# Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Atilla Kart (CHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim
- **Tarih:** 21 Nisan 2010
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-23-2010-04-21-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas

> Atilla Kart (CHP), 21 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 925 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa değişikliği teklifinin 8’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, parti kapatma sürecini Türkiye Büyük Millet Meclisinin iznine tabi tutan 8’inci madde, görüşmekte olduğumuz bu madde, Mecliste çoğunluğa sahip olan bir siyasi partiye tüzel kimlik olarak dokunulmazlık zırhını ve suç işleme imtiyazını getirecek nitelikte bir maddedir.

Bir siyasi partinin bir başka siyasi partinin kapatılması sürecinde doğrudan ya da dolaylı olarak bir rol üstlenmesi, demokrasinin esasıyla bağdaşmayacağı gibi, ahlaken de hiçbir şekilde kabul edilemez.

Getirilen düzenlemeyle, Anayasa’nın 69’uncu maddesinin üç, dört ve yedinci fıkraları değiştiriliyor, altıncı fıkranın sonuna da şu ekleme yapılıyor: “Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ile idarenin eylem ve işlemleri odaklaşmanın tespitinde göz önüne alınamaz.” deniliyor.

Meclis çalışmalarındaki oy ve çalışmaları, düşünceleri, Anayasa’nın 83’üncü maddesi kapsamında kürsü sorumsuzluğuyla, yasama sorumsuzluğuyla birlikte değerlendirmek gerekiyor, bunda bir tereddüt yok. Ancak, bu söz ve eylemler, ilgili siyasi partinin tüzel kimliği etrafında yoğun suç ilişkileri için odak olacak boyutlara varıyorsa yahut yetkili organlar bu fiilleri zımnen veya doğrudan kabul ediyorsa ve teşvik ediyorsa, bu takdirde, siyasi partinin anayasal anlamda bir ihlal içinde olup olmadığının tespitinde, bu durum, bir unsur olarak, bir delil olarak elbette göz önüne alınmalıdır.

Asıl önemli olan husus şudur, getirilen düzenleme bakımından önemli olan ve vahim olan husus şudur: “İdarenin eylem ve işlemlerinin odaklaşmanın tespitinde göz önüne alınmayacağı” yolundaki hüküm. Bu hüküm, bakıyoruz, Anayasa’nın 68/4 ve 69/6’ncı maddelerinin sonuç olarak fiilî anlamda içinin boşaltılması ve kayıt dışı bir yapılanmanın devreye girmesi anlamına gelecektir, bu sonucu yaratacaktır.

Bakın, 68’inci maddede, dört ana başlık hâlinde, Anayasa’dan kaynaklanan yasaklama nedenleri; demokratik devlet düzeninin korunması, laik devlet düzeninin korunması, millî devletin korunması ve nihayet suç işlenmesini teşvik yasağı başlığı altında toplanmaktadır. Getirilen düzenleme, dört ana başlık hâlinde tasnif edilen bu ihlallerin tamamının, tümünün yasal ve anayasal denetimi imkânını ortadan kaldırıyor. Çünkü, bu yöndeki suçlamaların yargı prosedürü içinde tahkiki ancak sayısal çoğunluğa sahip olan siyasi iktidarın veya partinin izniyle mümkün olabilecek. Anayasa’nın 68’inci maddesinde düzenlenmiş olan bu dörtlü tasnifin, Siyasi Partiler Yasası’nda düzenlemesi yapılan “yasaklar” bölümüyle birlikte, yani 79 ila 108’inci maddelerle birlikte yeni baştan düzenlenmesi ve uyumlu hâle getirilmesi gereği vardır; bu bir ihtiyaçtır. Bu çerçeve daraltılabilir, “sınırlılık” tezi kapsamında bu çalışmalar elbette yapılabilir, ancak hiçbir şekilde, Anayasa’da dört ana başlık hâlinde düzenlenmiş olan eylemlerin tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması anlamına gelebilecek bir düzenleme kabul edilemez.

Demokrasiler kendilerini mutlaka hukuk yoluyla koruyacaklardır. Hukuk yoluyla korunma mekanizması lağvedildiği ya da iğfal edildiği takdirde -bugün bunu yaşıyoruz; bu iğfali, bu teşebbüsü yaşıyoruz- bu takdirde demokrasinin kendi varlığını koruması ve sürdürmesi mümkün olmaz. Hukuk yoluyla korunma mücadelesinin “militan demokrasi” ya da benzeri bir isimle adlandırılmak istenilmesi ucuz demagojiden başka bir anlama gelmez. Hiçbir akademik sunuş bu gerçeği değiştiremez, ortadan kaldıramaz. Unutulmamalıdır ki demokrasi hukuk tarafından korunmadığı takdirde, dikta yapılanması, faşizan yapılanma kaçınılmazdır; yakın tarih bunun acı ve ıstırap dolu örnekleriyle doludur. Fransız kamu hukukçusu Vedel’in deyimiyle, demokrasi, siyasi partiler olmaksızın yaşayamaz, ancak siyasi partiler yüzünden de son bulabilir.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi yapmak istediği bu anayasal düzenlemeyle fiilen ve anayasal anlamda parti dokunulmazlığını da kurumsal hâle getirmek istemektedir. Anayasa’nın geçici 15’inci maddesini Cumhuriyet Halk Partisinin kararlı tutumu ve toplumun duyarlılığı karşısında teklif metnine almak zorunda kalan AKP, yapmak istediği bu düzenlemeyle, kendi açısından yeni geçici 15’inci maddeler ihdas etmektedir. Aslında AKP bu girişimiyle, 12 Eylül’ün misyonunu üstlendiğini de göstermektedir. Getirilen bu düzenlemeyle, birbirine siyaseten rakip olan, aynı kulvarda yarışan siyasi partiler arasında güçlü olanın diğerine karşı tehdit ya da benzeri baskı unsurlarını devreye sokması durumu doğacaktır. Sayıca küçük olan partilere yönelik olarak sindirme ve baskı ortamı artık kurumsal hâle gelecek ve kaçınılmaz olarak etkili de olacaktır. Danışıklı ilişkiler ya da kanuna karşı hileler yoluyla grup düzeyinde yeni partilerin oluşturulması ve bu yolla diğer partiyi kapatma ya da engelleme girişimlerinin devreye girmesi söz konusu olacaktır.

Öte yandan şunu elbette ifade etmek gerekiyor, parti kapatmalar konusundaki genel düşüncemizi, ilkelerimizi elbette ifade etmemiz gerekiyor. Parti kapatma yaptırımının uygulanması, bir partinin ancak şiddeti savunması, teşvik etmesi, yıkıcı ve terörist faaliyetleri desteklemesi durumunda haklı olabilir. Bu çerçevede ırkçılık, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, cihada çağrı gibi politikalar şiddet savunusunun belirtileri olarak kabul edilmelidir. Ayrıca, bir siyasi parti, iktidar gücünü gerek yerel yönetimler ve gerek merkezî hükûmet düzeyinde elinde tutuyor ve devlet yetkisini sürekli olarak kötüye kullanıyorsa ve bu durum hukuk devleti ilkesinin yok edilmesi tehlikesini yaratıyorsa orada ciddi ve yakın tehlike söz konusudur. Bunun anlamı budur değerli milletvekilleri. Bu takdirde neden bu tehlike doğuyor, neden bu ciddi ve yakın tehlike doğuyor? Çünkü cebir unsurunu ayrıca fiilen harekete geçirmeye gerek kalmıyor. Bunu zaten kamu yetkisini kötüye kullanmak suretiyle belli bir aşamaya vardırabiliyorsunuz. Bir siyasi parti, kritik yargı kararlarının uygulanmasını kanunsuz emir yoluyla Anayasa’nın 137’nci maddesini ihlal etmek pahasına engelliyorsa, kanunsuz emir yoluyla suç işlettiği müsteşarlar ya da bürokratları organize bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyorsa, Türkiye Büyük Millet Meclisini bu anlamda kanun kaçaklarının sığındığı bir merci hâline getiriyorsa; benzeri nitelikte yüzlerce işlem yoluyla bürokratlara suç işletiyorsa Anayasa’nın 137’nci maddesini ihlal etmek pahasına, mesela Deniz Feneri soruşturmasını engelliyorsa, Cargill mevzuatını defalarca ihlal ediyorsa; Yasin El Kadı olayında, Telekom sürecinde adli emanet paralarının yasa dışı bir şekilde hazine geliri olmadan işletilmesinin yolunu açıyorsa, bu şekilde idari işlem ve eylemler tesis ediyorsa, bu suç değil midir değerli milletvekilleri? Suç teşkil eden bu ilişkileri “odak olma” noktasında nasıl göz önüne almayız? Bunun bir açıklaması var mı? Bunun hiçbir hukuki açıklaması yok, hiçbir mantıklı açıklaması yok. Bu maddeyle yapılan düzenlemenin hangi amaca hizmet ettiği belli değil mi değerli milletvekilleri? Şu söylediklerim karşısında bu amaç, bu gizli amaç somut olarak ortaya çıkmıyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Atilla Kart (CHP, Konya). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-23-2010-04-21-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
