# Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Aysel Tuğluk (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim
- **Tarih:** 6 Şubat 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/aysel-tugluk-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas

> Aysel Tuğluk, 6 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 750 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA AYSEL TUĞLUK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde değişiklik öngören kanun teklifi hakkında DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başlamadan evvel, operasyonların ve çatışmaların Kürt sorununda bir çözüm olmadığını göstermek için demokratik ve sivil itaatsizlik eylemiyle çözüm yürüyüşünü gerçekleştiren, bunu özveri ve sağduyu içinde gerçekleştiren halkımızı buradan saygıyla selamlamak istiyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Kişi hak ve hürriyetleriyle ilgili olduğu kadar din ve vicdan özgürlüğüyle de ilgili olan, ideolojik bir simge olmak kadar herkesin kendine göre kullandığı politik bir malzeme de olan, rejim krizlerine sebebiyet veren, toplumu “ilerici-gerici”, “laik-antilaik” diye bölen “türban” veya “başörtü” sorununu bu aşamadan sonra bir çözüme kavuşturmak gerekmektedir.

En baştan belirtmek isterim ki, partim DTP, bu sorun etrafında oluşturulan yeni denge, ilişki, ittifak ve krizlerin bir tarafı değildir ve asla olmayacaktır. Ne AKP-MHP ittifakının bir parçasıyız ne de CHP’nin yaklaşımlarıyla aynileşmemekteyiz, yani politik ifadesiyle, muhafazakâr ittifakın siyasal İslam projesinin de otoriter ittifakın ulusalcı dayatmasının da karşısındayız. Demokrasiden, özgürlüklerden ve adaletten yana yapıcı tutumumuzu ısrarla sürdüreceğiz.

Partim DTP, başörtü meselesinde özgürlüklerden yanadır. Yasaklara karşı koşul ve zaman bahanesinin ardına sığınmadan kişi hak ve hürriyetlerinin savunuculuğunu yapmaktadır. Bu, siyasetimiz için ilkesel bir tutumdur. Ancak, genç kızlarımızı, kadınlarımızı ilgilendiren, insanların inancıyla, yaşam tarzıyla ilgili bu meselenin nasıl suistimal edildiğini, statükonun korunması adına nasıl politikleştiğini ve nasıl halklarımızın, Kürt halkının özgür geleceğine, birlikte yaşama iradesine karşı bir gerici ittifak hâline dönüştürüldüğünün de sorgulamasını yapacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, uzun zamandan beri iki dayatmanın kuşatması altındadır. Bir yandan küresel sermayenin tam desteğini alarak yürütülen ılımlı İslam politikaları, öte yandan da ulusalcı milliyetçi cephenin dayattığı inkârcı politikalar. Bu iki siyasi yaklaşımın politik aktörleri, zamana ve koşullara göre kâh yan yana kâh karşı karşıya dursa da en nihayetinde demokrasimiz üzerinde hegemonik tutumlarını sürdürmektedirler. Halklarımız bu dayatmalar karşısında seçeneksiz bırakıldı. İnsanlara demokratik bir alternatif sunulmadı. CHP’nin ulusalcılardan daha koyu biçimde ulus devleti savunan milliyetçi şoven çizgisi ile AKP’nin MHP’yi de yanına alarak yürüttüğü siyasal İslam çizgisi arasında tercihe zorlanmaktayız. Türkiye’de statükocu partiler, son yıllarda devlet bürokrasisinin de bir kesimini yanına alarak bir ulus devletçik geliştirdiler. Kürtleri tamamen dışlayan, farklı düşünce ve eğilime hiç yer vermeyen, AB’yi, demokrasiyi ve sivilleşmeyi reddeden bu neoittihatçı çizginin Türkiye’ye kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Çok şey kaybettirdiği ise kesindir. Askerî, siyasi ve bürokratik kesimin oluşturduğu bu anlayış sayesindedir ki, otoriter cumhuriyet, demokratik cumhuriyete dönüştürüleceğine, siyasal İslam’a teslim edilmek üzeredir. Bugün artık Mustafa Kemal’in cumhuriyeti bitmek üzeredir. Ilımlı İslam dönemi ise başlamak üzeredir.

Bunun böyle olmasında, adı cumhuriyetle birlikte anılan partilerin çok büyük günahı vardır. Bu gelişmeye ordudan da bir kesimin katkısı oldu. Sosyal demokrat ve cumhuriyet partisi olduklarını iddia edenler, yine cumhuriyet aydınları eğer Kemalizmin sol demokrat yorumunu yaparak güncelleştirebilseydiler, Kürt inkârını bugünkü düzeyine vardırmasaydılar bunun önüne geçilebilirdi. Ancak ulusalcı-milliyetçi söylemlerinde direndiler ve bugünkü gelişmelerin önünü açtılar. Kürt sorunu karşısında ulusalcı tutumları ve retçi yaklaşımları, üç beş emekli bürokratın etkisinde kalarak ısrarla bu ulusalcı-milliyetçi çizgiyi savunmaları kendileri açısından bu hazin sonucu getirmiştir.

Siyasal İslam ise, uluslararası güçlerin stratejik desteğiyle bugün nihayet sadece iktidarda değil, devleti de ele geçirmiştir. Bu, çok açıktır. Bu, iki yüz yıllık sürecin finalini ifade etmektedir. AKP devletleşmiştir, devlet AKP’lileşmiştir. Bunu herkesin çok iyi anlaması gerekmektedir.

AKP, cumhuriyeti demokratikleştireceğine, en pragmatist hâliyle siyasal dinciliği, siyasal İslam’ı geliştirerek cumhuriyeti bugünkü muhafazakâr ve otoriter düzeyine ulaştırmıştır. Şu an AKP’nin duruşu, demokrasi de dâhil olmak üzere çağdaş toplumun birçok kazanımlarını riske etmektedir. Türkiye’yi çağdaş demokratik değerlerle buluşturmak yerine, toplumsal gerilimi ve kaygıları artıracak bir siyaset tarzı yürütülmektedir.

Avrupa Birliği reform süreci, Kürt sorunu, sivil anayasa çalışması ve başörtü gibi hassas konularda izlenen siyaset bu kaygıların oluşmasına neden olmuştur. İlkeli, tutarlı, çözüme ve uzlaşmaya dönük bir siyaset tarzı hâlen gösterilmemektedir.

Çok iyi biliyoruz ki siyasal İslam cumhuriyetin başından beri partilerle ilişki içindedir. Bu yeni bir durum değildir. Geçmişte Demokrat Parti, daha sonra Adalet Partisi, Millî Selamet, Refah Partisi ve şimdi de AKP ile bu devam etmektedir.

Bu eğilim aynı zamanda Nakşi geleneğinden gelmektedir. Yeniçeri Ocağının 1926’da katliam düzeyinde tasfiyesinden sonra Nakşicilik bir çeşit devlet tarikatı hâline geldi, getirildi. Şimdi içine kimi Kürt kesimlerini de alarak kendi projesini uygulamaktadır. Yeni hedefleri Kürt HAMAS’ını yaratmaktır. Demokratik Kürt siyasetinin türlü dayatmalarla baskı altına alınmak istenmesinin, marjinalize edilmek istenmesinin, yasa dışı, gayrimeşru bir konumda bırakılmak istenmesinin gayesi bundan başkası değildir.

Burada uluslararası bir projeden bahsediyorum. Siyasal İslam’ın bir kısmı Suriye’den Arabistan’a dayanıyor. Bir kısmı İran ile ilişkilidir. Ilımlı İslam modelini dayatan ABD de bu ilişkiler ağı içerisindedir. Binlerce Kürt yurtseverini vahşice katleden Hizbullah da aynı ilişkiler ağı içerisindeydi.

Yaşanan vahşeti unutmamak gerekiyor. Diyarbakır’da, Batman’da binlerce yoksul Kürt yurtseverini bu anlayış öldürmüştür. Yarattıkları bu vahşet…

---

**Kaynak gösterme:** Aysel Tuğluk (Diyarbakır). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 6 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/aysel-tugluk-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
