# 2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.(tbmm,rtük,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mahkemesi)birinci tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 15 Aralık 2005
- **Gündem:** 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS.(TBMM,RTÜK,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY,ANAYASA MAHKEMESİ)BİRİNCİ TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-12-15-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-tbmm-rtuk-cumhurbaskanligi-sayista

> Atilla Kart (CHP), 15 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS.(TBMM,RTÜK,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY,ANAYASA MAHKEMESİ)BİRİNCİ TUR); konuşma 917 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Meclis bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, süreyi yerinde kullanmak amacıyla Meclisin fizikî durumu, personel durumu, bütçe harcamaları gibi teknik konulara girmeyeceğim. Bu konular yerine, şu sorulara cevap arayacağım: Devletin temel ve kurucu unsurlarının başında gelen Meclis, 22 nci Yasama Döneminde nasıl bir faaliyet içinde? Seksenbeş yıl evvel ulusal Kurtuluş Savaşını gerçekleştiren ve Türkiye Cumhuriyetini inşa eden Meclis, bu misyonu yanında, yasama ve denetim faaliyetini hakkıyla yerine getiriyor mu? Meclis, kuvvetler ayrılığı yapılanması içinde görev ve sorumluluklarına sahip çıkma konusunda gerekli hassasiyete, kıskançlığa ve sorumluluk anlayışına sahip mi? Yasama ve denetim faaliyetlerinde milletvekilleri ve Meclis Başkanı üstüne düşen görevi yapıyor mu? En nihayet, Meclis Başkanı, Anayasa ve İçtüzükten doğan temsil görevini tarafsız bir şekilde yerine getiriyor mu; yoksa, siyasî iktidarın icraatlarını savunma çabası yanında, zafiyetlerini giderme gayreti içinde mi?

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, 1961 Anayasası kuvvetler ayrılığı ilkesini ve bunu koruyacak yapılanmaları getirmiştir. Egemenliğin kaynağını "millet iradesi" olarak düzenleyen bu anayasada, bu iradenin yetkili organlar aracılığıyla ve hukuk kurallarına uygun bir şekilde kullanılmasının şartları hazırlanmıştır. 1982 Anayasasında ise yürütme organı güçlendirilmiş, yargı bağımsızlığı ve yargıç teminatı zaafa uğratılmış, temel yapı ve denge bozulmuştur. 1961 Anayasasındaki "insan haklarına dayanan demokratik hukuk devleti" tanımının yerine, 1982 Anayasasında "insan haklarına saygılı" düzenlemesinin getirilmiş olması sıradan bir düzenleme değildir, maksatlı ve bilinçli bir tercihtir. Bu sonuç, 1982 Anayasasının temel özelliklerinden birisidir.

İşte, 22 nci Yasama Döneminde bu özellik ustalıkla kullanılarak yürütme organının gücü ve tahakkümü istisnaî olaylar dışında geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde artmıştır.

Mecliste sadece yasa tasarıları kanunlaşabilmekte, hükümetin bilgisi dışındaki yasa teklifleri ise gündeme dahi alınmamaktadır. Önergeler muhalefet milletvekilleri tarafından verildiğinde kabul edilme ihtimali genellikle söz konusu olmamaktadır. Saat 22.00-23.00 sularında madde metni bir sayfayı aşan, gerekçesi ise iki satırdan ibaret olan değişikliklere bu Meclisin gözü kapalı evet dediğini maalesef biliyoruz.

Elbette bu değerlendirmeleri yaparken Avrupa Birliği sürecinde ve yararına inandığımız konularda yapılan yasal ve anayasal değişikliklere Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği desteği ayrı bir paragraf altında değerlendirmek gerekiyor. Ben daha farklı bir süreçten söz ediyorum değerli arkadaşlarım.

Bu süreç nedir; bakın, Sayın Başbakan, bırakın demokrasi kültürünü, asgarî ölçülerdeki kamu yönetimi kültürüyle bile bağdaşmayacak bir şekilde, grup toplantılarında "bizim sevk ettiğimiz kanunları birtakım önergelerle değiştirmeye çalışıyorsunuz; biz bunları okuyarak hazırlamıyor muyuz; tasarıların virgülüne bile dokunmayacaksınız" diyebilmektedir ve maalesef, kritik ve ihtilaflı konularda bu söylem aynen gerçekleşebilmektedir.

İşte, değerli arkadaşlarım, böyle bir anlayış ve uygulama, yetki aşımı ve tecavüzü niteliğinde olmakla zaman içinde rejim sorununu yaratması kaçınılmazdır. Türkiye'de bu süreç başlamıştır; sistem, artık, başbakancı parlamenter rejim niteliğine dönmüştür. Avrupa Birliği süreci de bu gerçeği değiştirememektedir.

Değerli arkadaşlarım, hükümetin bu yanlış tavrı ile seçim sisteminin yetersizliği sonucu Meclis yapılanmasında doğmuş olan aritmetik yapı gözönüne alındığında Sayın Meclis Başkanı nasıl bir tavır içinde olmalıdır; bunu sormamız, bunu irdelememiz gerekiyor.

Bakın, Sayın Meclis Başkanının, yürütmenin bu tahakkümünün önlenmesi ve bu dengesizliğin giderilmesi noktasında katkı sağlaması gerekirken, Sayın Başkanın, tamamen kişisel ve siyasî hesaplarla, siyasî iktidarın bir organı gibi davrandığını görüyoruz.

Sayın Başkanın siyasî birikimini ve hukuk bilgisini objektif ölçülerle ve tarafsız bir şekilde kullanması gerekirken, son derece rahat bir şekilde siyasî iktidarın yanında saf tuttuğunu görüyoruz. Bunun en dramatik ve çarpıcı örneğini Ceza Kanunu sürecinde yaşadık. Sayın Başbakan Avrupa'dan olağanüstü toplantı gününü tespit etti, basın aracılığıyla Sayın Başkana duyurdu, Sayın Başkan da bunun gereğini hemen yaptı. Bu sürecin Meclisin saygınlığını nasıl zedelediğini ayrıca anlatmaya gerek görmüyorum.

Daha vahimi ise, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun usule uygun başvurusunu işleme dahi koymadı değerli arkadaşlarım. "Efendim, toplantı yetersayısını nasıl olsa sağlayamayacaksınız." Böyle bir gerekçe olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Siz, hangi sıfatla, hangi yetkiyle kendinizi Meclisin iradesi yerine koyup, bu şekilde irade beyan edebilirsiniz?! Bu -en hafif deyimiyle söylüyorum- büyük bir hukuk ayıbı ve siyasî gaftır. Bunu yaptığınız anda Meclis iradesi yerine geçmiş ve en üst düzeyde İçtüzük ve Anayasa ihlali yapmış olursunuz. Böylesine vahim bir ihlal yapılabilmiştir.

Bakın değerli arkadaşlarım, Sayın Meclis Başkanının 3 Haziran 2003 tarihinde Tokyo'daki camii ziyaret esnasında yapmış olduğu beyan, dokunulmazlık ve uzlaşma komisyonu konularındaki engelleyici, taraflı ve yanlış tutumu, İçtüzüğün 14/6 ncı maddesini açıkça ihlal etmesi, basınla ve bazı milletvekilleriyle olan ilişkilerinde kullanmış olduğu üslup ve polemiğe yol açan tavırları, 23 Ocak 2004 tarihinde Avusturya Televizyonuna verdiği mülakat, Anayasa Mahkemesine yönelik beyanları, türban ve AİHM konusundaki değerlendirmeleri, Avrupa Birliği sürecinde hükümet sözcüsü gibi konuşmalar yapması ve gerçekleri kamuoyundan saklama gayreti içine girmesi gibi konular hep birlikte değerlendirildiğinde, Sayın Başkanın inandırıcılığı ve tarafsızlığı konularında ciddî kuşkular ve bulgular ortaya çıkmaktadır. Bu uygulamalar, Meclis Başkanının göreviyle bağdaşmayan tavırlardır, her şeyden önce de etik değildir değerli arkadaşlarım.

Meclis bünyesinde geçici statüde çalışmakta olan personelin özlük hakları ve izin konularının askıda bırakılması -hemen yeri gelmişken ifade ediyorum- kabul edilebilir bir hal olamaz. Meclisin saygınlığıyla ve ciddiyetiyle bağdaşmayan bu konunun askıda bırakılmadan kalıcı bir çözüme kavuşturulması gerekir.

Yine, meslek odalarının çalışması kapsamında faaliyet gösteren, ama, bununla beraber hizmette tarafsızlık ilkesini ihlal etmeyen Meclis personeline yönelik ayırımcı tavrı da kınadığımı, yeri gelmişken ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer temel konu şu: Soru önergelerimizin cevaplandırılması sürecinde de İçtüzüğün 10/2 ve 14/10 uncu maddelerinin açıkça ihlal edildiğini görüyoruz. Neyi soruyoruz orada; şunu soruyoruz değerli arkadaşlarım; orman oylamasında vazodan oy çalınmasını soruyoruz, Sayın Başbakanın temiz toplum ve temiz siyasetle bağdaşmayan ticarî ilişkilerini soruyoruz, bedelli askerlik konusunda kamuoyunun neden yanlış bilgilendirildiğini ve beklenti içine sokulduğunu soruyoruz, Maliye Bakanının ve oğlunun sahte belge ve vergi imtiyazlarını soruyoruz değerli arkadaşlarım. Seydişehir Eti Alüminyumun özelleştirilmesi sürecinde Sayın Başbakanın hukukdışı ilişkilerini, Sayın Maliye Bakanının hukukdışı ilişkilerini ve görüşmelerini 9 defa soruyoruz. Bunları, yine bu yaklaşımlar içinde, Sayın Kemal Anadol…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.(tbmm,rtük,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mahkemesi)birinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 15 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-12-15-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-tbmm-rtuk-cumhurbaskanligi-sayista (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
