# Uyuşmazlık mahkemesinin kuruluş ve işleyişi hakkında kanun ile hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:225)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Behiç Çelik (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim
- **Tarih:** 23 Temmuz 2008
- **Gündem:** UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ HAKKINDA KANUN İLE HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:225)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2008-07-23-uyusmazlik-mahkemesinin-kurulus-ve-isleyisi-hakkinda-kanun-ile-hakimle

> Behiç Çelik (MHP), 23 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ HAKKINDA KANUN İLE HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:225)); konuşma 1.839 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun ile 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun bazı maddelerini değiştiren 225 sıra sayılı Tasarı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

24 Temmuz –benden önceki hatibin de ifade ettiği gibi- Lozan Anlaşması’nın yıl dönümü. Seksen beş yıl önce Lozan’da millî ve üniter bir devlet doğmuştu. Bu devlet, inşallah diyorum, ebediyen payidar kalacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletini oluşturan Lozan Anlaşması’na emeği geçen, rahmete kavuşan bütün devlet büyüklerini saygıyla ve minnetle anıyorum.

Ayrıca, yine dün “Bosna Kasabı” olarak anılan ve 20’nci asrın son çeyreğinde adını duyuran Radovan Karadziç yakalanmış durumda. Bosnalı Müslümanlara yaptığı büyük zulüm, eziyet ve zalimane hareketlerden dolayı elbette onun da cezaya çarptırılmasını diliyoruz.

Bu vesileyle, Sırp vahşetine maruz kalan Bosna-Hersekli bütün Müslümanları ve diğer insanları tabii burada saygıyla anıyorum ve Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, idari, adli ve askerî yargı mercileri arasında ortaya çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının giderilmesini konu alan yargı faaliyetleri türü, uyuşmazlık yargısı olarak adlandırılır. Uyuşmazlık yargısı, farklı yargı türleri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözmeye yönelik olarak faaliyet gösteren bir yargı türüdür. Uyuşmazlık Mahkemesi hakkında gerçek anlamda ilk düzenlemeye 1961 Anayasası’nda rastlamaktayız. 1982 Anayasası’nın 158’inci maddesi ise Mahkemenin kuruluş, görev ve işleyişleriyle ilgili hükmü işaret etmiştir. Bunun yanında Türk hukuk mevzuatında ilk kanuni düzenleme 1979 yılında çıkarılan 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemelerinin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Kanun’dur.

Değerli milletvekilleri, Uyuşmazlık Mahkemeleri iki bölümden oluşmaktadır: Hukuk ve ceza bölümü ve bu iki bölümün 12 asıl ve 12 yedek üyesi mevcut olup bunlara ilaveten Anayasa Mahkemesince seçilen 1 başkan bulunmaktadır. Hukuk bölümüne, Yargıtay Hukuk Kurulu ile Danıştay Genel Kurulunca 2 kat olarak seçilen başkan ve üyeleri arasından ikişer asıl ve yedek üyeler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilir. Aynı yöntemle Askerî Yüksek İdare Mahkemesince belirlenen adaylar arasından yine asıl ve yedek üyeleri -ikişer adet- Cumhurbaşkanının seçebileceğini göstermektedir. Ceza bölümüne de yine aynı yöntemle, üçer adet olmak üzere, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Askerî Yargıtay Genel Kurulunca seçilen üyeler arasından Cumhurbaşkanınca belirlenmektedir.

12 üyenin Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanının başkanlığında bir araya gelmesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunu oluşturur. Bu Kurulun en önemli işlevi, bölümler arasında ilke kararları oluşturmaktır. Hukuk ve ceza bölümleriyle Genel Kurul, Mahkeme Başkanının yönetiminde toplanır. Ancak Anayasa Mahkemesince kendi asıl ve yedek üyeleri arasından 1 kişi başkan vekili olarak seçilebilmektedir. Başkan vekili, başkanın mazereti hâlinde ona vekâlet edebilmektedir.

Mahkemeye üye gönderen yargı mercilerinin başsavcıları, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesinde görüşülmesini isteme, yazılı olarak görüş açıklama, gerektiğinde sözlü açıklama yoluyla Mahkemenin çalışmalarına her aşamada katılarak katkıda bulunabilmektedir. Başsavcılar hiçbir surette oylamaya katılamazlar. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı yeteri miktarda raportör temin ederek bunları istihdam eder.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, talebi doğrultusunda sekreter, kâtip ve diğer görevlilerin temini ve istihdamını ilgili bakanlıktan ve yargı mercilerinden sağlar. Uyuşmazlık Mahkemesi kurul hâlinde çalışır, çalışma mekânı Ankara’da kendilerine tahsis edilmiş olan yerdir. Mahkeme, üye tam sayısıyla çalışır, çoğunlukla karar alır. Gündem ise en az üç gün önceden üyelere ve başsavcılara dağıtılır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Uyuşmazlık Mahkemesi yargı mercilerinin adli, idari, askerî hüküm ve görev uyuşmazlıklarını inceleyerek kesin olarak çözüme kavuşturur.

Bilindiği üzere uyuşmazlık olumlu ve olumsuz görev uyuşmazlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Olumlu görev uyuşmazlığı, adli, idari ve askerî yargıya bağlı ayrı iki yargı mercisine açılan ve tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davalarda bu yargı mercilerinin her ikisinin kendilerini görevli sayan kararlar vermiş olmaları, görev kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğu ceza davalarında bu kararların kesinleşmiş bulunması durumunda meydana gelir. Buna karşılık, aynı mercilerin kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş bulunması hâlinde ise olumsuz görev uyuşmazlığından söz edilir. Söz konusu yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgisi olmaksızın, kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş aynı konuya ve sebebe ilişkin tarafların en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi imkânsız bulunan hâllerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir. Ceza kararlarında, sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması hâlinde hüküm uyuşmazlığı varsayılır.

Yine, hüküm uyuşmazlığı durumunda da bir Anayasa Mahkemesi kararı varsa onun göz önünde bulundurulması gerekir. Mahkeme, görev uyuşmazlığında görevli yargı yerini belirlerken hüküm uyuşmazlığında ise uyuşmazlık konusunda hüküm vererek çözüme kavuşturur. Verilen kararlar kesin olup başkan tarafından uygun görülen kararlarla ilke kararları Resmî Gazete’de yayınlanır.

Değerli milletvekilleri, bizim gelişmiş ülkeler kadar, geçmişe dayanan ve sürekli gelişen bir hukuk sistemimizin olduğu muhakkak. Bu hukuk sisteminin kökleşmesine vesile olan çok değerli hukukçularımız ve yargı mercilerinin mevcudiyeti bizim zenginliğimizdir. Ne var ki son yıllarda, devletimizin var oluşunu sağlayan adalet terazisinin sahibi yargı organlarına yönelik siyasal dolaylı ve dolaysız saldırılar sadece yargı organlarını değil tüm devlet organlarını alabildiğine tahrip etmektedir.

Geçmişe dönersek, devletin tüm kurumlarının yozlaştığını, hepsinin birden düzeltilmesi gerektiğini ilk kez bilinçli olarak anlayan II. Mahmut’tur. Bu hükümdar, bir yandan devletin merkez gücünü tekrar sağlığına kavuşturmak, diğer yandan da ilk önce temel kurumları köklü bir biçimde yenilemek için uğraşmıştır. 1839 tarihinde başlayan tanzimat hareketi ve tanzimatı takip eden ıslahat çalışmaları yine II. Mahmut’tan itibaren başlatılan Batılılaşma hareketinin devamıdır. Ancak, hukuk sistemimiz tüm bu reformlar karşısında Batı’dan gelen reformlarla birlikte o kadar karmaşık, girift hâle getirildi ki yargı ve mahkemeler alabildiğine çeşitlendi, bunlar arasında ilişki ne yazık ki kurulamadı. Hukukta resepsiyon dediğimiz uygulamalar Osmanlı hukuk nizamını artık, iyice içinden çıkılmaz hâle getirdi, taa ki cumhuriyet kuruluncaya kadar.

Cumhuriyete giden yolda, 1921 Anayasası, ardından 1924 Anayasası’ndan sonra yeni resepsiyon faaliyetlerini ciddi olarak görmekteyiz. Öncelikle Borçlar Kanunu ve 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu bunun en önemli örneklerindendir. Türkiye Cumhuriyeti, hukuk sistemi itibarıyla bu yeni düzenlemelerle birlikte Kıta Avrupası hukuk sistemine dâhil olmuştur. Çağdaş kanunlarla bir hukuk sistemini yaratma üç yıl gibi kısa bir sürede tamamlanabilmiştir. İtalyan Ceza Kanunu’nun alınması, iktibas edilmesi… Ticaret Kanunu, Kabotaj Kanunu ve yine Alman hukukundan yararlanarak çıkartılan Deniz Ticaret Kanunu da 1929 yılında kabul edilmiştir.

Sonuçta, 20’nci yüzyılın Türk toplumunun yaşam biçimi ve ihtiyaçlarına uygun şekilde kısmen değiştirilerek benimsenmiş kanunlarla, bütün uygar ülkelerde ortak olarak kabul edilmiş üstün hukuk ilkelerinin akılcı ölçülerle temel alınarak yine bu çizgide geliştirilmesi ve toplumsal hayatımıza benimsetilmesi mümkün hâle getirilmiştir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tasarının 5’inci maddesi hariç diğer maddelerinin incelenmesinde, uyuşmazlık mahkemelerinin yeniden düzenlenmesini içerdiği görülmektedir. Ancak, önce acil hususlar varken, geçen hafta Sayın Unakıtan’ın dört gözle beklediği tasarının kanunlaşmasını durdurarak Uyuşmazlık Mahkemesini öne çıkaran sebebi hikmet ne ola ki? Acaba İstanbul’daki yargılamanın olumlu görev uyuşmazlığına düşeceği ve bunun önleminin alınması ihtiyacı mı? Bunu, çıksın, hatipler mertçe açıklasınlar ve kamu vicdanı rahat etsin.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli 22 Temmuz 2008 tarihli basın açıklamasında, yargı erkine yönelik saldırılara işaret eden konuşmasında şu hususlara değinerek ikazda bulunmuştur daha dün: “Türkiye, hukukun üstünlüğüne dayanan parlamenter demokratik rejimlerde normal sayılamayacak olayların cereyan ettiği, meşru ve mantıki bir izahı olmayan hukuki ve siyasi garabetlerin yaşandığı karanlık bir süreçten geçmektedir.

Hukukun yıprandığı, siyasetin yara aldığı ve hukukla demokrasinin çatışma cephe hattı hâline getirildiği 2008 yılı, kavgalar, ucuz siyasi hesaplar ve davalar yılı olarak hatırlanacaktır.

Türkiye’yi böylesine bir çıkmaza sokanların, şimdi millî irade edebiyatıyla sahte demokrasi havariliği yapmaya, millet adına savcılık veya avukatlık rolüne soyunmaya hakları yoktur.

AKP’nin kapatılması davasında karar aşamasına kontrolsüz bir şekilde gelişen ve körüklenen bir kriz ortamına gelinmiştir.

Son dönemde yargı önündeki hukuk süreçleri arasında pazarlık denklemi kurulduğu yolundaki ima, yorum ve spekülasyonların yoğunlaşması çok tehlikeli bir durumdur.

Yargı süreçlerinin birbirlerinden etkilenmeden ve bir pazarlığın unsuru hâline getirilmeden kendi mecralarında yürütülmesi ve sonuçlandırılması, demokratik rejimin ve hukuk devletinin geleceği açısından çok kritik bir eşik olarak görülmelidir.

Böyle bir pazarlığın yapıldığı veya böyle bir zihnî denklemin kurulduğunun iması bile, siyasi partilerin, devlet kurumlarının ve şahısların geleceğinin ötesinde demokratik rejimi ve hukuk devletini ateşe atacak çok vahim bir gelişme olacak ve Türkiye bu depremin altından kalkamayacaktır.

Hazırlık soruşturmasının gizliliği ilkesi ayaklar altına alınarak bazı basın organlarına sızdırılan bilgilerin kaynakları da süreçte mutlaka açığa çıkartılmalıdır.

Görevi, konumu ve yetkileri ne olursa olsun hiç kimse suç işleme imtiyazına sahip değildir.”

Sayın Bahçeli, Genel Başkanımız böyle diyor ve suç işleme imtiyazına hiç kimse sahip değildir derken, bu Başbakan bile olsa sahip değildir diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün 23 Temmuz. 22 Temmuz seçimlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. Dün hatipleri burada dikkatle dinledim ve ne yazık ki demokrasi adına bu konuşmaların çok büyük ayıplar içerdiğini de burada vurgulamak istiyorum.

Siyasal partiler seçime girer, yarışırlar ve millî irade tecelli eder, Mecliste kendi gruplarını oluştururlar ve temsil edilirler.

Evet, acaba, 22 Temmuzda seçim olduktan sonra bizim parti grubu olarak söylediğimiz, dokunulmazlıklar kaldırılsın mı? Seçimlerde aşırı harcama yapan adayların adaylıkları düşürülebilecek şekilde bir yasal düzenleme yapılsın mı? AKP içinde yolsuzlukla anılan bakan ve milletvekillerinin partiden ihracı sağlansın mı? Devlet imkânları ve araçları doğrudan ya da dolaylı olarak parti adına kullanılmasın mı? Belediyelerin ve mülki makamların yoksullara yaptıkları ayni ve nakdî yardımlar kendilerine veya partiye aitmiş gibi gösterilsin mi gösterilmesin mi? Devlete güç ve kudret sağlansın mı sağlanmasın mı? Medyadan iktidar ve patronlar elini çeksin mi çekmesin mi? Medyanın tarafsız yayın yapması sağlansın mı? Mağduriyet edebiyatıyla, istikrarla insanların iradeleri dumura uğratılsın mı uğratılmasın mı?

Peki, bunlar yapıldığı takdirde Türkiye’de 22 Temmuz seçimlerinin acaba halk nezdinde oluşturduğu imajın meşruiyeti ne ölçüde sağlanabiliyor? Bunlar tartışılabiliyor mu? Onun için, iktidar partisinin özellikle Türkiye’de demokrasiyi eğer istiyorsa bu bahsettiğim konulara süratle çözüm bulması ve yolsuzlukların, hırsızlıkların üzerine dikkatle gitmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine de saygılı olmasını seçimden bir yıl geçmiş olan ve yıl dönümü sayılan bu günde özellikle kendilerine de tavsiye ederim, bu konuda düzenleme yapmalarını özellikle vurgulamak istiyorum.

Yine, geçen hafta 17, 18, 19 ve 20 Temmuz tarihlerinde Mersin ilinde yapmış olduğum inceleme ve tespitlerde, özellikle Fındıkpınarı ve Tepeköy güzergâhında köylerin ne kadar yoksul ve yoksullaştırılmış olduğunu, tarımın ne büyük ölçüde çökertilmiş olduğunu içim kan ağlayarak müşahede etmiş bulunmaktayım. Orada vatandaşlarımızın derin serzenişlerini lütfen iktidar partisi duysun. Daha üç sene önce 9 milyon lira olan fosfor gübresinin geçen yıl 40 milyon lira olduğunu, bugün 157 milyon lira olduğunu bana ifade ediyorlar. Şimdi, bu insanlar sera yapıyorlarsa… Demir fiyatının üç sene, dört sene önce 550 bin lira olduğunu biliyoruz, bugün 2 milyon liranın üzerine çıktığını da görüyoruz. Bu insanlar nasıl geçinecek, nasıl rızıklarını sağlayacak?

Ve yine, meyvecilik ölmüş durumda ve Mersin büyük narenciye ve üretim potansiyeline sahip bir il iken ne yazık ki işsizlik oranı Mersin’de yüzde 21’lerin üzerine çıkmış durumda. Onun için, Mezitli yöresinde yapmış olduğum bu incelemeler Mersin’in aslında genel tablosunu vermektedir. İşte, yabancılara satmış olduğunuz bankaların elinde icra dosyaları bulunmakta yığınla. Sadece Anamur ilçesinde bin iki yüz adet sera satılığa çıkarılmış durumda. Bunlar artık malum bankaların –burada ismini saymıyorum- elinde ve şu anda beklemekte, insanlar da yoksulluk, yoksuzluk içerisinde maalesef kıvranmaktadırlar.

Onun için değerli arkadaşlarım, yüce Meclisin vatandaşlarımızın içinde bulunduğu ekonomik krize de Hükûmet nezdinde girişimlerde bulunarak çözüm bulması gerektiğini özellikle burada vurgulamak istiyorum. Mersin’in insanının böylesine ekonomik olarak büyük açmaz ve yoksulluk içerisinde olduğunu dercederken aslında Anadolu’nun her köşesinde aynı yokluğun, yoksulluğun hissedildiğini görüyoruz ve müşahede ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu itibarla bizler iktidarı ve iktidar partisi grubunu buradan ciddiyetle uyarıyoruz. Bunu vurguladıktan sonra… Uyuşmazlık Mahkemesi ile ilgili bahsettiğimiz yasa tasarısının maddeleri konusunda bir konudaki kuşkumuzu burada dile getirmiş bulunuyoruz. Ona Hükûmetten ve iktidar partisi grubundan cevap bekliyoruz, diğer maddelerine olumlu baktığımızı ifade ediyor, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Uyuşmazlık mahkemesinin kuruluş ve işleyişi hakkında kanun ile hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:225)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 23 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2008-07-23-uyusmazlik-mahkemesinin-kurulus-ve-isleyisi-hakkinda-kanun-ile-hakimle (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
