# Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim
- **Tarih:** 27 Haziran 2005
- **Gündem:** HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-06-27-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2

> Atilla Kart (CHP), 27 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.497 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 951 sıra sayılı tasarının 19 uncu maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 951 sıra sayılı tasarının atıfta bulunduğu 2802 sayılı Yasanın 39 uncu maddesini de gözönüne alarak değerlendirmelerimi sürdüreceğim. Biraz evvel, 17 nci maddede yaptığım değerlendirmelerde, sonuç olarak, şunu ifade etmiştim değerli arkadaşlarım: Mülakat uygulamasının, tamamen, kişisel ve sübjektif uygulamalarla yapıldığını ve amacı dışında kullanıldığını, bu şekilde sürdürülmesinin yanlış olduğunu, belgeleriyle, örnekleriyle anlatmaya çalıştım. Bütün bunlara rağmen, değerli arkadaşlarım, bu mülakat uygulamasının sürdürülmek istenilmesinin tek bir anlamı var; bunun adını çok açık bir şekilde koymak gerekiyor. Bunun anlamı şudur: Bu uygulamada ısrar edilmesi, biz, siyasî iktidar olarak, yargıda da kadrolaşma uygulamasını sürdüreceğiz demektir. Bunun başka bir anlamı yok; fiilî durum bunu gösteriyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, dönüp dönüp ifade ediyoruz; bu işin sağlıklı yapılabilmesinin yolu, aslında, yazılı sınav uygulamasındaki objektif yapılanmayı mülakata da taşımak. Mülakat aşamasında da bu objektif yapılanmayı gerçekleştirmek durumundayız. Bunun yolu ve yöntemi çok açıktır. Barolar Birliği, YÖK, Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan seçilecek üyelerin yanında, elbette, Adalet Bakanlığından da iştirak edecek 1 üyeden oluşacak heyetin bu mülakatı yapması herhalde çok daha uygun ve amaca uygun olacaktır. Sözünü ettiğimiz bu kurumlar, hem işin doktrin hem de uygulama yönünü bilen kurumlardır. Peki, bu kadar bariz bulgulara rağmen, bu kadar açık bulgulara rağmen, neden böyle bir yapılanmaya gidilmiyor? Yukarıdaki anlatım çerçevesinde bütün bunları sorgulamamız gerekiyor. Sorun, hukuk devleti yapılanmasında gerçekten değişim isteyip istememek noktasında yoğunlaşıyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, değerli arkadaşlarım, geçmiş iktidarların bu mülakat uygulamasını sürdürmüş olmaları ve zaman zaman amacı dışında kullanmaları, mevcut iktidarın, bu sübjektif yapılanmayı ısrarla ve kararlılıkla sürdürmek istemesinin gerekçesi olarak sunulamaz. Böyle bir yaklaşım, son derece yanlış bir yaklaşım olur. Bunu sürdürdüğümüz zaman ne oluyor değerli arkadaşlarım; bakın, o zaman, bunu sürdürdüğümüz içindir ki, yargıdaki vahim tabloyla karşı karşıya kalıyoruz, tıkanma noktasına gelen bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu tablonun çerçevesi nedir, bu çerçeveyi de, değerli arkadaşlarım, yine, biraz evvel Sayın Bakanın verdiği, benzer bir soru önergesine verdiği başka bir cevaptan sizlere aktarmak, sizlere sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 2003 ve 2004 yıllarında, Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, hâkim ve savcılar hakkında 6 691 adet şikâyet evrakı intikal ediyor. 2002 yılı ve önceki yıllardan devreden 1 294 dosyayla birlikte, toplam 7 985 şikâyet evrakı, 1 Nisan 2005 tarihi itibariyle söz konusu. Dikkatinizi çekiyorum ve 2003 ile 2004 yıllarındaki bu olağanüstü artışı da yorumlamanızı istiyorum değerli arkadaşlarım. Tekrar ifade ediyorum; 2003 ve 2004 yıllarında, Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, hâkim ve savcılar hakkında, aşağı yukarı 7 000 adet dosya intikal ediyor. Daha evvelki yıllarla kıyaslanmayacak ölçüde anormal bir artış söz konusu. Bunu yorumlamanızı istediğimi, tekrar, önemle ifade ediyorum. Ben, kendi yorumumu biraz sonra yapacağım.

Bakın, intikal eden evraklardan 6 801 adet soruşturma evrakı inceleniyor. İdarî yargı hâkimleri hakkında, 2003 yılı için 11 adet disiplin dosyası hakkında, Kurul tarafından uyarma, kademe ilerlemesinin durdurulması, kınama ve meslekten çıkarma cezası. 2004 yılında intikal eden 7 adet disiplin dosyasında ise, yine muhtelif cezalar uygulanıyor.

Asıl ağır tablo ise değerli arkadaşlarım, idarî yargıdan ziyade, adlî yargıda söz konusu. 2003 yılında 222 adet disiplin dosyasında, 2004 yılında ise 188 adet disiplin dosyasında; yani, toplam 410 hâkim ve savcıyla ilgili dosyalarda 22 kişi hakkında aylıktan kesme, 89 kişi hakkında uyarma, 77 kişi hakkında kınama, 18 kişi hakkında kademe ilerlemesinin durdurulması, 5 kişi hakkında derece yükselmesinin durdurulması, 29 kişi hakkında yer değiştirme cezası uygulaması, 15 kişi hakkında ise ihraç cezası uygulamasının yapıldığını görüyoruz. Hemen ifade ediyorum, bunu, hukukçu olan, meslekten gelen arkadaşlarım çok daha iyi değerlendireceklerdir. Yargıç ve hâkimlere uygulanan bu cezaların en alt kademesindeki uyarma ve kınama cezalarının bile, diğer meslek gruplarından farklı olarak, ne kadar ağır sonuçları olduğunu arkadaşlarım gayet iyi bilir. Hele, kademe ilerlemesi ve yer değiştirme niteliğindeki cezalar, daha da ağır sonuçlar yaratmaktadır. Bu cezalar, özlük haklarını ve meslekî kıdemi doğrudan etkileyen cezalardır. Yani, bu kadar ağır sonuçları vardır.

Peki, burada 8 000 kişiye ulaşan bir camiada, yani sayıları 8 100 civarında olan hâkim ve savcı camiasında, iki yıl içinde 400 disiplin dosyasının ortaya çıkmasının anlamı nedir, bunu çok iyi yorumlamamız gerekmektedir. Yüzde 5 seviyesindeki bu rakam, diğer meslek gruplarına göre çok fazla olmayabilir, bir yaklaşıma göre, böyle de değerlendirilebilir; ancak, yargıçlık mesleğinin niteliği ve işlevi karşısında bu rakamı ciddî bir rakam olarak görmek gerektiğini önemle ifade ediyorum.

Tabiî, burada, şunu da, hemen, yeri gelmişken ifade etmek gerekiyor: Bu olayın bir de olumlu yönü var. Hangi anlamda olumlu yönü var; hâkimlik mesleğinde, yargıçlık mesleğinde, demek ki, bir içdenetimi sağlayan, bir otodenetimi sağlayan bir mekanizma var; yani, siyasî iktidar sözcülerince hep ifade edildiği gibi, diğer meslek gruplarının, özellikle yargıçlık mesleğinin bu anlamda bir dokunulmazlığı söz konusu değil değerli arkadaşlarım. Bu anlamda, yargıçlık mesleğinin bir imtiyazı söz konusu değil; orada, soruşturma izni mekanizması içinde, Hâkimler Savcılar Kurulu mekanizması içinde, uyarmadan başlayan, kınamadan başlayan, yer değiştirme ve meslekten ihraca kadar uzanan bir cezalar silsilesi uygulanabiliyor. Onun için, diğer meslek gruplarının da dokunulmazlığı var, efendim, ayrıcalıkları var derken, siyasî iktidarı insaflı olmaya, bu vesileyle bir defa daha davet ediyorum; bunun gerçekle bağdaşır bir yönü olmadığını, bu vesileyle bir defa daha ifade ediyorum.

Bu tablonun bir diğer boyutu da şu, değerli arkadaşlarım: Bu görünen tablonun dışında, acaba denetim dışı kalan bir tablo da var mı, bir çerçeve de var mı; bunu da yine sorgulamamız gerekiyor. İki yıl içindeki bu olağanüstü artış nereden kaynaklanmıştır, bunu sağduyulu bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, aslında ortaya çıkan bu tablo, yani, yargıda tıkanma noktasına gelen, iflas noktasına gelen bu vahim tablo -adını çok iyi koymak gerekiyor- bir sonuçtur değerli arkadaşlarım, bu bir sonuçtur. Bu sonucu yaratan sebepler nedir; bunları biz burada tartışıyoruz. Onun içindir ki, sayın hükümetin, siyasî iktidarın bu tasarıyı getirirken, hâkimlik ve savcılık mesleğine ilişkin iyileştirmeler amacıyla bu tasarıyı getirirken, bu biraz evvel anlattığım o vahim tabloyu yaratan sonuçları, yaratan sebepleri sorgulaması gerektiği gayet açık; bunu anlatmaya çalışıyoruz, bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Bunu yaratan sebeplerin iki temel ayağını yukarıda hep anlattım değerli arkadaşlarım. Kolluk yapılanmasından başlayan, niteliksiz ve vasıfsız kadrolaşma ve yargıçlık aşamasında, 1982 Anayasasıyla doğmuş olan o tahribat, yani, yargı ve yargıcın bürokratlaşması sürecinden söz ediyoruz. Bu süreci kıramadığımız takdirde, bu süreci değiştiremediğimiz takdirde, bu yaptığımız çalışmaların hiçbir anlamının olamayacağını, tekrar, bir defa daha ifade etmek istiyorum.

Bakın, öylesine bir bürokratik yapıyla karşı karşıyayız ki değerli arkadaşlarım, diğer meslek gruplarında, bürokrasinin diğer kademelerindeki meslek gruplarında, çok iyi biliyoruz ki, nöbet tazminatı uygulaması vardır, fazla mesai uygulaması vardır. Bu uygulamanın olması da doğaldır, yerindedir. Bu, emeğe gösterilen saygının, sosyal devlet olmanın bir gereğidir, bir sonucudur.

Ama, şunu, yeri gelmişken ifade ediyorum: Yargıçlık mesleğinde, savcılık mesleğinde nöbet tazminatı uygulamasının olmadığını, fazla mesai tazminatı uygulamasının olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun bir gerekçesi olabilir mi değerli arkadaşlarım; bunun, haklı ve yasal bir gerekçesi olabilir mi; bunun, meşru bir gerekçesi olabilir mi; bunun, insanî bir gerekçesi olabilir mi?! Bunun, hiçbir haklı gerekçesi olamaz; ama, o mesleği icra eden insanlar, bu kadar olağanüstü sınırlı şartlara rağmen, bu kadar zor bir mesleği, büyük bir özveriyle icra etmeye devam eden o insanlar, o meslek mensupları, bakıyoruz, o mesleklerinin vakarlığının, vakur olmanın getirdiği bir sorumlulukla, mesleklerinin hassasiyetinin getirdiği bir sorumlulukla, özlük haklarına ilişkin olarak, fazla mesaiye ilişkin olarak, nöbet tazminatına ilişkin olarak, bugüne kadar hiçbir ciddî teşebbüste bulunmadılar, bunu dile getirmek gereğini dahi duymadılar. Niye duymadılar; siyasî otoriteye, Türkiye Büyük Millet Meclisine duydukları saygının gereği olarak duymadılar, mesleklerinin gereği olarak duymadılar.

Ama, olay, öyle bir tıkanma noktasına gelmiş durumda ki, bunu arkadaşlarım hep ifade ettiler; artık olay, o insanların, o meslek mensuplarının yoksulluk sınırında yaşamaları boyutuna geldiği için, o limite geldiği içindir ki, bu meslek mensupları da artık, bu yoldaki taleplerini fakslarla veya medenî yollarla, hiçbir illegal olmayan arayışın içine girmeyerek, tamamen meşru zeminlerde bu taleplerini dile getirmeye başladılar. O zaman, durup düşünmek gerekiyor, olayın ulaştığı vahim tabloyu görmek gerekiyor; bu anlamda, 25 inci maddede ve müteakip maddelerde getirilecek olan düzenlemede, artık, geri adım atmamak gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Yargının bürokratlaşmasının burada, yine, maalesef, son derece üzücü bir sonucunu yaşıyoruz. Bir taraftan diyoruz ki, Anayasada, yargı bölümünde, hâkimlerin özlük haklarının, atamalarının, yer değiştirmelerinin yasayla düzenleneceğini ifade ediyoruz; öbür taraftan da kalkıyoruz, özlük haklarına ilişkin düzenlemeyi, kalkıyoruz, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda o düzenleme içinde götürmeye çalışıyoruz. Burada da yine tutarsızlığımız ortaya çıkıyor, burada da yine, ikili bir yapı ortaya çıkıyor değerli arkadaşlarım. Mademki, hâkimlik ve savcılık mesleğini 159 uncu madde anlamında ayrı bir statüye oturtuyoruz, bunların özlük haklarının ayrıca yasayla düzenlenmesi gereğini, yani, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası dışında, özel yasasında düzenlenmesi gereğini dile getiriyoruz, o zaman, gelin, bu özlük haklarıyla ilgili olarak, fazla mesaiyle ilgili olarak, nöbet tazminatıyla ilgili olarak, bu anlamda da düzenleme yapma gayreti içine girelim, bu arayışın içine girelim. Bu arayışın içine girmediğimiz zaman, yargıdaki bu vahim tabloyu sona erdirmemiz mümkün olamaz değerli arkadaşlarım. Bu anlamda da kamuoyunu yanıltmamamız gerekiyor, gerçeğe uygun düzenlemeler yapmamız gerekiyor. Yargının gerçekten bağımsızlığını, yargıcın teminatını sağlayacak düzenlemeleri yapmamız gerekiyor. Yargıcın memur olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Bunu devletin diğer bürokratik kademelerine de anlatmamız gerekiyor. Bunu anlatmadığımız takdirde, burada, yine, yanlışları sürdürmeye devam edeceğiz değerli arkadaşlarım. O bürokratik yapıyı daha da tırmandırmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 27 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-06-27-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
