# Çalışma saatleri ve konuları hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti, Rize)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim
- **Tarih:** 10 Şubat 2010
- **Gündem:** ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bayram-ali-bayramoglu-23-2010-02-10-calisma-saatleri-ve-konulari-hk

> Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti), 10 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.208 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnaf ve sanatkârlarımızın sorunlarına çözüm önerileri konusunda Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, benden önce konuşma yapan adaşım Sayın Ali Bey’in söylediklerinin hemen hemen tamamına katılıyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O zaman “evet” diyeceksiniz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Türkiye’de gerçek anlamda eğer bir değerlendirme yapacaksak, sadece esnaf kesiminin değil, sanayici kesiminin de, sosyal problemleri yaşayabilecek insanlarımızın da, benzer nitelikli toplumun çeşitli kesimlerinin de mutlaka problemleri vardır. Ama problemleri gündeme getirirken bu problemlerin içerisinde yapılmış olan hizmetleri hiç saymış olmak veya yapılmışları yok sayarak bunların üzerine bir şey bina etmemizin esas yanlışlığı üzerine konuşmak istiyorum.

Bakın, arkadaşlar, geçtiğimiz hafta içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi benzer nitelikli bir öneri verdi ve ayın 4’ünde yani geçtiğimiz perşembe günü bu öneri burada tekrar görüşüldü. Yine esnaf meselesinin problemleriydi. Sayın Mehmet Ali Susam ve Milliyetçi Hareket Partisinden de Sayın İzzettin Yılmaz benzer nitelikli konuşmalar yapmış. Konuşma tutanakları burada. Bu tutanakların içerisindeki birçok ifadeye de aynı mahiyette katılıyorum. Ancak bu mukayeseleri yaparken, az evvel Ali Bey’in söylemiş olduğu gibi, yani 2002 senesinde, işte, esnaf yüzde 59’la kredi kullanıyordu, enflasyon da yüzde 30’du, yaklaşık enflasyonun 2 katı faizle karşı karşıya iken bugün enflasyon rakamlarının yüzde 6,5’lar, yüzde 7’ler seviyesinde olduğu bir noktada esnafa siz enflasyon eş değeri bir rakamla kredi kullandırıyorsanız bunun da hakkını vermek zorundasınız. Bir tarafta enflasyonun 2 katı faiz yükü getiriyorsunuz -ki bunu karşılama şansı yok hiçbir esnafın- diğer tarafta da şu andaki mevcut enflasyonik ortam içerisinde ve üstelik kullandırmış olduğunuz kredilerin rakamsal boyutları arasında da ve kişisel boyutları arasında da korkunç rakamların olduğu bir noktadayız. 2002 senesinde toplam 153 milyon TL kredi kullandırılmış, toplam ve kullandırılan kişi sayısı 38.390 kişi, faiz oranı yüzde 59. Bugün, 2009 yılı itibarıyla bakıyorsak 2,7 milyar TL kredi kullandırılmış ve kullanan kişi sayısı 152.123 kişi ve faiz nispeti ne? Yüzde 6,5. Bu süreç içerisinde toplam kaç kişiye kredi kullandırılmış? 750 bin esnafımıza kredi kullandırılmış. Toplam kullandırılan kredi miktarı ne kadar? 15,8 milyar TL. Ha, ben krediyi ne kadar güzel bir şeydir diye anlatmak istemiyorum ama esnafımızın talep etmiş olduğunun karşılığını verebilen ve onun büyüme trendine destek vermeyi kendisine görev edinmiş bir siyasi otoriteyi de hiçbir şey yapmamış, esnafa gereken hassasiyeti göstermemiş gibi değerlendirmek bir anlamda haksızlık olur.

Şimdi, ben size başka birkaç tane daha örnek vermek istiyorum. Yaklaşık yirmi sene kadar önce, o zaman 60 kişilik bir iş adamı grubuyla Hannover Messe’yi ziyarete gittik. Hannover Messe dünyanın en büyük sanayi fuarlarından bir tanesi ve aynı dönemde de Almanya’nın en önemli görevlerinden, başındaki en büyük dertlerinden bir tanesi “Treuhand” denen, o gün özelleştirme kapsamındaki yapılan çalışmalarla ilgili çalışmaları da yerinde değerlendirmek için hem sanayi ve ticaret odalarıyla hem de “Treuhand” denen kurumun başkanıyla görüşmeye gittik. Treuhand kurumunun başkanı olan bayan bize “Aachen Belediyesiyle ilgili bir çalışmayı yerinde görmenizi tavsiye ediyorum.” demişti. Aachen de çok önemli ve kritik bir bölgedir; Almanya, Hollanda ve Belçika’nın birleştiği bir merkezdedir ve çok önemli sanayileşme çalışmasının yapıldığı bir yerdir. O bölgeye gittik ve Belediye Başkanı -sene 1991, bundan yirmi sene önce- bize dedi ki: “Arkadaşlar, siz yatırım yapmak istiyorsanız ben size sanayi ile ilgili altyapı, üstyapı, her türlü imkânımı açacağım. Bu çerçevede gelin burada yatırımınızı yapın, istihdam oluşturun, gerekli destekleri ve teşvikleri de verdireceğim.” Kim dedi bunu? Belediye Başkanı. Dedik ki: “Peki, güzel altyapıyı da verdin, tesisi de aldık, o da güzel; biz esnaf olarak, tüccar olarak daha büyümedik -çünkü yirmi sene önceyi konuşuyoruz- küçük ve orta ölçekli firmalarız, sizin bu belediyenizin içerisinde buralardaki ürettiğimiz ürünleri pazarlama şansızımız var mı?” Dedi ki: “Bir tek şartla. Bizim, cadde üzerinde belirlenmiş olan esnaf kriterlerimiz vardır yani burada üç tane konfeksiyon mağazası açabilirsiniz, burada bir tane fırın açabilirsiniz, bir tane boyacı açabilirsiniz, bir tane berber açabilirsiniz vesaire, nüfus orantılı olarak.” O zaman arkadaşlarıma dönüp dedim ki: “Esas esnaf planlaması bu demektir.” Bizim Türkiye’de yapamadığımız, esas gündeme gelmesi gereken konu budur. Türkiye’de biz, bilinçli, fizibiliteye dayanan, insanların kaynaklarını boşa heba ettirecek olduğu yatırımları planlayacak çalışmayı yapmak zorundayız. Ben bunun için TÜİK’le görüşme yaptım. Bakın “Nüfus katsayısına, millî gelirimize, bölgenin sanayileşmesine vesaireye göre bir esnaf kriterleri oluşturalım.” dedim. Bu kriterleri oluşturduğumuz zaman bunlara göre de gerekiyorsa müsaade vermeyelim, haksız rekabet olmasın.

Bizim kendi içerimizdeki insanlarımız haklı olarak şöyle yapıyor… Bana çok kişi geliyor gittiğim zaman, esnaf ve sanatkârlar “Sayın Vekilim, ben 30 bin lira bir emekli maaşı aldım. Benim çocuğumun da şu anda işi yok. Bu 30 bin lirayla ben de bir tane bakkal açmak istiyorum. Bana ne diyorsun?” diyorlar. Yahu 30 bin liraya zaten herkes bir bakkal açıyor! Olması gereken bakkal sayısı toplamda 50 taneyse, şu anda 500 tane. 500 tane bakkal birbirleriyle haksız rekabet içerisine girdiği zaman ne tüccarın parasını ödeyebiliyor ne toptancının parasını ödeyebiliyor ne de kendi itibarını devam ettirebiliyor. 30 bin de gidiyor, 30 binin üstüne 100 bin daha da bir de borçlanmayla karşı karşıya kalıyor.

Bakın TESK’in Genel Başkanı Bendevi Palandöken’le bundan iki üç hafta evvel konuştum, dedim ki: “Sayın Başkan, gel bir araya gelelim oturalım şu esnaf meselesiyle ilgili. Birinci yapacağımız iş şu olmalı: Gerçek esnaf raporlarını istiyorum sizden. İstatistikleri yeniden bir masaya yatıralım. Aktif olan, çalışan, şu anda gerçek anlamda ekonomiye katma değer üreten, size düzenli olarak aidatlarını ödeyen esnaf sayısını bir çıkartalım. Ondan sonra bunları da sektörel bazda bir değerlendirelim. Yani gerçek anlamda ne kadar küçük ölçekli market var, orta ölçekli market var, süpermarket var, manav var, kasap var vesaire var, bunların hepsini bir masaya yatıralım. İlk önce elimine edilmesi gereken esnafları eleyelim. Eledikten sonra geriye kalanlarla ilgili ciddi bir planlama yapalım. Bu planlamanın içerisinde kümelenme olsun, bu planlamanın içerisinde birlikte hareket edecekleri çalışmalar, bu planlamanın içerisinde istihdam politikaları olsun. Ortak kredi kullandırma ve ortaklıkların oluştuğu, belki de sıfır faizli kredilerle bunları değerlendirecek yeniden yapılanmalara gidelim.” İşte buradaki, bu önerideki esas soru bence bu. Yani öneri getirirken, tamam, esnafların sorunlarını masaya yatıralım, ama hangi sorunlarını masaya yatıralım? Fizibiliteye dayanmayan, kendi planı programı olmadan sadece komşusu Ahmet Efendi’ye istinaden yanına bir dükkân açmış kişiyi esnaf olarak değerlendirip onun problemini mi yatıralım, yoksa gerçek anlamda esnaflarımızı bir istatistiki veri çerçevesinde bir araya getirip o anlamda değerlendirecek bir çalışma mı yapalım? Esas bence gündeme getirilmesi gereken konuların başında bu geliyor.

Bu arada geçen haftaki konuşmalar içerisinde özellikle İzzettin Bey’in söylediği bir cümleyi hakikaten önemsiyorum. İzzettin Bey demiş ki: “Anayasa’nın 173’üncü maddesinde çok açık bir şekilde belirtilen ‘Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır.’ hükmü toplumun önemli bir kısmını oluşturan esnafımızın değerini göstermektedir.” Evet doğru, ama burada bir eksik kelime var. Anayasa’daki eksik kelime “koruyucu ve destekleyici”nin yanında esasında “planlayıcı” demek lazım, esas eksiğimiz burada. Biz Parlamento olarak bu planlamayı yapabiliyorsak esnafımıza gerçek anlamda hizmetini veririz ve mühim olan onun yaşadığı problemleri çözücü değil, problemini yaşamadan önce tedbirlerini alan ve o insanlarımızın daha ziyade zararlarını ve ziyanlarını ortadan kaldıracak yönde bir çalışma yapmış oluruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Onun için “Bir komisyon kuralım.” diyoruz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Tamam, yani Sayın Şandır bu manada yapılacak değerlendirmeyi biz de masaya yatırabiliriz. Sizlerle beraber Sanayi Komisyonunda çalışma yaptık arkadaşlarla, buna geçen sene evvelki arkadaşlarınız da katıldı, Sapanca’da esnaflara yönelik çok özel bir toplantı yaptık, hatta -bakın esnafa verdiğimiz kıymet açısından- Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar Komisyonumuzun başına “esnaf” ifadesini de koyalım, esnafımızı da burada temsil edecek bir komisyonumuz olsun diye prensip kararı aldık, yazışmasını yaptık, fakat Tüzük gereği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bayram Ali Bayramoğlu (AK Parti, Rize). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bayram-ali-bayramoglu-23-2010-02-10-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
