# Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Behiç Çelik (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim
- **Tarih:** 29 Ocak 2009
- **Gündem:** KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2009-01-29-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina-3

> Behiç Çelik (MHP), 29 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)); konuşma 857 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1’inci madde üzerinde şahsım adına konuşmuştum. Konuşmamı, o konuşma fikri üzerinde devam ettirmek istiyorum. Şimdi grubum adına konuşuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2’nci madde, biraz önce ifade edildiği gibi, bölge koruma kurullarının görev süresinin beş yıldan üç yıla indirilmesini amir bir hüküm içeriyor. Tabii, bu teknik bir düzenlemedir. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bu konudaki görüşleri ve Hükûmetin hazırlamış olduğu tasarı da aynı görüşü benimsediği için, böyle, 2’nci madde düzenlemesini oluşturmuş oluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkenin siyasal sınırları o ülkenin egemenliğini ve bağımsızlığını anlatır. Ancak bir ülkenin ekonomik sınırları, kültürel sınırları, uygarlık sınırları çok farklıdır. Türkiye’yi örnek aldığımızda, bizim hem bir Avrupa ülkesi hem bir Kafkasya ülkesi hem Balkan ülkesi hem Orta Doğu ülkesi hem de bir Asya ülkesi olduğunu çok net bir şekilde görebiliriz. Böylesine bütün stratejik coğrafya parçalarının önemli düğüm noktasında olan Türkiye’nin gerek Avrupa kıtası, özellikle Doğu Avrupa’ya kadar uzanan kara parçasında gerekse Karadeniz havzasında gerekse Hazar havzasında, Kafkasya’da, Orta Asya’da ve Orta Doğu’da etkilerinin olmaması mümkün değildir. Dolayısıyla böylesine geniş Avrasya kesitinde, Türkiye’nin, her yerde, özellikle kültür varlıklarını miras olarak, o, şu anda mevcut siyasal oluşumların, yani devletlerin devletlere bir miras olarak bıraktığını ifade edebiliriz.

Bugün, Balkanlarda bulunan Türk ve İslam eserlerinin, Osmanlı eserlerinin, Yugoslavya parçalanırken Sırplar, Hırvatlar tarafından nasıl hepsinin büyük ölçüde tahrip edildiğini ve yıkıldığını hepimiz televizyonlarda ibretle izledik. Aynı şekilde kendi tarz mimarisini yaratan ecdadımız, Orta Doğu ülkelerinde, bugün Mısır, Suudi Arabistan, Yemen, özellikle Suriye ve Irak, bu coğrafyalarda da kendi eserlerini bırakmıştır. Ama yine özellikle Orta Doğu coğrafyasında bedevi geleneği, bedevi anlayışı, bedevi acımasızlığı, orada bizim estetiğimizi yok ederek, orada da aynı Sırpların yaptığı gibi büyük bir tarih ve sanat kıyımına yol açmışlardır. Bunu çoğaltabiliriz. Ben, özellikle Anadolu ve Türkiye coğrafyası üzerinde durmak istiyorum.

Burada, ülkemizde ben Akdamar’ı, Ahlat’ı özellikle vurguladım ama antik kentlere olan aşırı ilgi benim dikkatimi çekiyor. Antik kentlere hiç dokunmayalım, hiçbir arkeolojik çalışma yapmayalım anlamında söylemiyorum. Ancak bizim olan, bize has olan, bizim değerlerimiz olan kervansaraylarımızın, kümbetlerimizin, camilerimizin, köprülerimizin ve bunların hülasa tümünün ve Anadolu’da özellikle çok önem kazanmış Divriği gibi, Erzurum gibi, Erzincan gibi, Malatya gibi, Elâzığ Harput gibi…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Adıyaman.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Adıyaman’ı da sayabiliriz.

…Amasya, Manisa -özellikle şehzadeler şehri- Aydın Birgi gibi, Konya gibi ve bütün bunların yanında en önemli kentimiz, dünya çapında tanınmış tabii ki İstanbul; buralardaki kültür ve sanat eserlerimizin en iyi şekilde korunması, öncelikle bunların ele alınması, bunların daha güzel hâle getirilmesi, bizim mimarimizi yansıtan mahallelerimizin, evlerimizin barklarımızın yeniden düzenlenmesi, çevre düzeniyle birlikte restore edilmesi tabii ki bizim en öncelikli misyonumuz ve görevimiz olmalı.

Ancak, bu konuda ne yazık ki Hükûmetin eksik olduğunu vurguluyorum. Daha çok Bizans’a, Rum’a, Ermeni’ye ait olan şeyler üzerinde, basında da takip ettiğimiz kadarıyla, daha bir ağırlıklı, daha bir yoğunluklu durulduğunu müşahede ediyoruz. Bunun elbette bir ağırlığının olması gerekir. Ama çizmeyi aşan bir ağırlık, kendi kültürümüzü, uygarlığımızı bastıran bir anlayış, bir politika asla kabul edilemez.

Burada özellikle Sivas Divriği’yi hatırlatmak istiyorum, Sayın Bakan burada. Divriği, dünyada taş işçiliğinin enfes örneklerinin olduğu bir kentimiz, ama orada o eserlerimiz ne yazık ki göz ardı edilmekte, bakımsızlıktan yok olmakta, taşlar tahrip edilmekte. Âdeta oyma sanatının taşa uygulandığı en güzel örneklerin sergilendiği Divriği’yi de bu vesileyle dikkatlerinize sunuyorum.

Mersin ili de keza aynı şekilde çok güzel eserlere sahip. Hatta bu yıl Sayın Kültür ve Turizm Bakanı turizm sezonunu Mersin’de açtı. Tarsus çok önemli bir kenttir, Silifke çok önemli bir kenttir, Anamur çok önemli bir kenttir, Mersin doğal güzellikleriyle ve tarihî eserleriyle bir bütün olarak Antalya’yla yarışacak düzeyde bir kenttir, ildir ancak bu ile nedense turizm alanında da arzulanan destek verilemiyor. Eğer Antalya’ya verilen önemin yarısı Mersin’e verilse Antalya kadar, hatta ondan daha fazla doğal güzelliklere, tabiat varlıklarına ve tarihî eserlere, sit alanlarına sahip olan Mersin de kendini Türkiye çapında kanıtlayacaktır ancak bu olmamıştır.

Mersin’de ne olmuştur? Mersin’in sahillerine balık çiftlikleri getirilmiştir, Mersin’in sahilleri yağmalanmıştır, âdeta bir ucube hâlinde, turizmi olmayan ancak merkezinde, özellikle Çukurova kısmında yoğun sanayinin olduğu bir il hâlinde ve o fabrikaların da çoğunun kapandığı ve yine Mersin Milletvekili olan Devlet Bakanı Sayın Tüzmen’in açılışını yaptığı ve geçen hafta da bulunduğu Mısır’daki organize sanayi bölgesine Mersin’deki fabrikalar bile taşınmıştır. Böylesine acıklı bir durum söz konusu.

Şimdi, biliyorsunuz, İstanbul da tabii, kültür ve tabiat varlıkları açısından çok önemli bir kentimiz ama buraya bile eğilinmemekte ya da eksik eğilinmektedir. İstanbul’da bir zamanlar “Taksim’e cami yapacağız.” diye bağıranlar yıllardır ağızlarını açma cesaretini dahi gösterememektedir.

Şimdi Ankara’ya bakıyorsunuz. Ankara, yine Ulus, Samanpazarı ve Kale’ye doğru yaşanabilir bir alanla ve özgün kültür ve uygarlığımızın misalleriyle doluyken buraya hiç eğilinmemekte, ne merkezî Hükûmet ne de yerel yönetimler buraya dokunmamaktadır ve orası da kaderine terk edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik, devam edin.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan teşekkür ederim.

Ancak Ankara’nın yanı başında Beypazarı diye bir ilçemiz var. Safranbolu’yu görmüştüm, Beypazarı’na da iki kez gittim. Harika bir kent olmuş, gitmenizi de tavsiye ederim. Oranın Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş bugün Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı; inşallah Ulus bölgesini de bir kültür merkezi hâline getirerek geniş bir “zone” hâlinde, alan hâlinde orayı da kalkındıracaktır ve kültür ve turizm açısından Milliyetçi Hareket Partisinin damgasını Başkente vuracaktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)”. TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim tutanağı, 29 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2009-01-29-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina-3 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
