# Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mayıs 2005
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903

> Atilla Kart (CHP), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)); konuşma 1.383 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 903 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ve şahsımın görüşlerini anlatmak üzere söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapılan değişiklikleri bir bütün içinde değerlendirebilmek amacıyla 6, 7 ve 8 inci maddelerdeki değişiklikleri ve bu değişikliklerin bu teklifin bütününe yansıyan yönlerini bir bütün halinde bilgilerinize sunmak, değerlendirme yapmak istiyorum.

6 ncı maddede şu düzenleme yapılıyor değerli arkadaşlarım, aynen okuyorum: "Ceza Muhakemesi Kanununun 85 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 85.- (1) Cumhuriyet savcısı, kendisine yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmuş olan şüpheliye yer gösterme işlemi yaptırabilir. 250 nci maddenin birinci fıkrası kapsamına giren suçlar söz konusu olduğunda, adlî kolluk amiri de yer gösterme işlemi yaptırmaya yetkilidir." Yani, yer gösterme konusunda kural olarak savcıyı yetkili kılıyoruz; ama, ona 250 nci maddenin birinci fıkrasındaki düzenleme itibariyle bir istisna getiriyoruz, adli kolluğu da bu noktada, yer gösterme işlemi konusunda yetkili kılıyoruz.

250 nci maddeye bakıyoruz değerli arkadaşlarım, 250 nci maddede nasıl bir düzenleme yapılmış; yani, istisna maddesi olarak getirilen 250 nci maddede hangi suçlardan söz ediliyor, bunu bilgilerinize sunmak istiyorum. 250 nci maddenin birinci fıkrasından söz ediyorum.

Birinci fıkra şöyle:

"a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu,

b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar."

4-5 madde dışındaki suçların tamamını kapsıyor; yani, istisna maddesi olarak getirilen bu düzenlemenin ne kadar geniş bir alana ilişkin suç türlerini kapsadığını anlatmak istiyorum.

Burada, maddenin devamında "soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla, müdafi de yer gösterme işlemi sırasında hazır bulunabilir" düzenlemesi getiriliyor. Bunun anlamı şudur, değerli arkadaşlarım: Böylesine suçlarla ilgili, aşağı yukarı bütün olaylarda, müdafi için, soruşturmanın geciktirilebileceği düşüncesiyle, müdafiin yokluğunda yer gösterme işleminin yapılması anlamına gelmekten başka bir anlam taşımaz bu düzenleme.

Yine bu maddeyle bağlantılı olarak, bugün kabul ettiğimiz -iki saat evvel kabul ettiğimiz- 902 sıra sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın 6 ncı maddesini bilgilerinize sunmak istiyorum. 6 ncı maddeyle ilgili bu düzenlemede şu getiriliyor, değerli arkadaşlarım... Bunu, dün, Grubumuz adına Sayın Feridun Baloğlu çok ayrıntılı bir şekilde anlattı; ama, ben, bu maddeyle olan bağlantısı sebebiyle tekrar temas etmek istiyorum. Yine bu maddeyle ilgili olarak eleştiri getiren Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mensup Ersönmez Yarbay'a da burada, huzurunuzda teşekkür ediyorum. Bunu, hukukçu sorumluluğu adına, milletvekilliği sorumluluğu adına ifade etmekte yarar görüyorum.

Bakın, bu 6 ncı maddede hangi düzenleme yapılıyor, değerli arkadaşlarım, 250 inci maddede söylenilen suçlarla bağlantılı olarak... Yani, biraz evvel istisna maddeleri olarak düzenlendiği ifade edilen; ama, onlarca suçu kapsayan maddeden söz ediyorum, 250 nci madde. Burada "... suçlarla ilgili olarak alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması bakımından zorunlu görülen hallerde, hükümlü veya tutuklular, rızaları alınmak koşuluyla, ilgili makamın ve cumhuriyet başsavcılığının talebi üzerine hâkim kararıyla geçici sürelerle ceza infaz kurumlarından alınabilirler. Bu süreler, hükümlü veya tutuklu dinlendikten sonra işin niteliğine göre, her defasında dört günü ve hiçbir surette onbeş günü geçmemek üzere" deniliyor. Buradaki bir eksikliği de hemen ifade etmek istiyorum: "Onbeş günü geçmemek üzere" derken, bir defada onbeş günü geçmemek mi, yoksa toplamda onbeş günü geçmemek mi; bence, bu konuda da ciddî bir eksiklik var. Uygulamada, son derece farklı sonuçlara, uygulamalara yol açabilecek bir düzenleme. "... ve hiçbir surette onbeş günü geçmemek üzere -hiçbir surette ifadesi belki bu anlamı çıkarabilir; ama, bunu daha düzgün bir ifadeyle yazmak gerekirdi- hâkim tarafından tayin olunur ve hükümlülük ve tutuklulukta geçmiş olan süreler mahsup edilir."

Bu maddeyi de bir tarafa bırakıyorum değerli arkadaşlarım.

4778 sayılı Kanuna gelmek istiyorum değerli arkadaşlarım. 4778 sayılı Kanun ne idi; buna da temas etmek gerekiyor. 4778 sayılı Kanun, ne zaman çıkan bir kanun değerli arkadaşlarım; 11 Ocak 2003 tarihinde çıkan bir kanun. Yani, 22 nci Yasama Döneminde "uyum yasaları" adı altında uygulamaya koyduğumuz en önemli kanunlardan birisi ve demokratikleşmenin önünü açan, özgürlüklerin önünü açan diye ifade ettiğimiz, kamuoyuna sunduğumuz bir kanun. Bu kanun, 430 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ve Olağanüstü Halin Devamı Süresince Alınacak İlave Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (c) bendinde düzenleme yapıyor, değişiklik yapıyor değerli arkadaşlarım. Orada şu düzenlemeyi yapmışız: Olağanüstü hal bölgesindeki bu türlü hükümlü ve tutuklulara ilişkin olarak, bilgi almak amacıyla, yer gösterme veya keşif uygulaması sebebiyle cezaevinden dışarı çıkarılması işlemlerini "dört günü geçmemek üzere" düzenlemesiyle, Ocak 2003 tarihinde -bu yasal düzenlemeyi- yapmışız değerli arkadaşlarım.

Tekrar ifade ediyorum; getirilen 902, 903, 904 sıra sayılı kanun tekliflerinde, yine dört gün düzenlemesi var; ama, onbeş günü aşmamak kaydı var, burada ise; yani, Ocak 2003 tarihinde çıkmış olan kanunda ise dört günü geçmemek üzere düzenlemesi var, burada, azamî hadde ilişkin bir düzenleme yok.

Şimdi, bütün bunları ifade ettikten sonra -bunların değerlendirmesini, bunların kıyaslamasını biraz sonra ayrıca yapacağım değerli arkadaşlarım, ama- bu yasal düzenlemelerle ne amaçlanıyor, bunlar arasındaki bağlantılar nedir, geriye doğru bir gidiş mi var, yoksa gerçekten daha olumlu bir düzenleme mi var, bunların değerlendirilmesi bakımından bu temel düzenlemeleri anlatmak gerekiyordu.

Bu ifadelerden sonra, bir de, savcılık makamının doktriner anlamda ve yargı içtihatlarına göre görevi nedir, fonksiyonu nedir, görev ve sınırlarının içeriği nedir, nerede başlar, nerede biter, bunları anlatmak gerekiyor, bunda yarar görüyorum değerli arkadaşlarım.

Savcılık makamının bu değerlendirmesini yaparken, özellikle, şimdi, şu anda konuşma yaptığım 6 ncı maddedeki "yer gösterme" kavramının fiilî anlamı nedir, hukukî niteliği nedir, bunu da değerlendirmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, yer gösterme kavramının hukukî niteliği... Yer gösterme aslında olay yerinde yapılan bir keşiftir. Bunun başka bir anlamı yoktur. Bu keşfin yargıç tarafından yapılması gerekir; gecikmede tehlike varsa, ancak o takdirde savcı tarafından yapılır, kolluğa bırakılması uygun değildir.

Yer gösterme terimini uygulama yaratmıştır, biraz evvel de ifade ettim. Bunun anlamı, soruşturma konusu bir olayda failler ele geçirildiğinde, bunların ifadeleri alındıktan sonra, olay yerinde, bu kişilerin, olayın oluş biçimi hakkında ayrıntılı açıklamada bulunmalarıdır. Ceza yargılamasında bu işlemin adı keşiftir değerli arkadaşlarım. Uygulamada yer gösterme denilen işlem, tekrar ifade ediyorum, bir keşiftir.

Keşif konusunda, ceza usulüne ilişkin tüm düzenlemeler, temel yetkiyi yargıca vermiştir. Gecikmesinde tehlike ve zarar bulunan hallerde, bu keşif, biraz evvel de ifade ettiğimiz gibi, savcı tarafından yapılabilir. Keşif sırasında, kolluğun savcıya yardımcı olması doğaldır; hatta, faillerin ilk ifadeleri kolluk tarafından alındığında, bu yardımın önemi daha da artacaktır. Uygulamada, istisnalar hariç -yine, biraz sonra temas edeceğim üzere- yer gösterme denilen işlemler, aşağı yukarı, yüzde 100'e yakın oranda, kolluk güçleri tarafından yapılmaktadır. Bunun doğru olmadığını, biraz sonra, yine ayrıntılarıyla ifade edeceğim.

Yasanın, hazırlık soruşturmasını yürütmekle savcıyı görevlendirdiği gözönüne alındığı takdirde, yani hazırlık soruşturmasının amirinin ve sorumlusunun savcı olduğu gözönüne alındığı takdirde, bu işlemin savcı tarafından yapılması herhalde tartışmasız olarak kabul edilmesi gereken bir husustur.

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada, nasıl bir uygulamayla karşı karşıyayız; bütün bu düzenlemelerden sonra, bunların genel tablo içindeki sunuşu nedir, bunların birbirine yansıması nedir; bunları değerlendirmemiz gerekiyor.

Öyle bir gerekçeyle karşı karşıyayız ki değerli arkadaşlarım, her ne kadar yasa teklifi olarak getirilmiş ise de, çok iyi biliyoruz ki, bu bir yasa tasarısıdır ve burada, yasa teklifini getiren arkadaşımız, bunun, hiçbir değerlendirme yapmadığını görüyoruz; ama, bütün aşamalarda hükümetin değerlendirme yaptığını görüyoruz; bu çerçevede olayı değerlendirmek gerekiyor. Hükümet, gerek Parlamento çalışmasında gerekse kamuoyuna yönelik açıklamalarında şu gerekçeyi kendince getiriyor: Toplumu, özgürlükler ile güvenlik arasında bir tercih yapmaya zorlayan bir anlayışla karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım. Bunun anlamı şudur: Nerede bir kamu yönetimi, bir kamu otoritesi, özgürlükler ile güvenliğin kıyaslamasını yapmaya başlamışsa, orada kamu yönetiminde acz var demektir, orada kamu otoritesinde yetersizlik var demektir değerli arkadaşlarım. Önemle ifade ediyorum; güvenlikler ile, güvenlik kavramının sağlanması ile, güvenliğin sağlanması ile özgürlüğün uygulanması, biri diğerinin alternatifi olan kavramlar değildir. Önemli olan, bu iki kavramı bir denge içinde yürürlüğe koymaktır, uygulamaya koymaktır. İşte, gerçekten hukuk devleti niteliği taşıyan bir kamu yönetimi var mı, yoksa özgürlükleri konjonktürel amaçlarla kullanan, belli bir dönem için kullanan; ama, o dönem geçtikten sonra, kamu yönetiminde yetersizliği ortaya çıktıkça, özgürlük ve güvenlik çelişkisini kullanmaya çalışan bir yönetimle mi karşı karşıyayız; bunun sorgulamasını yapmamız gerekiyor değerli arkadaşlarım. Geldiğimiz noktada bu ciddî çelişkinin ve bu zafiyetin karşısında olduğumuzu üzülerek ifade ediyorum. Bu, kamu otoritesi adına ve siyasî iktidar adına çok ciddî bir zafiyettir, temel bir çelişkidir. Tekrar ifade ediyorum; özgürlüklerin düzenlemesi konusunda güvenlik kavramına sığınarak özgürlükler noktasında geri adım atmanın hiçbir açıklaması olamaz; bu, kamu otoritesinin hukuk devleti kavramına olan, siyasî iktidarın hukuk devleti kavramına olan inançsızlığının ve bunun hukuk devleti yapılanmasını amaç olarak kabul etmeyişinin bir tezahürüdür. Bunun başka bir şekilde açıklaması yoktur. Bu konudaki değerlendirmelerimi, ben, 7 ve 8 inci maddede anlatmaya devam edeceğim değerli arkadaşlarım.

Bu aşamada, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
