# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti, Rize)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim
- **Tarih:** 23 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bayram-ali-bayramoglu-23-2008-12-23-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti), 23 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.068 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ile Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kamuoyu nezdinde, genelde “enerji” kelimesini kullandığımızda, aklımıza hemen öncelikle elektrik gelir. Hâlbuki enerji demek sadece elektrikle kaim olan bir şey değildir. Enerji dediğimizde petrol, doğal gaz ve sıvılaştırılmış petrol gazı dediğimiz LPG gibi dört tane ana unsuru nazarıitibara almamız lazım -tabii, bunun içerisinde fosillerden, kömürden vesaireden- hepsini nazarıitibara da alma şansımız var. Dolayısıyla, enerji konusunda rakamsal büyüklüklerine baktığımız zaman, elektriğin yatırım olarak çok büyük bir potansiyel içerdiğini görmekle beraber, petrolün -2007 rakamlarıyla söylüyorum- yıllık potansiyelinin 47,6 milyar YTL, doğal gazın 27,6 milyar YTL, elektriğin 18 milyar YTL, LPG’nin de 7 milyar YTL olduğundan yaklaşık 100 milyar YTL’lik bir potansiyeli içerdiğini görürüz. İşte, şu anda gündemimizde bütçesini görüştüğümüz Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, yaklaşık 100 milyar YTL’yi -ki genel gayrisafi millî hasılamızın yüzde 12’sine tekabül etmektedir-düzenlemekte ve denetlemektedir. Bu düzenleme ve denetlemeyi yaparken -kendisinin şube çalışması olmadığından- birçok diğer kurumla birlikte ortak hareket etmeyi de ve bir kurumsal yapı olarak bu ortaklığı da güzel bir örnekleme olarak yapmaktadır. Şöyle ki: Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, TÜBİTAK ve buna benzer birçok kurumla ortak çalışma yapmak suretiyle denetlemelerini devam ettirmektedir. Hatta bu denetlemelerinin içerisinde, kendisinin yıllık bütçesinin üçte 1’lik bölümünü de bu kurumlara, yapmış olduğu hizmeti karşılığında ödemektedir.

Bunun yanında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, çeşitli lisans alma ve ruhsatlama çalışmalarından dolayı kendi gelirini temin edebilen kurumlarımızdan bir tanesidir. Hatta, bu sene içerisinde ekim ayı sonu itibarıyla EPDK, Maliye Bakanlığına toplam 355 milyon YTL kaynak transferi yapmak suretiyle hem kendi yağıyla kavrulabilme özelliğine sahip hâle getirilmiş hem de almış olduğu, piyasalardan temin etmiş olduğu kaynakları aynı zamanda genel bütçemize ilave kaynak olarak aktarım yapmaktadır. Dünya genelinde devam etmekte olan kriz ve sıkıntılara rağmen, Türkiye’de çıkartılan enerjiyle ilgili kanunlar ve yıllık ortalama yüzde 8 civarındaki büyüme potansiyelimiz bize şunu net bir şekilde göstermektedir ki Türkiye’deki enerji yatırımlarının önü açıktır ve bundan sonraki süre içerisinde de aynı hızla devam edecektir. Kurum, bugüne kadar petrol piyasasında 15.210, elektrik piyasasında 1.070, doğal gaz piyasasında 169 ve LPG piyasasında 7.631 olmak üzere toplam 24.080 şirketi lisanslandırmıştır. Bugün itibarıyla EPDK tarafından lisans verilen özel sektör yatırımlarının adedi ise 758, kurulu gücü de 28.810 megavata ulaşmıştır. Sadece son beş yılda yaklaşık 3.500 megavat kurulu gücünde özel sektör yatırımı tamamlanarak devreye alınmıştır. Bunların yanında inşa hâlinde devam eden 474 proje, bu projelerin toplam kurulu gücü 22.637 megavat, toplam yıllık elektrik üretimleri 112 milyar kilovat saat ve toplam yatırım tutarı ise 33 milyar YTL’ye ulaşmıştır. Bu kapsamda sürmekte olan projelerin yaklaşık 10 bin megavatı -ki yatırım tutarı 16 milyar YTL’dir- sadece hidroelektrik kaynaklara yöneliktir.

Ben aynı zamanda maden konusuna da gireceğim için biraz daha hızlı teknik konuları geçmek istiyorum. Bu çerçevede özellikle arkadaşlarımız da bahsettiler, yenilenebilirle ilgili de birkaç konuya değinmekte fayda görüyorum.

Bundan üç dört sene öncesine kadar, sadece rüzgâr enerjisiyle ilgili toplam kurulu gücümüz 20 megavattı. Geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla yapılan yatırımlarla bu güç 333 megavata ulaştırılmıştır sadece rüzgârda. Şu anda devam eden ve yirmi iki tane lisanslandırılmış projenin de yatırım olarak bitmesiyle birlikte 2010 yılında rüzgâr santrallerinden üretimimiz 1.550 megavata ulaşacaktır. Bunun yanında, lisansı verilmiş ve yatırımları devam eden yaklaşık 5,8 milyar YTL’lik yatırımlar da devreye girdiğinde, yenilenebilir potansiyelinden beklediğimizden çok daha fazlasını sadece rüzgârdan elde etme imkânımız olacaktır.

Ancak, genel olarak gerek CHP gerekse MHP Grubundan gelen bilgiler doğrultusunda beni sevindiren en önemli işlerin başında da güneş enerjisine gösterilen hassasiyettir. Şu anda benim de içinde bulunduğum Sanayi, Enerji Komisyonunda bir çalışma yapılmakta, Elektrik İşleri Etüt İdaresi ve Enerji Bakanlığının da yapmış olduğu çalışmayla, muhtemelen ocak ayı içerisinde huzurlarınıza getirecek olduğumuz yenilenebilir kaynakların ekonomiye kazandırılmasına yönelik kanun değişikliğiyle güneş enerjisinin de önü açılacak ve böylece, ta bundan üç dört sene önce 49 eurosentlerle başlayan ama bugün 25-26 sentlere kadar inmiş olan güneş enerjisi yatırımları -potansiyel olarak da yaklaşık 380 milyar kilovat saate yakın güneş enerjisi potansiyelimiz- inşallah en kısa zamanda devreye alınacaktır.

Bundan iki ay kadar önce Avrupa’da Enerji Bakanlığı heyeti olarak Elektrik İşleri Etüt İdaresiyle birlikte gezdiğimiz güneş santrallerinde şunu gördük ki: Avrupa çok yoğun bir şekilde güneş enerjisi yatırımlarını teşvik etmekte ve desteklemektedir. Bırakın Avrupa’yı, sadece Cezayir ve Fas’ta, birinde 380 megavat, bir tanesinde 475 megavatlık güneş enerjisi santralleri kurulmaktadır. Bizim de bunun kuruluş gücünün yanında teknik, sanayi desteğini vereceğimiz ve özellikle de altyapı yatırımlarını, tüp ve ayna yatırımlarını da Türkiye’de yapabilecek girişimleri de teşvik ederek önümüzdeki süre içerisinde çok önemli bir katma değeri oluşturmayı da planladığımızı söylemekte fayda görüyorum.

Kısaca, doğal gaz konusuyla ilgili şu ana kadar geldiğimiz noktada on iki vilayetimiz haricinde bütün vilayetlerimize doğal gaz altyapı tesisleri çekilmiş, on iki vilayetle ilgili çalışmalar da devam etmektedir. Bugüne kadar yapılan yatırımlarla 40 milyon insan, 10 milyona yakın aile doğal gaz kullanabilir, doğal gazla ısınabilir ve mutfaklarında doğal gazı kullanabilir boyuta gelmiştir.

LPG konusunda ise 2008 yılı itibarıyla toplam 3 milyon 200 bin ton LPG’nin tüketildiğini ve bunun yaklaşık yüzde 60’lık bölümünün otomotiv sektöründe, geriye kalan kısmının ise tüp ve dökme bölümlerinde olduğunu söylemekte fayda görüyorum.

Kısaca madenciliğe de -sürem çerçevesinde- değinerek sözlerimi tamamlamak istiyorum. Bakın, dünyada gelişmiş olan ülkelerin hepsi yer altı kaynaklarını düzenli ve sistemli olarak kullanmış olan ülkelerdir. Bugün sanayinin temelini zaten madencilik sektörü oluşturmaktadır. Madencilik, tarım, turizm gibi, kendi ülke bedellerinizle üreterek, dünyaya ihraç ederek döviz girdisi sağladığınız sektörler özel önemi haiz sektörlerdir. İşte bu doğrultuda Türkiye’de yapılan birçok çalışmayla madencilik sektörünün önü açılmış ve özellikle madencilik politikası yeniden gündeme alınmıştır. Ancak bu yeterli midir? Değildir. Çünkü özellikle önümüzdeki süreç içerisinde Türkiye’deki mevcut yer altı kaynaklarının ekonomimize direkt kazandırılabilmesine yönelik çalışmalar ve teşvik sistemleri yeniden masaya yatırılıp mümkün olduğu kadar teşviklerle yatırımların önünün açılması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Neden? Yatırımların madenciliğe yoğunlaştırılmasının üç önemli fonksiyonu vardır. Bunun bir tanesi az evvel söylediğim konudur. Yani TL’yle üretirsiniz ve TL’yle ürettiğinizi dövizle satarsınız. Hele hele uç ürünlerini üretirseniz, uç ürünleriyle katma değer oluşturmanız demek, çok ciddi bir istihdam politikası oluşturmanız demektir.

İkinci önemli konu nedir? Madenler genelde kırsal kesimdedir. Kırsal kesimlerdeki özellikle gelişmişlik kat sayısının farklılıklarını ortadan kaldırmak, sosyalleşme boyutunu geliştirmek, oralara kaynak aktararak ekonomik gelişmişliklerini sağlamak ve insanlara yerinde istihdam kapısı oluşturmak demek, Türkiye'nin en önemli problemlerinden bir tanesini de, yani göç problemini de çözmek, eğitim ve altyapısını çözmek anlamına gelir. Dolayısıyla üretilenin oluşturduğu istihdamın yanında taşımaya getirdiği katkıyı, limanlara getirdiği katkıyı, ülkeye getirdiği katkıyı da nazarıitibara alırsak son derece önemli bir katma değer oluşturduğu muhakkaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti, Rize). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bayram-ali-bayramoglu-23-2008-12-23-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
