# Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin yıldönümü hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ayşe Jale Ağırbaş (DSP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim
- **Tarih:** 1 Aralık 2010
- **Gündem:** TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKI VERİLMESİNİN YILDÖNÜMÜ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ayse-jale-agirbas-23-2010-12-01-turk-kadinina-secme-ve-secilme-hakki-verilmesinin-yildonumu-hakkinda

> Ayşe Jale Ağırbaş (DSP), 1 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKI VERİLMESİNİN YILDÖNÜMÜ HAKKINDA); konuşma 567 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AYŞE JALE AĞIRBAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Aralık 2010 tarihinde Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 76’ncı yıl dönümünü kutlayacağız. Bu konuda konuşmama başlamadan önce hepinizi şahsım ve Demokratik Sol Parti adına saygıyla selamlıyorum.

Avrupa’nın birçok ülkesinde kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip değilken, Atatürk’ün yüksek öngörüsüyle Türk kadınlarına 1934 yılında bu hak tanınmıştı ve Türk kadını 1934’ten bu yana kadar siyasi karar organlarında “yok” denecek kadar az oranda temsil edilmişlerdir. 35’ten bugüne baktığımızda yetmiş iki yılda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 233 kadın görev yapmıştır. 2009 yerel seçimlerinde 2.921 erkek belediye başkanına karşılık 27 belediye başkanı kadın olmuştur. İl genel meclisinde 3.379 üyeden 110’u kadındır. Belediye meclislerinin 31.790 üyesinin sadece ve sadece 1.340’ı kadındır. Nüfusumuzun yüzde 50’sini oluşturan kadınların siyasal katılımın dışında kalması Türkiye adına utanç vericidir.

Kadınların biçimsel temsilden gerçek temsile geçebilecekleri bir sayısal eşik vardır. Uluslararası Kadın Hareketince geliştirilip Birleşmiş Milletlerin uluslararası hedefleri arasına da girmiş ve resmî kabul görmüş bulunan yüzde 30’luk asgari temsil eşiğine ulaşmadan kadınların kendi cinslerinin sorun ve gereksinimlerini temsil etmeleri olanaklı görülmemektedir. Bu oranın güvence altına alınması için başta Anayasa olmak üzere Siyasi Partiler ve Seçim yasalarında özel önlemler getirilmelidir.

Kadınların toplumsal ve ekonomik hayata katılımın yetersizliği, siyasal temsilin sorunlarının da en temel ve en yapısal nedenleridir. Kadınların önemli bir çoğunluğu eğitimlerini sürdürecek ya da ekonomik etkinliğe katılabilecek ortam bulamazken, dahası, evlerinde ve onlara biçilen geleneksel rolün katı sınırlarından çıkamazken nasıl siyasete atılmaları ya da nasıl temsil hakkını kazanmaları beklenebilir?

Doğru yönde atılacak adımlarla bu kısır döngü olumlu bir dinamiğe dönüştürülebilir. Kızların eğitimi ve okullaşmasının geliştirilmesi için çabalar artarak sürdürülmelidir. Kadın istihdamı ve girişimciliği desteklenmelidir. Kadın-erkek arası ücret eşitsizliği giderilmelidir. Bunun için istihdamın kayıt altına alınması çabalarına da hız verilmelidir. Kadınların birincil iş tanımına giren “çocuk ve yaşlı bakımı” konusunda devlet kaynaklı çözümler getirilmelidir.

Sayın Başbakan 8 Martta kadınların 3 çocuk doğurması için çağrıda bulunarak, Sayın Bakanı ise Türkiye’de yıllardan beri “Çocuk yapmayın.” telkininde bulunulduğunu ve bunun yanlış olduğunu söyleyerek kadınları çocuk doğurması için teşvik etmektedirler. Muhafazakâr ideolojiye uygun olarak kadını, aile bireylerine bakması için teşvik etmektedir, cinsiyete dayalı iş bölümünde kadının yerinin evi olduğu düşüncesinin ağır bastığı söylemlerdir bu ifadeler.

En az 3 çocuğa sahip olmak, üstelik iş yerinde kreş ve emzirme odası dahi olmayan, yaşlı anne ve babasına bakmakla yükümlü olan kadının istihdama dâhil olması, siyasete katılması, hatta ve hatta sosyal hayata katılması nasıl beklenebilir?

Hükûmet samimi olmalı ve kadını eve mahkûm etme düşüncesinden vazgeçmelidir. Hatırlarsanız, Sayın Başbakan kadına kontenjan uygulamasına da karşı çıkmıştı. Gerçi, bu düşüncesinin altında kadını sosyal yaşamın içine çekmeme eğiliminin yattığını düşünüyorum.

Kadına kontenjan ayrılması geçici bir uygulamadır. Yani kadınlar nüfus sayılarına paralel olarak siyasette, karar alma mekanizmalarında yer almaları gereken oranlara ulaştığında ortadan kaldırılacak, ihtiyaç kalmayacak bir itici güç içeren bir politikadır.

Toplumsal fırsatların farklı toplum kesimleri arasında nasıl dağılacağı, Parlamentoda, hükûmet ve politika belirleyen kamu kurumları gibi yasal, siyasal karar organlarında belirlenmektedir.

Bu süreçlerde kadınların eksik temsili, sorunların çözümsüz kalmasına, devam eden eşitsizlikler ise kadınların eksik temsilinin sürekliliğine yol açmaktadır. Bu nedenle, kadınların siyasal süreçlere katılımını sağlayan adımlar bir an önce, ivedilikle atılmalıdır. Kadınları politikaya çekici, özendirici çalışmalar yapılmalı, kotalar ya da başka mekanizmalar ile yeteri kadar kadını seçebilecek yerlerde aday göstermeyi zorunlu kılacak parti içi düzenlemelere yer verilmelidir. Partilerin karar mekanizmalarında kadın temsilcilerin yer almasını sağlamalı ve her alanda olduğu gibi politikayla uğraşan kadınlara karşı toplumsal bakış açısını ve geleneksel değer yargılarını değiştirecek stratejiler bir an önce geliştirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ayşe Jale Ağırbaş (DSP, İstanbul). “Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin yıldönümü hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 1 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayse-jale-agirbas-23-2010-12-01-turk-kadinina-secme-ve-secilme-hakki-verilmesinin-yildonumu-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
