# Chp grup önerisinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim
- **Tarih:** 19 Ocak 2006
- **Gündem:** CHP GRUP ÖNERİSİNDE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2006-01-19-chp-grup-onerisinde

> Atilla Kart (CHP), 19 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CHP GRUP ÖNERİSİNDE); konuşma 1.028 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından sunulmuş olan grup önerisinin lehinde söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sakarya Milletvekili Sayın Ayhan Sefer Üstün'le ilgili dosyadaki suçlama, Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Encümen Üyesi olarak görev yaparken, müteselsilen görevi kötüye kullandığı yolundaki suçlamadır. Sakarya Cumhuriyet Savcılığının 31.5.2004 tarihli fezlekesine göre, Adapazarı merkezde bulunan belediyeye ait katlı pazar yerindeki işyerlerinin satılması, satış sonrası sözleşmeye aykırı olarak ipoteklerin kaldırılması, 9 adet arozöz için hizmet alımı şeklinde taşeron sözleşmesi yapılmak suretiyle Devlet İhale Yasasına muhalefet edildiği gerekçesiyle bir fezleke düzenlenmiş. İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının 86 sayfalık raporuyla bu fezleke düzenleniyor. Bu raporun, hemen, soruşturma izni süreci içinde Danıştay denetiminden geçtiğini ve Danıştayın da soruşturma izninin verilmesi gerektiği yolundaki kararından sonra iddianameye dayanak yapıldığını hemen ifade etmek istiyorum. Sayın Üstün dışında, diğer 21 sanık yönünden, Sakarya Cumhuriyet Savcılığının 2003/883 hazırlık sayılı dosyasıyla, yine görevi kötüye kullanma iddiasıyla dava açılmıştır. Bu davanın sonucu hakkında bilgimiz yoktur. Bugün gündeme getirdiğimiz dosyanın özü budur değerli arkadaşlarım.

Bu dosyadaki delillerin leh veya aleyhte değerlendirmesinin bu kürsüden yapılmasının son derece yanlış olduğunu hemen ifade ediyorum ve bunun devamında da bu dosyanın değerlendirmesinin yapılacağı merciin yargı olduğunu önemle vurguluyorum; bu, bizim işimiz değildir. Bu dosyadaki delillerin leh veya aleyhte tartışmasını yapmak bizim görevimiz değildir değerli arkadaşlarım.

Bu aşamadan sonra, konuya, dokunulmazlık konusunun, dokunulmazlık kurumunun amacı dışında kullanılmasının yarattığı tahribatlar nedir; bunları anlatmaya çalışacağız değerli arkadaşlarım.

Hep ifade ediyoruz; dokunulmazlık dosyalarını siyasî inatlaşma veya polemik adına gündeme getirmiyoruz. Dokunulmazlıkların sınırlandırılması olayı, yolsuzlukların sona ermesi ve engellenmesi için başlıbaşına yeterli olan bir konu değildir. Dokunulmazlığın sınırlandırılması, yolsuzluklarla mücadele için bir başlangıçtır, bir semboldür. Elbette, bu kurumun, dokunulmazlık kurumunun, diğer yasal ve idarî düzenlemelerle desteklenmesi gerekiyor. Bunların neler olduğunu her aşamada ve her zeminde anlatıyoruz. Bu düzenlemeleri yapmadığımız zaman ne oluyor; bunları da, değerli arkadaşlarım, kararlılıkla anlatmaya devam edeceğiz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bunları yapmadığımız zaman, Başbakanın -başta Sayın Başbakan olmak üzere- bazı bakanların ve siyasîlerin yanında, ticarî dehaların oluştuğunu, aradan geçen üç yıl içinde hep somut olaylarla anlattık. Bir diğer sonuç ise, yargıya doğrudan veya dolaylı olarak müdahalenin altyapısını hazırlamış oluyoruz, bu yanlış mekanizmayı ısrarla sürdürmüş oluyoruz. Bugün, bu konudaki endişelerimizi ve kamuoyunun denetiminden kaçırılmak istenilen bazı gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum, bu gelişmeleri bilgi ve değerlendirmenize sunmak istiyorum.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapılanmasını değiştirmediğimiz, idarî ve malî özerkliğini sağlamadığımız zaman, yürütme gücünü kullananlar, dokunulmazlık kurumunun ardına sığınarak, bu gücünü nasıl bir baskı aracı olarak ve kişisel yaklaşımlarla kullanıyor; bunları bilmemiz gerekiyor.

Lafı dolandırmadan anlatacağım. Yine, İstanbul Büyükşehir Belediyesinden örnek vereceğim değerli arkadaşlarım. Aralarında Sayın Başbakan, eski Başkan Ali Müfit Gürtuna, İstanbul ve Kırşehir milletvekilleri, BELBİM Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Üyesi ve TRT eski Genel Müdürü Sayın Şenol Demiröz'ün de bulunduğu 37 sanık hakkında 1997, 98, 99 yıllarında zimmet, kalpazanlık, resmî evrak ve kayıtlarda sahtecilik iddialarıyla Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama yapılıyor. Yargılama sonucunda, mahkeme, milletvekilleri yönünden zorunlu olarak dosyanın tefrikine karar veriyor. Ali Müfit Gürtuna yönünden, 4616 sayılı erteleme yasası gereğince yargılama yapılmasına yer olmadığına karar veriyor. Diğer sanıklar yönünden de, mahkûmiyetlerine yeter ölçüde delil olmadığı gerekçesiyle beraat kararı veriyor değerli arkadaşlarım. Beraat kararı elbette verilebilir. Dosya durumu uygun ise söylenecek bir söz yok. Ancak, sözü edilen dosyaya baktığımızda şunu görüyoruz: Ortada 3 trilyona ulaşan bir belediye zararı var. Mahkemenin, kararına esas aldığı 6 Ekim 2003 tarihli bilirkişi raporundan söz ediyorum değerli arkadaşlarım. Bu raporu, mahkeme, kararına, beraat kararına gerekçe olarak alıyor. Ne diyor bu raporda: "BELBİM akıllı bilet sistemine elle müdahale edildiği, sistemin baştan itibaren oluşturulmasında suiistimale açık olduğu ve sistemdeki bu durumun düzeltilmesi mümkün olmasına rağmen bunun gereğinin yapılmadığı anlaşılmaktadır" yolunda tespit yapılıyor. Mahkeme de, her nasılsa, bu raporu esas alarak beraat kararı veriyor. Ancak, değerli arkadaşlarım, bu dosyada, bakıyoruz, bu raporun dışında, Hesap Uzmanları Kurulu ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığının da raporu var. Bu raporlarda da, hem zararın varlığını gösteren hem de suç ilişkilerinin varlığını gösteren tespitler var. Buna rağmen, ilgili mahkeme, her nasılsa, her nedense, yeni bir inceleme yapmaya ve rapordaki çelişkileri ve müphemiyetleri gidermeye gerek görmüyor.

Olağan hukuk uygulamalarına aykırı düşen tuhaflıklar, bu tesadüfler bununla da sınırlı değil değerli arkadaşlarım. Bakıyoruz, bu dosyada, ortada belediyenin 3 trilyona yakın zararının varlığı sabit olmasına rağmen, belediye adına dosyaya müdahalede bulunulmuyor, müdahale talebinde bulunulmuyor. Daha vahimini söyleyeyim, daha düşündürücü olanını söyleyeyim; Hazinenin zararı açık olmasına ve yüksek miktarlara ulaşmasına rağmen, Hazine avukatlarının müdahale talebi hakkında, bakıyoruz, mahkeme hâkimi iki duruşma karar vermemiş; Hazine avukatlarının bulunmadığı üçüncü duruşmada müdahale talebinin reddi yolunda karar veriyor değerli arkadaşlarım.

Ve yine devamında neyi görüyoruz; Hazine avukatları, bu süreç içinde, kendi taleplerine aykırı olarak gelişen bu süreç içinde, bu kararı, her nedense ve her nasılsa, temyiz bile etmiyorlar değerli arkadaşlarım. Böylece, dosyanın önündeki bütün engeller ustalıkla bertaraf ediliyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu anlattıklarım sizleri rahatsız etmiyor mu?.. Bunları irdelemeyecek miyiz?.. Bunları sorgulamayacak mıyız?.. Ortada bir zarar var; çok açık bu. Sayın Başbakanın ve hükümet yetkililerinin çok sık olarak kullandıkları bir ifadeyle söylüyorum; fakir fukaranın, garip gurebanın hukuku var. Bu hukuku neden korumuyoruz?.. Neden sahip çıkmıyoruz değerli arkadaşlarım?.. Ne zaman sahip çıkacağız?.. Hadi, kendinize göre birtakım gerekçelerle, işin cezaî boyutunu, cezaî müeyyide boyutunu birtakım gerekçelerle engelliyorsunuz; hukuk davasını neden engelliyorsunuz?! Tazmin sorumluluğunu neden engelliyorsunuz?! Bunun bir açıklamasını yapabilir misiniz değerli arkadaşlarım!.. Bunun, hiçbir şekilde açıklamasını yapamazsınız. Bunun hiçbir izahı yok değerli arkadaşlarım.

Bakın, bu yaptıklarınızla, gerçekten, bütün içtenliğimizle ifade ediyoruz, bütün inancımızla ifade ediyoruz ki, sistemi tahrip ediyorsunuz değerli arkadaşlarım. Bir toplum, hiçbir toplum, böyle bir tahribatı daha fazla kaldıramaz ve hiç kimsenin bu tahribatı daha fazla sürdürmeye hakkı olamaz.

Biraz evvel Anavatan Partisi Grubu adına arkadaşımız Sayın Sarıbaş, uzlaşma komisyonundan söz ettiler ve devamında da "soruşturma izni" kavramını, biraz dolaylı olarak da olsa ifade ettiler.

Bakın, değerli arkadaşlarım, kavramları yerli yerinde kullanmamız gerekiyor, tutarlı kullanmamız gerekiyor. Uzlaşma komisyonu diye bir kavram, hep anlatıyoruz, Anayasada da yok, İçtüzükte de yok. 5-6 grubun bulunduğu meclislerde, sadece o döneme özgü olarak, fiilî bir uygulama şeklinde gündeme gelmiş. Anayasada böyle bir şey yok, İçtüzükte böyle bir şey yok. Daha iki ay evveline kadar ikili bir parlamento yapısından söz ediyoruz, üç yıldır yapılan bir engellemeden söz ediyoruz. Anayasa Komisyonu, zaten bizatihi kendisi bir uzlaşma komisyonu niteliğinde. Herhangi bir anayasa değişikliği geldiği zaman, hep biliyoruz ki bu dönem içinde, müteaddit değişiklikler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Chp grup önerisinde”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 19 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2006-01-19-chp-grup-onerisinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
