# Türk ceza kanununun yürürlük ve uygulama şekli hakkında kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.898)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim
- **Tarih:** 11 Mayıs 2005
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.898)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-05-11-turk-ceza-kanununun-yururluk-ve-uygulama-sekli-hakkinda-kanunda-degisi-2

> Atilla Kart (CHP), 11 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.898)); konuşma 979 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Danışma Kuruluna sunulan ve gündeme alınması yolunda Genel Kurulun takdirine sunulan grup gündem önerisi üzerinde lehte söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup 4 milletvekiliyle ilgili İGDAŞ dosyasını dördüncü defa Genel Kurul gündemine getiriyoruz. Bu dosya neden bu kadar önemli, neden ısrarla gündeme getiriyoruz; inanıyorum ki, dosya içeriği hakkında bilgi sahibi oldukça ve yeni gelişmeleri öğrendikçe bu konudaki değerlendirmelerimize daha çok hak vereceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, bu dosyada, daha evvel de ifade ettiğim gibi, dört milletvekili dışında, sanıklar arasında Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler, Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer Dinçer de vardır. Dosya sanıklarının sayısı 159'a ulaşmaktadır. Bu dosyadaki iddialar nedir; bu dosyada, 1994-2001 yılları arasında, İGDAŞ'ın, organize suç ilişkileri içinde 170 trilyon zarara uğratıldığı ve ayrıca 1999-2000 yıllarındaki kötü yönetimden dolayı 29 trilyon zarara uğratıldığı iddiaları söz konusudur. Keza, deprem anında doğalgaz kesme vanalarının alımında yolsuzluk yapıldığı, 35 dolar olan cihazın 135 dolara alındığı yolunda da bilirkişi raporları vardır. Başka bir anlatımla, depremin ticaretinin yapıldığına dair iddialar vardır. Bu iddialar, mülkiye müfettişlerinin binlerce sayfayı bulan raporlarıyla dile getirildiği gibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulunun raporlarıyla da doğrulanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, karma komisyona intikal eden bu dosyalarda, doğal olarak, 3 Kasım 2002'ye kadar olan süreç var. Burada dikkati çeken en önemli husus, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı hakkındaki dosya neden ve nasıl tefrik edilmiştir; daha doğrusu tefrik edilmemiştir; yani, bu dosyanın da yasama dokunulmazlığı sebebiyle karma komisyonda bekletilmesi gerekirken Sayın Bakan yönünden dosya tefrik edilmemiş ve yargılamasının devam etmesi yolunda işlem tesis edilmiştir. Sayın Hilmi Güler'in milletvekili seçildiği bilinmesine ve açık olmasına rağmen, neden, dosyası tefrik edilmemiş ve İstanbul'a 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Dosyası tefrik edilmediğine göre, yani, yargılaması sürdürüldüğüne göre yargılama aşamasında ne gibi işlemler yapılmıştır? Ayrıca, Sayın Müsteşar ve diğer sanıklarla ilgili yargılama safahatı ne olmuştur?

İşte, değerli arkadaşlarım, hem bu sorulara cevap bulmak ve hem de yargılama dosyasına hukukdışı müdahalelerde bulunulduğu, bilirkişi raporlarının tahrif edildiği yolundaki iddiaları ve bilgileri araştırmak amacıyla, daha evvel de ifade ettiğim gibi, 18 Mart tarihinde Eyüp Adliyesine gittim. Üzücü, düşündürücü ve ibret verici bir süreçle karşılaştım değerli arkadaşlarım. Dosyayı incelemem engellendi. Bu gelişmeden sonra, durumu, doğal olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal ettirdim. Adı geçen mahkeme başkanı hakkında 2802 sayılı Yasa gereğince gerekli disiplin uygulamasının yapılmasını talep ettim. Bu süreci takip ediyorum. Bu konuyu değerli arkadaşlarım, ayrıca, soru önergesi sınırları içinde Sayın Adalet Bakanına da ilettim. Sayın Adalet Bakanı, bu önergeme cevap verme gereğini duymadılar değerli arkadaşlarım. Tekrar ifade ediyorum; vermiş olduğum bu soru önergesine Sayın Adalet Bakanı cevap verme gereğini duymadılar ve bu durum, gelen kâğıtlar listesinde ilan edildi değerli arkadaşlarım. Aynı gelen kâğıtlarda vekâleten görevlendirmelere ilişkin soru önergesine de cevap verilmediğini yeri gelmişken ifade ediyorum.

Bu aşamada, üzerinde durmak istediğim temel bir husus, soruşturma izni kurumu hükümet tarafından nasıl kullanılıyor; bu süreç içinde nasıl kullanılıyor?

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, hükümet sözcüleri, her aşamada, milletvekili dokunulmazlığının dışında diğer kamu görevlilerinin de dokunulmazlıklarının bulunduğundan söz ederek bu iki konunun birlikte değerlendirilmesi gereğinden söz etmektedirler. Bu sunuşun yanlış olduğunu ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik olduğunu ve dokunulmazlık konusunda zaman kazanmaya yönelik olduğunu örnekleriyle hep anlattık.

Tekrar ifade ediyorum; diğer kamu görevlilerinin dokunulmazlığı diye bir kavram yoktur. Dokunulmazlık kavramı, anayasal bir kavram olup, sadece milletvekilleri içindir. Diğer kamu görevlilerinin dokunulmazlığı söz konusu değildir.

Anayasanın 129 uncu maddesinde bu husus açık bir şekilde düzenlenmiştir. İlgili amir soruşturma izni vermediği takdirde, konu, bölge idare mahkemesi ve Danıştay nezdinde yargısal denetime her zaman açıktır. Bu mekanizmanın yeterince etkin ve seri işlemediğini, hükümet, ifade ve iddia ediyorsa, her zaman yasal düzenleme yapabilir. Buna olumlu baktığımızı defalarca ifade ettik.

Değerli arkadaşlarım, hükümetin samimî ve tutarlı olmadığını bu noktada da görüyoruz. Hükümet, aslında, soruşturma izni kavramını, kurumunu kaldırmak istemiyor. Soruşturma izni kurumunu ayakta tutarak, işine gelen olaylarda bu izni vermeyi, işine gelmeyen olaylarda, özellikle bakanlık bürokrasisine ve belediyelere yönelik olan olaylarda ise bu izni vermemek tutumu içindedir. Hükümetin derdi demokratikleşme değildir; bu gücü elinde tutarak, konjonktürel olarak kullanmak istemektedir.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bunu birkaç örnekle açıklamak istiyorum. 2 Şubat 2004 tarihinde, Konya'da, biliyorsunuz, bir Zümrüt Apartmanı faciası yaşadık değerli arkadaşlarım. Bu faciada 92 yurttaşımız öldü, 29 yurttaşımız ise yaralı olarak kurtuldu. Burada gerek parti olarak yaptığımız incelemelerde, teknik elemanlar vasıtasıyla yaptığımız incelemelerde ve gerekse İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin teknik raporlarıyla açıklık kazındığı üzere, hileli işlem yapılmak suretiyle, bu inşaata, bu yapıya ruhsat verilmesi söz konusudur.

Tekrar ifade ediyorum; İçişleri Bakanlığı müfettişleri, bunları tespit etmişlerdir. Bunun anlamı nedir, hukukî anlamı nedir; burada idarenin, yani Selçuklu Belediye Başkanlığının, yani Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığının ağır hizmet kusuru söz konusudur değerli arkadaşlarım. Bu kadar bariz olan ağır hizmet kusuruna rağmen, İçişleri Bakanlığının soruşturma izni vermediğini gördük değerli arkadaşlarım. Aradan bir yıl geçti, neyse ki, Konya 1. İdare Mahkemesi, son derece ayrıntılı, gerekçeli ve tutarlı bir raporla, 10 sayfalık bir raporla, belediyelerin, gerek Selçuklu Belediyesinin ve gerekse Büyükşehir Belediyesinin ağır hizmet kusurunu yargı kararıyla tespit etti. Merak ediyorum, gelinen aşamada, İçişleri Bakanı olarak, İçişleri Bakanlığı olarak artık soruşturma izni verecek misiniz.

Devam ediyoruz değerli arkadaşlarım. Bakın, Türkiye'de şu anda kim yargılanıyor; Deniz Kuvvetleri Komutanı yargılanıyor değerli arkadaşlarım ve yargılamada da belirli bir aşamaya gelindi. O olaydan ne çıktı ortaya; Deniz Kuvvetleri Komutanlığıyla ilgili o olayda Maliye bürokratlarının da iştiraklerinin bulunduğuna dair birtakım bulgular ve iddialar ortaya çıktı. Doğal olanı nedir; Maliye Bakanının, Maliye Bakanlığının bu 4 bürokrat yönünden de soruşturma iznini vermesi gerekmez mi değerli arkadaşlarım? Ama, basından öğreniyoruz ki, kamuoyundan öğreniyoruz ki -ayrıca, bunu soru önergesine de konu yaptığımızı hemen ifade ediyorum- o Maliye Bakanlığı bürokratlarına da soruşturma izni verilmediğini görüyoruz.

Bunun anlamı nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Bunun anlamı, yargılamaya müdahaledir. Bunun anlamı, gerçeğin ortaya çıkmasını biz istemiyoruz, o gerçeğin ortaya çıkması halinde bizim bürokratlarımızın da sorumluluğu söz konusu olabilir; onun için, soruşturma izni prosedürünü ben engelliyorum. Başka bir anlamı olabilir mi değerli arkadaşlarım?!

Devam ediyoruz. Bakın, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Sayın Melih Gökçek'le ilgili bir iddia.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Türk ceza kanununun yürürlük ve uygulama şekli hakkında kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.898)”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 11 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-05-11-turk-ceza-kanununun-yururluk-ve-uygulama-sekli-hakkinda-kanunda-degisi-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
