün içine baka baka gerçeklere aykırı konuşuyor. Televizyon spikerinin gerek nezaketinden ve gerek bulunduğu konumdan dolayı soramadığı soruyu ben huzurunuzda, sorumluluğumun gereği olarak soruyorum: Sayın Bakan, kendi teşkilatınızın kayıtlarını inkâr eder ve görmezden gelirken rahatsızlık duymuyor musunuz? Değerli arkadaşlarım, ortada tam bir acz var, tam bir duyarsız tablo var.

Bakın, bir gazete haberindeki bir makaledeki bir paragrafı okumak istiyorum; o paragrafa aynen katıldığımı ifade ediyorum: "Türkiye'de eski başbakan Tansu Çiller, bakanlar, başbakanlık müsteşarı, milletvekilleri, gazeteciler, gazete genel yayın müdürlerinin, sanayici ve sanatçıların evleri, işyerleri soyuluyor, kapkaç oluyor. Basın, her gün onlarca hırsızlık, gasp, haraç çetesi haberi yapıyor. İnsanlar gece gezmesini unuttu. Gündüz ise, eli yüreğinde sokak ve caddelerde yürüyor. Ev ve işyerine giderken binlerce insan otobüs duraklarında servis, minibüs, otobüs beklerken, ne zaman kapkaça maruz kalacağım diye panik içinde." Değerli arkadaşlarım, toplumda âdeta bir travma doğmuş durumda; gaspa, kapkaça muhatap olacağı, maruz kalacağı endişesi doğmuş durumda. Bu tabloyu inkâr etmemiz mümkün değil. Bu, Türkiye'nin şu andaki gerçeği.

Bakın, sabahleyin Kanal D'de -kanalın ismini de söylüyorum- saat 7.30 civarında bir haber vardı. Neydi haber biliyor musunuz -inanılır gibi değil, görüntüler vardı- 5 yaşında bir çocuğun kapkaçtan yakalandığını ve çocuğun "ben avukat isterim" dediğini duyduk. Bu, herhalde bir senaryo olamaz değerli arkadaşlarım. Bu, olayın ne kadar dramatik olduğunu, ne kadar vahim olduğunu, gerisinde ne kadar derin sorunların olduğunu gösteriyor değerli arkadaşlarım. Bugünkü tablo bu, Türkiye'de.

Sayın İçişleri Bakanı bunu yapıyor. Sayın Başbakan ne yapıyor değerli arkadaşlarım; Sayın Başbakan, Sayın Bakandan daha da ileri gidiyor, güvenlik sorunu yokmuşçasına, bu olayları medyanın abarttığını söyleyebiliyor; şu tablo ortada yokmuşçasına, bu fiilî durum ortada yokmuşçasına, bu tabloyu medyanın abarttığını söyleyebiliyor.

Fiilî durumları görmezden gelen, olayların sosyal ve ekonomik boyutlarını görmezden gelen ve sorgulamayan böyle bir bakış açısı ve yönetim anlayışıyla bu soruna çözüm getirilemeyeceği bir gerçektir değerli arkadaşlarım.

İşlenen suçların özelliğine dikkatinizi çekiyorum. Bakın, ihkakı hak ve benzeri suçlar ile gasp, kapkaç türü suçlar ağırlıklı olarak. Bunların devamında ise, insanların doğal olarak, kaçınılmaz olarak, özel güvenlik arayışları. Böyle bir yapılanma süreci başlıyor Türkiye'de.

Bu tablonun sonu şudur değerli arkadaşlarım: Sorunu ciddî bir şekilde tahlil edemezseniz, sorunu göstermelik çözümlerle geçiştirmeye çalışırsanız, bu tablonun sonu, kaos ve anarşidir değerli arkadaşlarım. Gerekli duyarlılığı ve sorumluluğu göstermediğiniz takdirde varılacak tablo, kaçınılmaz olarak budur.

Değerli arkadaşlarım, gerekçeye bakıyoruz; gerekçede şu ifade ediliyor: Avrupa Birliği ülkelerinde 1 polise düşen vatandaş sayısı 250 iken, ülkemizde bu sayının 302 olduğu ifade ediliyor. Diğer meslek gruplarında bu oranlamaların 1'e 10, 1'e 15 seviyelerinde olduğu, polislik mesleğinde ise, bu seviyenin 1'e 1 seviyesinde olduğu, buna yakın olduğu gözönüne alındığında, sorunun esasının polis memuru sayısı olmadığı açık olarak görülmektedir.

Evet, Türkiye'de suç işleme oranı yüksektir, bunu hepimiz biliyoruz. Sorun, bu suç oranını yaratan sosyal ve ekonomik sebeplerin yanında, mevcut Emniyet yapılanmasını etkin, teknik ve verimli bir şekilde çalıştırabiliyor muyuz çalıştıramıyor muyuz?

Değerli arkadaşlarım, sorunun esası, nitelikli ve teknik yapılanma yerine, siyasî ilişkilere, cemaat ve tarikat ilişkilerine dayalı olan niteliksiz bir yapılanmaya ağırlık vermektir. Sorunun esası budur. "Cemaat ve tarikat ilişkileri" kavramını kullandığım zaman, arkadaşlarımın kimisinin tepki gösterdiğini, kimisinin rahatsızlık duyduğunu biliyorum; ama, değerli arkadaşlarım, bunları soyut iddialar olarak dile getirmiyorum, bunları biraz sonra belgeleriyle açıklayacağım, ifade edeceğim.

Bu anlayıştan kurtulmamız gerekiyor. Bu anlayışta ısrar ettiğiniz takdirde, o kurumun içini boşaltmaktan öte, o kurumu tahrip ediyorsunuz değerli arkadaşlarım. O tahribat, kaçınılmaz boyutlara varmak üzere Türkiye'de. Bakın, 58 ve 59 uncu hükümetler dönemine gelinceye kadar, polisteki terfi olayının nasıl yapıldığını ifade etmek istiyorum. Kıdem ve liyakati esas alan "kıdem kitapçığı" denen bir olay var. Bu, Emniyetin kendi kayıtları içinde başarı ve disiplin durumlarına göre oluşturduğu bir kitapçık. Bunu herhalde uygulamamız gerekiyor. Kendi kayıtlarımız. Ne yapıyoruz: 622 kişilik ikinci sınıf emniyet müdürleri listesi elimde değerli arkadaşlarım, o listeden size okuyacağım, başka bir yerden okumuyorum: O listenin, yani, kıdem ve liyakat listesinin... Ne olacak bu insanlar, birinci sınıf emniyet müdürü olacaklar. Doğal olanı nedir; 81 kişiyi birinci sınıf emniyet müdürü yapacaksınız, doğal olanı, doğru olanı, adalet ve hakkaniyete uygun olanı, ilk 81'inin 1 inci sınıf emniyet müdürü olması. Hadi siyasî iktidarın takdir yetkisi diyelim, ilk 81'le sınırlamayalım, değişik özel sebepleri nazara alalım, bunu ilk 100'e çıkaralım, ilk 110'a çıkaralım. Ne yapıyoruz değerli arkadaşlarım; 294 üncü sıradaki memuru, amiri 1 inci sıraya getiriyoruz; 175 inci sıradakini, 2'ye getiriyoruz; 220'yi, 3'e getiriyoruz; 308'i, 4'e getiriyoruz; 212'yi, 5'e getiriyoruz; 278'i, 6'ya getiriyoruz; 226'yı, 7'ye getiriyoruz; 271'i, 8'e getiriyoruz; 300'ü, 9'a getiriyoruz; 265'i, 10'a getiriyoruz...

Bakıyoruz, 81 kişi içinde 8 veya 9 kişi, kıdemine uygun bir şekilde birinci sınıfa geçmiş; 72-73 kişinin tamamı, ilk 150'den sonraki kamu görevlileri.

Değerli arkadaşlarım, insaf ile soruyorum: Böyle bir yapılanma içinde toplumun huzur ve güvenliğini sağlamak durumunda olan Emniyet Teşkilatının kendi bünyesinde huzur ve güvenden söz edebilir miyiz değerli arkadaşlarım? O teşkilatın kendi bünyesi içinde herhangi bir huzur ve güvenden söz edilebilir mi? 294 üncü sıradaki adamı alıp 1 inci sıradaki adamın önüne getirdiğiniz zaman, o 1 inci sıradaki adamın çalışma şevki kalır mı değerli arkadaşlarım? Bu bir insanî duygudur.

Bakın, bunu yaptığınız zaman ne oluyor: Bunu yaptığınız zaman, o emniyet biriminin sürekliliğini yok ediyorsunuz; bunu yaptığınız zaman, o emniyet kurumunun arşivini yok ediyorsunuz; bunu yaptığınız zaman, orada istihbarat bilgisini yok ediyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Bu sebepledir ki, o kurumu o şekilde tahrip ettiğiniz içindir ki, İstanbul'daki terör olaylarında, kapkaç olaylarında, gasp olaylarında istihbarat zafiyeti doğuyor. Arşivi yok etmişsiniz, sürekliliği yok etmişsiniz.

6 Mart Kadınlar Günü gösterilerinde üzücü görüntüler ortaya çıkıyor ve yapılmak istenilen provokasyonlara engel olamayan, bu pratiği ve intikali gösteremeyen bir tablo ortaya çıkıyor değerli arkadaşlarım. Uyuşturucuyla mücadelede dramatik tablolar ortaya çıkıyor. Emniyet binalarına baskın yapılabiliyor değerli arkadaşlarım.

Üzülerek ve endişeyle ifade ediyoruz: Kamuda yapılanma faaliyetine ilişkin her tasarı kadrolaşma için acımasız bir şekilde kullanılıyor ve istismar ediliyor değerli arkadaşlarım. Bu tasarıda da bu anlayışı görüyoruz. Toplumsal ihtiyaç ve beklenti kullanılarak, bu fırsattan istifade edilerek yine kadrolaşmanın zemininin yaratıldığını üzülerek görüyoruz, kaygıyla görüyoruz.

MEHMET KARTAL (Van) - Evvela özlük haklarını düzenlesinler.

ATİLLA KART (Devamla) - Özlük hakları değerlendirmesi, hiyerarşik yapıdaki o bütünlük... Sorunun esası o, bunu korumamız gerekiyor; ama, orada özlük hakları zafiyetinin dışında, hiyerarşik yapılanmadaki, o kurumsal yapılanmadaki tahribatı ben öncelikle dile getirmek istiyorum.

10 000 polis memuruna hangi gerekçeyle evet diyoruz; bu asayiş sorununa bir an evvel çözüm getirilmesi zorunluluğu gerekçesiyle evet diyoruz; ama, sorunun esasını gözden kaçırmamak kaydıyla ve elbette 10 000 polis memuru alımında yasal usullere uymak kaydıyla. Bu, olayın birinci boyutu.

Olayın ikinci boyutuna bakıyoruz: Getirilen tasarıda, 10 000 polis memuru dışında ne getiriliyor; polis meslek eğitim merkezi müdürü ve yardımcılarına ilişkin 30 kişi, şube müdürlerine yönelik 50 kişi, öğretmen emniyet müdürlerine yönelik 100 kişi ve nihayet, yardımcı hizmetler sınıfına yönelik olarak da 300 teknisyen yardımcısı kadrosu getiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tas. (ss . 831)”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-03-24-emniyet-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-kan-tas-ss-831 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
