# Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim
- **Tarih:** 29 Haziran 2005
- **Gündem:** HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-06-29-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2

> Atilla Kart (CHP), 29 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.347 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 951 sıra sayılı tasarının 54 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Konseyinin tavsiye kararları var; bu tavsiye kararları, Türk yargı sistemiyle ilgili olarak yapılmış olan kararlar. Hemen şunu önemle ifade etmek istiyorum: Bu kararlar, bu tavsiye kararları, Avrupa Konseyi kararları olduğu için değil, bizim Türk yargı sistemine yönelik olarak yaptığımız tespitler ve bu yoldaki söylemlerimizi doğruladığı için, Avrupa Konseyi kararlarını bu aşamada anlatmak, bu kararlara atıfta bulunmak istiyorum.

Bu kararlara göre, uluslararası standartlar nazara alındığında, hâkim ve savcıların yetkileri, sorumlulukları arasında, görevleri açısından, hâkim ve savcıların görevleri açısından idarî ve fonksiyonel bir ayırım olmalıdır. Bu açıdan, cezaî işlemlerde savcının rolüyle ilgili olarak 10 uncu ilkede "savcılık kesin bir şekilde yargısal fonksiyonlardan ayrılmalıdır" düzenlemesi getirilmiştir. Daha da ötesi, savcının konumu, hâkime bağlı hale getirilmelidir.

Hâkimlerin bağımsızlığı konusundaki Avrupa Konseyinin 2 nolu prensibi ise "devlet kurumları veya temsilcileri de dahil olmak üzere, bir davayla ilişkisi olan herkes, hâkimin otoritesi altında bulunmalıdır" düzenlemesini getirmektedir.

Bu okuduğum ilke kararlarının -tekrar ifade ediyorum- Türkiye şartları içindeki uygulanırlılığını tartışmamız ve olgunlaştırmamız gerekiyor.

Hâkimlerin bağımsızlığı hakkındaki Avrupa Konseyi tavsiyesinin, yine ilgili prensibine göre, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 159 uncu maddesinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan, Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarını çıkaracak şekilde yeniden düzenlenmesi.

Yargı bağımsızlığı hakkında Birleşmiş Milletler temel prensiplerinin 10 uncu ilkesi ve hâkimlerin bağımsızlığı hakkında Avrupa Konseyi tavsiyesinin ilgili ilkesine göre, hâkim adaylarının seçilmesi usulünde Adalet Bakanının yetkisinin kaldırılması, halen Adalet Bakanı tarafından yerine getirilen seçim usulünün bu boyutlarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu veya Adalet Akademisine aktarılması; hâkimlerin yer değiştirme yetkisinin Adalet Bakanlığı ve Müsteşarlığından alınması, bu yetkinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna verilmesi; yargı bağımsızlığı hakkında Birleşmiş Milletler temel prensiplerinin 13 ve 17 nci ilkeleri ile hâkimlerin bağımsızlığı hakkında Avrupa Konseyi tavsiyesinin ilgili prensibine göre, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 144 üncü maddesi ve 2802 sayılı Kanunun "Adalet Bakanlığı merkez teşkilatından adalet müfettişleri kaldırılacak" şeklinde yeniden düzenlenmesi; adalet müfettişlerinin, doğrudan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun denetimi altında çalışacak şekilde yeniden atanmaları, Yüksek Kurulun bir yargı mensubu hakkında inceleme veya soruşturma izni vermek veya talep etmek yetkisine sahip olması yolunda tavsiyelerde bulunulmaktadır. Yine, Türk hukukunun yorumlanması hakkında, Adalet Bakanının cumhuriyet savcılarına genelge gönderme uygulamasına son verilmesi de tavsiye edilmektedir.

Cumhurbaşkanının, Avrupa Konseyinin, hâkimlerin bağımsızlığına ilişkin tavsiyelerinin ilgili maddesi uyarınca, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliklerine atama yapma yetkisinin kaldırılması ve söz konusu yetkinin hâkim ve savcıların bizzat kendilerine verilmesi veya diğer bir alternatif, Cumhurbaşkanının bu yetkiye sahip olmasına devam edilmekle birlikte, Cumhurbaşkanı, yalnızca hâkim ve savcıların belirleyecekleri adaylar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliklerine atama yapabilmelidir. Yani, bu durumda tartışılması, bu çerçevede tartışılması ve olgunlaştırılması gereken bir tavsiye kararı.

Bunların devamında, Yüksek Kurulun kendi bütçesine sahip olmasının yanı sıra, bu bütçenin hazırlanması aşamasında üyelerine danışılması ve bütçenin tahsisi ve yönetimi konularında Kurulun bizzat sorumlu tutulması.

Birleşmiş Milletler Yargının Bağımsızlığı Temel İlkelerinden 9 uncu ilkeye ve Avrupa Konseyinin, hâkimlerin bağımsızlığına dair tavsiyelerine uygun olarak, mümkün olan en kısa sürede -bunun Türkiye şartlarında uygulanmasının zorluğunu bilerek, bu ihtiyatla ifade ediyorum- hâkimlerin meslekî birliklerini kurabilmelerine imkân tanınması. Ve nihayet, yargısal etik kanununun hazırlanması...

Bütün bunların devamında da, bu tasarının tartışmaları esnasında önemle ifade ettiğimiz, başlangıç aşamasından itibaren ifade ettiğimiz bir konuya geliyor Avrupa Konseyi tavsiye kararları; yargı hatalarını azaltmanın ve yargının kalitesini geliştirmenin en önemli ve temel şartının, kanunları doğru yorumlayacak ve doğru karar verecek yetenekli ve iyi eğitilmiş hukukçuları istihdam etmekten geçtiğini tespit ediyor ve tavsiye ediyor.

Devam ediyorum değerli arkadaşlarım bu tavsiye kararlarına, çok önemli gördüğüm için anabaşlıklarıyla ve bir anlamda, bu tasarının görüşmelerinin özet değerlendirmesi olarak sunmak amacıyla, okumaya devam ediyorum.

Bakın, bu tavsiye kararlarını doğrulayan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 15 Aralık 1985 tarihli bir kararı var. Hâkimlik mesleğine seçim yönteminde, amaca aykırı düşüncelerin rol oynamasını engelleyecek tedbirlerin alınmasını ve hâkimlerin seçiminde, bir kişiye karşı ırk, renk, cinsiyet, din, siyasî veya diğer fikirler, millî veya sosyal menşe ve mal varlığı gibi düşüncelerle hiçbir ayırım yapılmaması gereğini ifade ediyor.

Avrupa Konseyinin 1994 tarihli tavsiye kararında ise, hâkimlerin meslekî kariyerlerine ilişkin tüm kararların objektif kriterlere dayanması gerektiği, hâkimlerin seçimi ve kariyerleri, eğitimsel özellikleri, dürüstlük, yetenek ve etkinliklerini gözeten liyakat esasının gözönüne alınması gerektiği ifade ediliyor ve en nihayet, mülakat esasına geliyor, Avrupa Birliği Konseyi tavsiye kararlarında ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tavsiye kararlarında bu noktaya geliyor.

Burada, şu değerlendirmeler yapılıyor değerli arkadaşlarım: Mülakatın objektif bir yöntem olmaması sebebiyle, hâkim teminatıyla çeliştiği ifade ediliyor. Ayrıca, sübjektif nitelikteki mülakatın yargısal denetime de elverişli olmadığı çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Yani, başka bir ifadeyle, mülakatın, yargısal denetimin dışında kaldığını; içeriği itibariyle, yapılış şekli itibariyle, mülakatın hukuka uygunluğunun denetilemeyeceğini, denetimimin yapılamayacağını çok açık bir şekilde ifade ediyor.

Burada, bu değerlendirmeyi yaparken ilgili tavsiye kararlarında sonuç olarak şuraya geliniyor: Daha mesleğe girişte, mesleğe giriş aşamasında, yürütme organı tarafından seçilen mülakat kurulu tarafından mülakata tabi tutulmanın, yargı bağımsızlığı ve yargıç teminatıyla bağdaştırılamayacağını açık bir şekilde tespit ediyor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu tasarının özünün ve esasının, bu temel noktalarda ve özellikle mülakat kurulunun oluşumu ve işleyişinde düğümlendiğini, üç günden bu yana, ısrarla ve kararlılıkla anlatıyoruz. Bu anlatımlarımıza, Sayın Bakan, her nedense, belirli aşamalardan geçtikten sonra, öncelikle Anayasanın 138 inci maddesinden söz ettiler, görüşülmekte olan bir dava hakkında görüş beyan etmekle bizi itham ettiler; ama, sonuçta, geldiler, ısrarlı sorularımız üzerine, bunun -yani, 17 Ekim ve 24 Ekim tarihlerinde yapılan idarî yargı ve adlî yargı hâkim adaylığı sınavlarının- idarî bir işlem olduğunu kabul etmek durumunda kaldılar. Bu zaten açık olan bir şeydir. Biz de bunu anlatıyoruz. Biz, orada, Danıştay aşamasına intikal eden, Anayasa Mahkemesi aşamasına intikal eden bir yargı yetkisiyle ilgili soru sormuyoruz; 17 Ekim ve 24 Ekim tarihinde yapılan idarî işlem niteliğindeki o sınavların sonucunu soruyoruz, tam yeri geldiği için soruyoruz.

Sayın Bakan, en son aşamada, nihayet şunu demeye başladılar: Efendim, bu işlemlere karşı, ilgililer, idarî yargı yoluna ilgililer gidebilir. Elbette gidebilir; bu, herkesin bildiği bir husus. Nitekim, bu işlemlere karşı idarî yargı yoluna da gittiler; ama, ben, başka bir şeyi soruyorum Sayın Bakanım; yasama denetimi adına ben soruyorum, yasama denetimi görevi adına soruyorum. Siz, bu yasama denetimi görevi adına, bu soruma cevap vermek durumundasınız. Nedir o sorum; tekrar soruyorum: Bunları, yazılı soru önergesiyle de sorduk, üç dört gündür tekrarlıyoruz; bunlar, uzun boylu araştırma yapılmasını gerektiren bilgiler değil; bu bilgiler, sizin kayıtlarınızda mevcut Sayın Bakanım. O sebeple, üç dört günden bu yana, neden ısrarla bu sorumuza cevap vermiyorsunuz? Bunun anlamı aslında şudur değerli arkadaşlarım, bunun anlamı gayet açık: Bu, tasarının özünü ve felsefesini ortaya koyuyor. Yani, bu tasarıyla yapılmak istenilen yargıdaki kadrolaşmayı, bunu ortaya koyuyor ve bu yargıdaki kadrolaşmanın bir anlamda itirafıdır bu, değerli arkadaşlarım.

Ben, sorumu tekrar soruyorum. Bakın, daha evvel sorduğum soru önergelerinde ne demişim; 17 Ekim ve 24 Ekim tarihlerinde yapılan bu mülakatlarda, yazılı sınavlarda ilk 100'e girip de mülakat sonucunda elenen kişileri sormuşum. Verilen cevaplarda, her ikisinde de aşağı yukarı, ilk 100 kişiden 45-46 kişinin, mülakat sonucu, 300-350 kişi arasına giremediğini görüyoruz. Yani, öyle bir durum söz konusu ki, âdeta, sınava giren ve başarılı olan kişilerden yarısının temsil yeteneği yok, fizikî özrü var, bariz bir kusuru var. Bu, gerçekçi bir değerlendirme olamaz, bu doğru bir değerlendirme olamaz. Ben, o sorumu, açarak tekrar soruyorum; çünkü, o soru, biraz eksik sorulmuş bir soru: Bakın, mülakat sonucunda başarılı olan, yani, mülakat sonucunda ilk 350 kişinin arasına giren, ilk 300 kişinin arasına giren bu kişiler, yazılı sınavda kaçıncı sıraya girdiler; bunların, tek tek cevabını istiyorum. Bunun cevabı verilmediği takdirde, bu cevap ısrarla verilmemek istenildiği takdirde, tekrar ifade ediyorum, bu, yargıdaki kadrolaşmanın, Türkiye'deki, Türkiye'nin yargı alanında yirmi yılını, yirmibeş yılını alacak bir kadrolaşmanın bir itirafıdır değerli arkadaşlarım. Bunu tekrar ifade ediyorum; yasama denetimi, görevi ve sorumluluğu adına soruyorum. Bunu, elbette, ilgililer, yargı denetimi içinde ayrıca takip edebilirler; ama, biz, milletvekili olarak aslî görevimiz olan yasama faaliyeti ve denetim faaliyeti kapsamında bu soruyu bir defa daha sormak gereğini duyuyorum. Bu değerlendirmelerle, umarım ki, temenni ederim ki, Sayın Bakan, hiç olmazsa, gelinen bu son aşamada, bu noktadaki merakımıza, bu noktadaki ısrarlı takibimize ve taleplerimize tatminkâr bir açıklama getirir ve böylece bu tasarının inandırıcılığına bir nebze olsun katkı sağlar. Bu düşüncelerle, ben, değerlendirmelerimi Genel Kurulla paylaşmak istedim.

Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-06-29-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
