# Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mayıs 2005
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903-2

> Atilla Kart (CHP), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)); konuşma 1.361 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan teklifin 7 nci maddesi üzerinde de Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu, tekrar, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ceza muhakemesi yapılanmasında kolluk gücü yapılanmasının ne kadar önemli olduğunu, bunu ifade etmeye, bunu anlatmaya çalışıyorum. Ceza muhakemesinin amacına ulaşabilmesi için, yani verimli ve teknik bir şekilde soruşturma yapılabilmesi için, kolluk gücü yapılanması ve hiyerarşisi son derece önemlidir değeri arkadaşlarım. Bunları, aslında, 5271 sayılı Yasanın, yani bugün değişiklik getirdiğimiz Ceza Muhakemeleri Kanununun bütününün 4 Aralık 2004 tarihli görüşmelerinde çok ayrıntılı bir şekilde anlattık. Üzücü olan nokta şu; geldiğimiz aşamada, aradan geçen altı yedi aylık süre içinde şunu görüyoruz: O gün için yaptığımız eleştirilerin bugün daha da haklı hale geldiğini üzülerek görüyoruz; yani, burada, çok somut bir şekilde ifade ediyorum, bir geriye doğru gidiş var değerli arkadaşlarım. Bunu görmemiz gerekiyor, bunu değerlendirmemiz gerekiyor.

Burada önemli olan şu: Özgürlük görüntüsünü belli bir dönem verebilirsiniz, özgürlükleri benimsediğinizi belirli bir süre ifade edebilirsiniz, konjonktürü kullanarak bunları belirli bir süre anlatabilirsiniz; ama, önemli olan, bu kavramı sürekli olarak kullanabilmek ve bu kavramın toplumun tüm kesimleri için işlemesini sağlayacak altyapıyı sağlamak, fiilî altyapıyı sağlamak, teknik altyapıyı sağlamak. Bunu sağladığınız zaman, değerli arkadaşlarım, inanıyorum ki, toplumun her kesimine özgürlükleri yine en verimli bir şekilde, toplumun bütününü kapsayacak şekilde ulaştırmak mümkün olur; ama, bunu yapamadığınız zaman, bugün, birileri din ve vicdan özgürlüğünü öne çıkarır, birileri de başka birtakım kavramları öne çıkarır.

Burada, biz, şundan söz ediyoruz değerli arkadaşlarım; özgürlükleri toplumun bütününü kapsayacak şekilde, toplumun bütününe ulaşacak şekilde bu düzenlemelerin yapılmasının önemini anlatmaya çalışıyoruz. Bunun için de kolluk gücünün yapılanması son derece önemli.

Değerli arkadaşlarım, bu yapılanmada şunu görüyoruz: 4 Aralık 2004 tarihinde yaptığımız değerlendirmeleri biraz daha somutlaştırarak, biraz daha güncelleştirerek bu konudaki değerlendirmelerimi yapmak istiyorum. Bakın, ceza muhakemesiyle bağlantılı olan birtakım düzenlemeleri, hem ceza muhakemesi düzenlemesinde yaptık hem de Türk Ceza Kanunu düzenlemesinde yaptık. Ceza Muhakemesi Kanununda, biliyorsunuz, 135, 136, 137 ve 138 inci maddelerde "iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması", "müdafiin bürosunun aranması", "kararların yerine getirilmesi" ve bunun devamında da "tesadüfen elde edilen deliller" başlığıyla birtakım düzenlemeler yapıldı. Yine bu düzenlemelerle bağlantılı olarak, 161 ve devamı maddelerde de adlî kolluk yapılanması gerçekleştirildi. Ceza Muhakemesinden iki ay evvel, yani, Eylül 2004 tarihinde kabul edilen Türk Ceza Kanununun 132, 133 ilâ 140 ıncı maddelerine kadar uzanan bölümünde ise, yine, Ceza Muhakemesine paralel olmak kaydıyla haberleşme gizliliğinin ihlali, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal vesaire başlığı altında birtakım düzenlemeler yaptık değerli arkadaşlarım.

Bütün bu düzenlemelerde temel amaç şuydu: Özgürlükler ile güvenlik arasındaki dengeyi sağlamak. Bu amaçla yapılan birtakım düzenlemeler söz konusuydu. Bu düzenlemelerle birlikte bu yasal uygulamayı yapacak olan Emniyet, Jandarma, MİT, Gümrük Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı birimlerinin yapılanmalarının ne kadar önemli olduğunu o gün de anlatmıştım, bugün de anlatmaya devam edeceğim.

Değerli arkadaşlarım, burada, bu yasanın uygulanması noktasında en önemli fonksiyonu, en yaygın fonksiyonu, kabul etmek gerekir ki, emniyet ve jandarma güçleri, kolluk güçleri ağırlıklı olarak yerine getiriyor. Kolluk gücü dediğimiz bu birimler, suç ve suçluyla doğrudan muhatap olan, olaya müdahale eden birimlerdir. Bu birimlerin, delilleri, gerçeğe uygun bir biçimde adlî birimlere ulaştırması gerekir. Bu mekanizmayı ve denetimi sağlayamadığınız takdirde, gerçek anlamda hukuk devleti yapılanmasını inşa etmemiz mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, kolluk güçlerinin çağdaş vasfı, suçun meydana gelmesini önleyici bir yaklaşım içinde olmaktır. Kolluk gücü demek, önleyici fonksiyon ifa eden birim demektir. Eski deyimiyle kolluk gücü zabıtai mânia özelliği olan bir birimdir. Olay vuku bulup suç ve suçluyla karşı karşıya gelindiği anda, artık, yargılama süreci başlamıştır değerli arkadaşlarım; idarî süreçten yargılama sürecine geçiş başlamıştır, yeni bir çizgi ve süreç başlamıştır. Bu süreç, soruşturma ve yargılama sürecidir. Bu süreç, artık, savcılık makamının bütün etkinliğiyle devreye girdiği bir süreçtir. Savcılık makamı devreye girdiği içindir ki, kolluk güçlerinin doğrudan savcıya tabi olarak görev yapması gerekir. Bugüne kadar mevcut olan yapı neydi ve bugün getirilen, getirilmek istenilen yapı nedir; bu yasayla getirilmek istenilen yapı nedir; bugün neyi yapmak istiyoruz?

Bütün inancımızla ifade ediyorum ki değerli arkadaşlarım, bu konuda yapılacak düzenleme, bir siyasî iktidarın, gerçek anlamda değişimden ve hukuk devletinden mi yana olduğu, yoksa mevcut statükocu durumu yeni sunuşlarla sürdürmek amacında mı olduğu noktasında bizler için temel bir ölçü olmak durumundadır. Yani, şunu değerlendirmemiz gerekiyor. Statükoyu kim temsil ediyor, kim hukuk devleti yapılanmasında değişimi ve yeniliği temsil ediyor? İnanıyoruz ki, bu süreç içinde, sağduyulu kamuoyu, bunun değerlendirmesini net bir şekilde yapacaktır.

Değerli arkadaşlarım, adlî kolluk görevlilerinin, cumhuriyet savcısının emir ve talimatlarını yerine getirdiği, yerine getirmekle sorumlu olduğu, bu görevlerini yaparken ihmal gösterip veya görevlerini kötüye kullandıkları takdirde bu görevliler hakkında cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacağını hep ifade edip duruyoruz. Ancak, adlî kolluk yapılanmasındaki hiyerarşik yapılanma değişmediği ve 6 ncı maddede olsun 250 nci maddede olsun, adlî kolluğun yer gösterme, arama ve benzeri yetkilerini bu derece öne çıkardığımız zaman, orada, değerli arkadaşlarım, hukuk devleti anlamında hiçbir ciddî aşamanın sağlanamayacağını artık kabul etmemiz gerekiyor. Burada önemli olan şu: Önleyici güç olarak kolluğun görevi bittiği andan itibaren, artık, tüm yetkinin, her anlamda savcılık makamına geçtiğini kabul etmemiz gerekiyor. Bunun yolu da, tekrar ifade ediyorum, sicil amiri ilişkisinden geçer değerli arkadaşlarım. Bu hiyerarşik yapı kurulmadan, etkin bir soruşturmayı yapmak mümkün değil. Bu sorumluluğu alan ve yürüten savcılık makamının, aynı zamanda, bu noktada yetkilendirilmesi de gerekir. Bunu yapamadığımız takdirde, hukuk devleti yapılanmasında bir mesafe almamız mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, bakın, biraz daha somut örneklerle anlatmak istiyorum. Bu hiyerarşik yapılanma, yani sicil amiri yapılanması kurulamadığı zaman ve yer gösterme ve benzeri işlemlerde adlî kolluğun birinci derecede yetkili olmasını, birinci derecede olaya müdahale etmesini bu kadar geniş bir şekilde düzenlediğimiz zaman, orada, o kolluk gücü yapılanmasından, o hazırlık soruşturmasından sağlıklı bir sonuç almamız mümkün olamaz. Bunu, çok yakın ve somut örnekleriyle hep yaşıyoruz. Bunu Yargıtay, Çakıcı, MİT ilişkilerinde yaşadık. Bunu Van olaylarında yaşadık. Bunu, İstanbul'daki asayiş olaylarında yaşıyoruz, İstanbul'daki kapkaç olaylarında yaşıyoruz.

Burada, bir diğer önemli nokta şu, değerli arkadaşlarım: Bu sicil amiri ilişkisi ve hiyerarşik yapılanma ilişkisi kurulamadığı zaman, orada, savcılık makamının o görevi yapması, bürokratik bir işlem olmaktan öteye gidememektedir. Savcılık makamı, görünürde, hazırlık soruşturmasının amiri olarak görünmekte; ama, işin esasında ve uygulamada o soruşturmayı, o hazırlık soruşturmasını bütün unsurlarıyla, bütün aşamalarıyla kolluk güçleri yerine getirmektedir.

Peki, kolluk güçlerinin yapılanmasında nasıl bir politika içindeyiz?.. Şöyle bir yapılanma olsa, onu da bir anlamda hoşgörülü karşılamak veya anlayışla karşılamak mümkün olabilecek değerli arkadaşlarım: Kolluk güçleri yapılanmasında, gerçekten, teknik ve objektif yapılanmayı, kıdem ve liyakat esasını esas alan, bunu öne çıkaran bir yapılanma içinde olsak, bu eleştirileri bu kadar katı bir şekilde, bu kadar radikal bir şekilde yapmanın belki gereği kalmayacak; ama, orada da neyi görüyoruz değerli arkadaşlarım, kolluk güçleri yapılanmasında da çok farklı ölçülerin esas alındığını görüyoruz. Tabiî, bu yapılanmanın birinci derecedeki muhatabı Sayın Adalet Bakanı değil, bu yapılanmanın birinci derecedeki sorumlusu Sayın İçişleri Bakanı ve elbette, bağlantılı olarak, siyaseten sorumlu olan da hükümet.

Bunları somut örnekleriyle anlatmak istiyorum değerli arkadaşlarım. Somut örnekleriyle anlattığım zaman, inanıyorum ki, sizler de, belki doğrudan olumlu bir tepki vermeseniz bile, vicdanlarınızda muhasebe yaptığınız zaman daha objektif bir değerlendirme, daha sağduyulu bir değerlendirme içine gireceksiniz değerli arkadaşlarım.

Bakın, ben, bugüne kadar, hep, yeri geldikçe -İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığıyla ilgili konularda- 2003 yılına ilişkin emniyet yapılanmasından söz ettim, ikinci sınıftan birinci sınıfa geçişteki emniyet müdürü yapılanmasından söz ettim; bunu çok sıkça anlattım. Sayın İçişleri Bakanı, kendince birtakım gerekçelerle bunlara birtakım cevaplar verdi. Değerli arkadaşlarım, üzülerek, bu yapılanmanın 2005 yılı için de aynı kararlılıkla devam ettiğini görüyoruz.

İnsafla değerlendirmek gerekiyor sayın milletvekilleri; böyle bir yapılanma içinde, o kolluk gücünden verimliliği sağlamanız, o kolluk gücünün etkin olması mümkün olamaz. Böyle bir yapılanma içinde, bugün, hükümetin gerekçe olarak, Bakanlığın gerekçe olarak ortaya getirdiği terör olaylarını engelleme gerekçesi, inandırıcı olmaktan son derece uzak kalacağı gibi, böyle bir yapılanma içinde, asayiş olaylarında veya daha somut ifadeyle Seydişehir veya benzeri ortamlardaki olaylarda da toplumsal huzursuzluklara yol açmak kaçınılmaz bir hal alır değerli arkadaşlarım.

Bir Seydişehir olayında oraya 1 500 polisi yığarsınız, 1 000 jandarmayı yığarsınız; ama, yine de oradaki huzursuzluğu, oradaki asayişi sağlayamazsınız. Bunların örneklerini daha da geliştirmek mümkün; ama, ben, tekrar 2005 yılındaki bu yapılanmaya dönmek istiyorum. Emniyetin bu yapılanması Adalet Bakanlığını elbette doğrudan ilgilendiriyor; çünkü, bu hazırlık soruşturmasını yürüten savcılık makamının nezaretinde bu kolluk güçleri görev yapıyor. İşin esası acaba böyle mi, bunun uygulamaya yansıması nedir; bunları 8 inci maddedeki değerlendirmede somut örnekleriyle anlatmak istiyorum.

Bu aşamada Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlarım.

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
