# Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ayla Akat Ata (Batman)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim
- **Tarih:** 11 Şubat 2010
- **Gündem:** KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.383)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ayla-akat-ata-23-2010-02-11-kamu-duzeni-ve-guvenligi-mustesarliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind

> Ayla Akat Ata, 11 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.383)); konuşma 1.148 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 383 sıra sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine söz hakkı almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugünün dünyasında “Devletin ve toplumun güvenliği nasıl sağlanır?” sorusu önemli tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Bir yanda bireylerin hak ve özgürlüklerini olabildiğince sınırlandıran güçlü bir devlet yapısı esas alınmakta iken, diğer yanda ise bireylerin hak ve özgürlüklerinin olabildiğince genişletilmesi yoluyla güvenliğin korunması esas alınmaktadır. Ülkemizde ise güvenlik ve özgürlük arasındaki denge, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar güvenlik lehine ağırlık kazanmıştır. Ülkenin en büyük sorununun güvenlik sorunu olduğu söyleminin her fırsatta dile getirilmesi ve bu söylemi takip eden uygulamaların hayata geçirilmesi sonucu hızla millî güvenlik devleti olma yolunda ilerlenmiştir. Cumhuriyet tarihinde millî güvenlik devleti olarak tanımlanan siyasal mekanizmanın kurumsallaşmasında 12 Eylül 1980 askerî darbesi önemli bir basamak olmuş, Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği ise bu anlayış içerisinde uzunca bir süre kilit bir konuma ve role sahip olmuştur. Görünürde bürokratik bir kurum olarak yapılandırılan bu kurumlar, askerî otoritenin vesayeti altında gizli yönetmeliklerle ve yargı denetimine tabi tutulmadan uzun yıllar neredeyse her alana müdahale imkânı bulabilmişlerdir.

Tartışmakta olduğumuz Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı Kanun Tasarısı ile ülkemizin içinde bulunduğu siyasal süreç arasında ironik bir bağ bulunmaktadır. Görüşülmekte olan bu kanun tasarısı, demokratik açılımın geldiği aşamayı ortaya koyması bakımından önemli bir gösterge niteliğindedir. Terörizmle her alanda mücadele adı altında hayata geçirilmeye çalışılan bu yapı ile sistem, var olan ve aciliyetle çözüm bekleyen sorunlara karşı bakışında hiçbir değişikliğin olmadığını ortaya koymaktadır.

Tasarının genel gerekçesinde, son yıllarda bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de terör olaylarının toplumu tehdit eder boyuta ulaştığı ve terörle mücadelenin çok yönlü tedbirler ve uluslararası iş birliğiyle gerçekleşebileceği belirtilmektedir. “Bugünün dünyasında devletin ve toplumun güvenliği nasıl sağlanır?” sorusu önemli tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Bir yanda bireylerin hak ve özgürlüklerini olabildiğince sınırlandıran güçlü bir devlet yapısı esas alınmaktayken diğer yanda ise bireylerin hak ve özgürlüklerinin olabildiğince genişletilmesi yoluyla güvenliğin korunması esas alınmaktadır.

Bugün tartışmakta olduğumuz bu kanun tasarısı tam da bu noktada hayati bir öneme sahiptir. Güvenlik söylemi gerekçe gösterilerek hayata geçirilmeye çalışılan bu tasarı ile topluma ülkenin en büyük çıkmazının güvenlik sorunu olduğu olgusu ve algısı yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan, bugün de acil çözüm bekleyen sorunlar üzerinden sistem korku siyaseti üreterek varlık alanını genişletmeye çalışmaktadır. Bu politika en kaba hâlini ise son otuz yıldır Kürt sorununda göstermektedir. Bu yöntem siyasal, sosyal ve ekonomik alandan tutalım da uluslararası alana kadar pek çok alanda kendini görünür kılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Genelkurmay Başkanlığının isteği üzerine daha öncesinde hayata geçirilen uygulamalara şimdi ise Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı adı altında yeni bir halka eklenmeye çalışılmaktadır. Tasarının ortaya çıkış süreci ve hazırlanma amacı Genelkurmay ve Hükûmetin Kürt sorununa bakışında ortak bir zihniyeti taşıdığını açıkça ortaya çıkarmaktadır. “Terör sorunu” adı altında asayiş yaklaşımına mahkûm edilen Kürt sorunu, bu tasarıyla topyekûn bir güvenlik çemberine hapsedilmektedir. Öyle ki bu yaklaşıma Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ile daha görünür bir nitelik kazandırılmaktadır. Her fırsatta, Hükûmet tarafından Kürt sorununun sadece güvenlik politikalarıyla çözülemeyeceğinin belirtilmesine karşın, tasarının taşıdığı amaç ve hedefler bu söylemi çürütür niteliktedir.

Tasarı metnine baktığımızda, terörle mücadelede politika ve stratejiler belirlenmesine yönelik çalışmalar yürütmeyi, bu politikaların uygulanmasına yönelik eylem planlarının hazırlanmasını ve uygulamasını izlemeyi, güvenlik ve istihbarat birimlerinden gelen istihbaratları değerlendirmeyi, gerekli araştırma, analiz ve çalışmalar yapmayı ve yaptırmayı, kurumlar arasındaki koordinasyonu sağlamayı, kamuoyunu bilgilendirmeyi ve halkla iletişimi sağlamayı, uluslararası gelişmeleri ilgili kurumlarla izlemeyi ve değerlendirmeyi, inceleme ve denetleme yapmayı da, yaptırmayı da öngörmektedir.

Burada aklımıza ilk, “Acaba bugüne kadar bunlar yapılmadı da bundan sonra kurulacak Müsteşarlık aracılığıyla mı bunlar yapılmak istenmektedir?” diye bir soru gelmektedir. Nitekim, tasarının İçişleri Komisyonundaki görüşmelerinde Sayın Bakan, güvenliğin devletin temel varlık nedeni olduğu ve sadece polisiye tedbirlerden ibaret olduğunu düşünmenin eksik bir bakış açısı olacağını belirtmiştir. Güvenliğin bir insanın en temel hakkı olduğu ve bu hakkın ihlali durumunda diğer hakların korunması ve geliştirilmesinin imkânsız olduğu vurgulanmıştır, “Konuyla ilgili çalışmalarda güvenlik-özgürlük dengesinin demokrasi, insan hakları ve hukuk yoluyla teminat altına alınarak güvenlik çalışmalarının temeli oluşturulmaktadır.” denilmiştir. O zaman soruyoruz: Son otuz yıldır Kürt sorununda hayata geçirilen uygulamalar sonucunda yaşanan faili meçhul cinayetler, kayıplar, toplu mezarlar, sokak ortasında infazlar, gözaltında işkenceler, köy boşaltmalar, köy yakmalar hangi demokrasi, insan hakları ve hukuk anlayışı çerçevesinde yapılmıştır? Bugün, bu Müsteşarlıkla amaçlanan ve hedeflenen nedir?

Yasa tasarısının Komisyonda görüşülmesi sırasında yine terörle mücadelenin ön koşulu olarak devletle milletin aynı noktada buluşturulması temel hedeflerden biri olarak belirtilmektedir. Bunun gerçekleşmesinin yolu olarak da terörist ve vatandaşı birbirinden ayırmak olduğu vurgulanmaktadır. Böylesi bir uygulama ile ayrışma yaratılarak vatandaşlar birbirine karşı ötekileştirilmekte, farklı hukuki statülere tabi tutulmaktadır. En önemlisi de toplumun farklı kesimlerinin hak ve özgürlük taleplerinin kamuoyu nezdinde meşruiyetini yitirmesi daha kolay hâle gelmektedir. Bu da karşımıza KCK operasyonlarının Türkiye sınırları içerisinde yapılmasını ve halkın onayıyla işbaşına gelmiş seçilmişlerin, başta belediye başkanları olmak üzere gözaltına alınarak, kelepçelenerek tutuklanmaları gibi bir süreci de beraberinde getirmektedir, karşımıza çıkarmaktadır. Tabii, Müsteşarlık kurulduğu aşamada, daha öncesinde, daha bu tartışmalara başlanırken icraatın bu olması Müsteşarlık kurulduktan sonra yaşanacakların da bir göstergesidir.

Yasa tasarısı, kurumlar arası uyumsuzluğun ve eksikliklerin ortadan kaldırılması amacıyla, ilgili kurum ve kuruluşlar ile istihbaratın tek elden toplanmasını sağlayarak Kürt sorununda bugüne kadar uygulanan politikaları merkezîleştirmektedir. Teşkilatlar arası hiyerarşik ve yapısal farklılıklardan kaynaklı uyumsuzlukları giderme neticesinde en büyük darbeyi yine potansiyel suçlu olarak gösterilen sivil vatandaşlar görecektir. Müsteşarlık bünyesinde oluşturulması öngörülen İstihbarat Değerlendirme Merkezi ile devlet neredeyse her vatandaşından haberdar olabilecektir. Bu istihbarati bilgi toplama yönteminin nasıl ve ne şekilde yapılacağı ise tasarı metninde yer almamaktadır. Böylelikle, istihbari bilgi toplama yöntemiyle, kendisine muhalif olan yüz binlerce insan kolaylıkla baskı ve denetim altında tutulabilecektir.

Müsteşarlığın çalışma biçimine baktığımızda ise ilgili kurum ve kuruluşlardan istenecek bilgi ve belgelerin gecikmeksizin verilecek olması, kurumun diğer bakanlıklar üstünde bir statüye sahip olacağını ortaya koymaktadır. Müsteşarlık ve Terörle Mücadele Koordinasyon Kuruluna ilişkin olarak esnek ve bağlayıcı olmayan hükümlere yer verilmesi de Müsteşarlık yapılanmasına farklı bir boyut katmaktadır. Esnek ve bağlayıcı olmayan hükümlere tabi bir kurumun yetkilerini kullanma koşulları, hukukun dışına çıkabileceği kaygılarını da akla getirmektedir. Bugüne kadar hukuka uygundu da hukuk dışı bu kadar oluşum, bugün Türkiye'nin insan hakları karnesine zayıf not olarak geçen birçok pratiğin sahibi olmuştu. Bundan sonra hukuka uygun olursa yaşanacak gelişmeleri de kamuoyunun takdirine sunuyoruz. Nitekim, geçmişte “güvenliği sağlama” adı altında hukuk dışı yapılanmaların önü açılarak pek çok faili meçhul cinayetler işlenmiş, çok sayıda insan kaybedilmiş ve bölge yangın yerine çevrilmiştir.

Yine, kurulması öngörülen bu yapıda, hukuk müşavirinden tutalım da uzman, çözümleyici, programcı, mütercim, mühendis, istatistikçi, sosyolog, psikolog, antropolog gibi farklı alanlardan uzmanların yer alması, uygulamaya konulan konseptin uzanacağı alanları da açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

AKP döneminde, illerde valilikler bünyesinde kurulan “toplumla ilişkiler” birimleri, yeni tasarıyla il sosyal etüt ve proje müdürlüklerinin kurulmasıyla daha kapsamlı hâle getirilmektedir. Toplumla ilişkiler birimleri de seksen bir ilde büro kurmadı mı Sayın Bakanım? Bu müdürlüklerle, bu birimler aracılığıyla ne gerçekleştirilemedi ki bugün bu Müsteşarlığa ihtiyaç duyuyorsunuz? Yoksa toplumla ilişkiler birimlerinin var olan yetkilerini bu Müsteşarlığa aktarıp kurumlar arasında koordinasyonu sağlayarak daha ciddi kıyımlara mı imza atacaksınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ayla Akat Ata (Batman). “Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 11 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayla-akat-ata-23-2010-02-11-kamu-duzeni-ve-guvenligi-mustesarliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
