# Grup önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim
- **Tarih:** 13 Aralık 2005
- **Gündem:** GRUP ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-12-13-grup-onerisi

> Atilla Kart (CHP), 13 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ); konuşma 935 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Danışma Kuruluna sunulan Grup önerisinin lehinde söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının hazırladığı Nisan 2004 tarihli rapora göre, büyükbaş hayvan ithalatında, 27 Mart 1996 tarihinden itibaren kontrol belgesi düzenlenmemesi yönünde karar alındığı, oysa, önceki ve sonraki tarihlerde, bu konuda alınan kararların ithalatın yasaklanması şeklinde olduğu, yasağın geçerli olduğu 27 Mart 1996 tarihinden önce getirilen Fransa ve Hollanda menşeli 650 adet, baş gebe düvenin -yani, damızlık büyükbaş ve doğum yapmamış hayvanın- İzmir Gümrüğünden giriş yapılmasına yönelik olarak özel uygulama yapıldığı- yani, evraklarda oynama yapıldığı- ve bu suretle, toplum sağlığının riske edildiğinden bahisle tespitlerde bulunulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, toplum sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda, aradan sekiz yıl geçtikten sonra, Nisan 2004 tarihinde, dönemin bakanları Sayın Nevzat Ercan, İsmet Attila, Musa Demirci ve Mustafa Taşar ile yine dönemin Koruma ve Kontrol Genel Müdür Vekili olan ve halen Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak görevini sürdüren Sayın Mehdi Eker'i de kapsayacak şekilde bir rapor düzenlenmiştir. Haklarında soruşturma izni verilen üç bürokrat yönünden ise, bu eylemin Ceza Kanununun 240 ıncı maddesiyle ilgisi olduğu ve eylem tarihi itibariyle zaman aşımına uğradığı anlaşıldığından, bu bürokratlar yönünden ceza davası sürecinin işletilemediğini, hemen, yeri gelmişken, bilgilerinize sunuyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hemen vurgulamak istiyorum, bu dosyada, hep ifade ettiğimiz gibi, sayın bakan veya dönemin ilgili bakanlarından birisi hakkında suçludur veya değildir deme durumunda değiliz; ancak, dramatik ve çarpıcı bir sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ortada bir eylem var. Bunda tereddüt edecek bir durum yok. 650 adet büyükbaş hayvan, mevzuata aykırı bir şekilde ve kontrolü yapılmadan piyasaya sürülüyor. Değerli arkadaşlarım, olayın vergi boyutu var, olayın vergi kaçakçılığı boyutu var, olayın haksız rekabet boyutu var, olayın toplum sağlığını ilgilendiren boyutu var, olayın yerli üreticiyi mağdur eden boyutu var, olayın hayvancılık sektörüne darbe vuran boyutu var. Yani, ortada, muhtelif sonuçları olan ağır bir eylem söz konusu, organize ilişkiler içinde gelişen bir eylem zinciri söz konusu, bürokratların ve siyasîlerin iştirakiyle gelişen bir eylem söz konusu; ancak, geldiğimiz noktada, her nedense, her nasılsa, bir sorumlu yok, siyasî anlamda ve hukukî anlamda bir sorumlu yok değerli arkadaşlarım. Oysa, hayatın gerçeği ve eşyanın tabiatı gereği, eylemin olduğu yerde suçlu da vardır, hukukî sorumlu da vardır, siyasî sorumlu da vardır.

Bakın değerli arkadaşlarım, daha bir hafta evvel, on gün evvel, kamuoyunun yakından takip ettiği Adnan Hoca olaylarında da benzer bir süreci yaşadık. Kamuoyuna mal olan onlarca dava, zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırıldı. Değerli arkadaşlarım, bunun anlamı nedir? Bunun anlamı şudur: Bakın, yargı tıkanmıştır, toplumun adalete güven duygusu ciddî anlamda zedelenir ve sorgulanır hale gelmiştir. Bu, aslında, sistemin tıkanmasıdır. Olağanüstü özveriyle ve insan gücünü aşan ağır bir iş yüküyle, zor şartlar altında görevini sürdüren yargı mensupları ve mahkemeler neden bu tıkanma sürecine girmiştir? Bu durumu gözardı etmeyelim. Bu tıkanma süreci çözümsüzlük boyutuna varmak üzeredir değerli arkadaşlarım. Daha da vahimi, bu tıkanma süreci, artık, toplumda, maalesef, olağan karşılanır hale gelmiştir. Bu anlayış, kaçınılmaz olarak, toplum ve kişileri başka arayış ve beklentilerin içine sokmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu anlattığımız sürecin adı, yargı ve yargıcın bürokratlaşmasıdır. Yargının gerçek anlamda bağımsız olamadığının, inisiyatif kullanamadığının ve bürokrasiye hâkim olamadığının bir itirafıdır bu değerli arkadaşlarım. Bunun çözümlerini ve yapılması gerekenleri, burada, üç yıldan bu yana her ortamda anlatıyoruz. Elbette bu tıkanmanın sebeplerini sadece son üç yılla izah edemeyiz, geçmiş dönemlerden kaynaklanan boyutları var; ancak, olayımız bakımından, 22 nci Yasama Dönemi bakımından bizim üzerinde durmamız gereken nokta şu: Aradan geçen bu üç yıl içinde siyasî iktidar olarak bu konuda neden hiçbir ciddî çalışma yapmıyoruz? Bu süreç herkes tarafından görüldüğü ve gözlemlendiği halde, neden gerekli yapısal tedbirleri almıyoruz? Bu tıkanmışlık işimize mi geliyor?! Hukuk devleti yapılanmasını istemiyor muyuz? Neden Anayasanın 83, 100, 140, 144, 159 uncu maddeleri ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasasının ilgili bölümlerini değiştirme konusunda hiçbir girişimde bulunmuyoruz? Hadi bu değişiklikleri yapmıyoruz, kendinize göre birtakım gerekçelerle bunlardan kaçınıyorsunuz; mevcut idarî ve yargısal yapıyı, iktidar gücüne dayanarak neden amacı dışında ve adaletsiz bir şekilde kullanmaya devam ediyoruz? Yargının sorunlarını neden istismar ediyoruz? Yargının bilinen sorunlarını kullanarak yargıyı neden bağımlı hale getiriyoruz? Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak artık bunları görmemiz, bunları değerlendirmemiz, bunları tartışmamız gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, bu kurumları ve bu kavramları amacı dışında kullandığımız takdirde nasıl sonuçlar meydana geliyor: Değerli arkadaşlarım, kamuoyunun ve toplumun, kendisini doğrudan ilgilendiren konularda bilgi sahibi olmasını ve gerçekleri öğrenme hakkını engellemiş oluyoruz. Bu engellemeler sürdürüldüğü takdirde, bazı bakanlar ve Sayın Başbakanın etrafında nasıl ticarî dehaların ve oluşumların olduğunu görüyoruz. Maalesef ve maalesef, Sayın Başbakan ve bazı bakanların Galataport, Kuşadası ve TÜPRAŞ olaylarında olduğu gibi -elbette üzülerek ifade ediyorum; elbette, Türkiye Cumhuriyetinin bir yurttaşı olarak, gerçekten, üzülerek ifade ediyorum- Sayın Başbakan ve sayın bakanlar gerçekleri bilerek neden gizliyor ve neden yalan söyleyebiliyorlar -Türk Dil Kurumundaki ifadesiyle söylüyorum- neden yalan söyleyebiliyorlar? Bunları lütfen cesaretle sorgulayalım değerli arkadaşlarım. Bizler bunun için varız burada, bunun için biz vekâlet aldık değerli arkadaşlarım; bunları sorgulamak, bunları takip etmek üzere bu vekâlet bizlere verildi. Bakın "sistemde denetim mekanizmalarının işlevini kaybetmesi halinde..." bu süreç başladı değerli arkadaşlarım; denetim mekanizmaları işlevini kaybediyor. Bu takdirde ne oluyor; sistemden hınç alma ve yolunu bulma arayışlarının ortaya çıkması kaçınılmaz bir hale geliyor. 58 ve 59 uncu hükümetler döneminde bu süreç, maalesef, hızlanmıştır.

Siyasî iktidar içindeki belli bazı güç odakları -tekrar ifade ediyorum, siyasî iktidar içindeki belli bazı güç odakları- bu anlayış ve cesaretten güç alarak, yolsuzluk ve hukukdışı uygulamalarına kendilerince haklılık ve meşruiyet kazandırıyorlar. Yani, Makyavelizm yöntemlerinin bir başka anlamda uygulanması süreciyle karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamın özü şu: Unutmayalım, adî nitelikteki suçlamalardan dolayı, organize ilişkiler içindeki suçlamalardan dolayı, kişisel ve siyasî kaygılarla yasama dokunulmazlığı zırhına bürünme ihtiyacını duyanların, belli bir aşamadan sonra, kamuoyuna …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Grup önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-12-13-grup-onerisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
