# Birleşmiş milletler güvenlik konseyi'nin unıfıl'ın görev süresinin uzatılması hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Behiç Çelik (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim
- **Tarih:** 23 Haziran 2009
- **Gündem:** BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ'NİN UNIFIL'IN GÖREV SÜRESİNİN UZATILMASI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2009-06-23-birlesmis-milletler-guvenlik-konseyi-nin-unifil-in-gorev-suresinin-uza

> Behiç Çelik (MHP), 23 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ'NİN UNIFIL'IN GÖREV SÜRESİNİN UZATILMASI HAKKINDA); konuşma 1.592 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 gün ve 1701 sayılı Kararı ile Lübnan’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü UNIFIL oluşturulmuştur. Türkiye’den talep üzerine, geçen yıl 8 Temmuz 2008 tarihinde 925 sayılı Karar’la Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk uzatmayı yapmıştır ancak UNIFIL’in görev süresi 31 Ağustos 2009 tarihinde dolacağından, Başbakanlığın 15 Haziran tarihli Bakanlar Kurulu prensip kararının süre uzatımına ilişkin talebi Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Genel Kurula intikal ettirilmiştir. Konuyu görüşmek üzere toplanmış olan yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Orta Doğu coğrafyası maalesef netameli, matruşkayı andıran iç içe geçmiş sorunlar yumağı bir coğrafyadır. Burada barışı sağlamak oldukça güç ve hatta imkânsızdır çünkü 1916 yılında İngiliz yayılmacılığının, müstemlekeciliğinin ağır şartlarında yerli unsurlara barış yapma hakkı asla tanınmamıştır ve tanınmamaktadır.

İstenen şudur: Dinî ve etnik ayrılıklar alabildiğine kaşınsın, hasım hâle getirilsin, barış içinde bir arada yaşama imkânı kalmasın, karşılıklı güven ve istikrar kaybolsun, Orta Doğu coğrafyası paramparça olarak birbirine diş bileyen unsurların zulüm alanı hâline gelsin; böylece “böl ve yönet” siyasasının uygulama merkezi hâline getirilsin. Nitekim başarılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı yani paylaşım savaşı, tek dişi kalmış canavarın yani Batı hegamonlarının burayı at oynattığı bir alana çevirirken acz içinde kıvranan Orta Doğu halklarının çığlıklarının yeri göğü inlettiğine tüm dünya tanık olmaktadır.

Dört yüz iki yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Suriye, İsrail, Lübnan bölgesinin günümüze kadar uzanan feryatları Anadolu’ya yankılanmaktadır. Dört yüz iki yıl barış, güven ve istikrar içinde her dinden her dilden toplulukları bir arada tutan güç öyle zannediyorum ki Osmanlı’nın adaleti, hakkaniyeti, toleransı idi. Böyle bir dönem, bir saadet devri ne yazık ki görünmüyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan karmaşası aslında Hıristiyan ile Müslüman’ın, İsrail ile Arap dünyasının, etnik farklılıkların, muhtelif inanç gruplarının karmaşasıdır; onlarca irili ufaklı devletin müdahale alanının karmaşasıdır; 10.500 kilometrekarelik bir coğrafyada imdat çığlıklarının karmaşasıdır; büyüklerin güç gösteri alanının karmaşasıdır; iş birlikçilerin, ajanların, operasyonların, terörün, cinayetlerin karmaşasıdır. Yaklaşık üç yıl önce burada başlayan Hizbullah-İsrail savaşı İsrail için bir hayal kırıklığı yaratmıştır. İlk kez İsrail Lübnan’da kendini karşılayacak bir direnişin acı tadını tatmıştır. Ne var ki yerleşim birimleri ve Beyrut altyapısıyla birlikte çökmüş, 4 milyon nüfuslu ülke harabeye dönmüştür; 1 milyon insan evini barkını terk etmiştir. Bu yıkıma rağmen, Lübnan sınırının İsrail için ölümcül etkilerinin olacağı endişesi çeşitli mahfilleri rahatsız etmiş ve acil çözüm yoluna gidilmesi yönünde diplomatik faaliyetlere hız verilmiştir. Girişilen çabalar sonucunda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 11 Ağustos 2006 günü, bahsettiğimiz 1701 sayılı Kararı’nı alarak çatışmayı durdurmuştur. 2 bin kadar olan Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücünün 15 bine çıkarılması bu arada istenirken, otuza yakın ülkenin katılımı sağlanmış ve birliklerin Güney Lübnan’daki Mavi Hat ile Litani Nehri arasındaki tampon alana yerleşmesi temin edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü temel olarak bölgede çatışmaların durdurulması, İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesini sağlayacaktır.

Ayrıca ek olarak 1701 sayılı Karar’ın tüm yönleriyle uygulanmasını sağlayacak olan UNIFIL’e mevcut görev yönergesinde ek olarak görevler tevdi edilmiştir. Tabii ki en önemli görevi çatışmaların durdurulmasını gözlemlemek, sağlamak, İsrail kuvvetleri Lübnan’dan çekilirken Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin Mavi Hat boyunca olan bölgeler dâhil bütün Güney Lübnan’a konuşlanmasına nezaret etmek ve destek vermek, bu konudaki faaliyetlerini İsrail ve Lübnan hükûmetleriyle koordine etmek, sivil halka insani yardım ulaştırılmasına ve yerlerinden olmuş kişilerin gönüllü ve güvenlik içinde geri dönüşlerine yardımcı olmak, tampon bölgenin oluşturulması için atılacak adımlarda yine Lübnan ordusuna yardımcı olmak, Lübnan Hükûmetinin talebi üzerine Lübnan’ın sınırlarının ve diğer giriş noktalarının silah veya bağlantılı maddelerin girişine karşı güvenlikli hâle getirilmesine yardımcı olmak, bunun yanı sıra UNIFIL birliklerinin konuşlu bulunduğu alanlarda ve yeteneklerinin el verdiği değerlendirilmesi hâlinde operasyon sahasının çatışma amaçlı faaliyetler için kullanılmasını sağlamak üzere gerekli bütün önlemleri almaya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi görev yönergesi altında yürüttüğü faaliyetleri engellemeye dönük teşebbüslere güç kullanarak karşı koymaya, Birleşmiş Milletler personeli tesislerini korumaya ve personelin ve insani yardım çalışanlarının güvenliğini ve hareket özgürlüğünü teminat altına almaya, ani fiziki şiddet tehdidi altında bulunan sivilleri korumaya yetkili kılınmıştır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bu kararı İsrail ve Lübnan hükûmetleri ile bu hükûmetleri oluşturan bütün koalisyon ortakları ve liderleri tarafından da kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin anılan kararında yer alan Görev Yönergesi ve bilahare hazırlanan harekât konsepti ve çatışma kuralları, UNIFIL’in meşru savunma ve çok istisnai durumlar dışında muharip görev üstlenmesini ve çatışmalara girmesini öngörmektedir.

Temel amacı Lübnan ve İsrail arasındaki istikrar ortamının sürmesine katkıda bulunmak olan Birleşmiş Milletler Görev Gücü’nün temel işlevi, Lübnan Hükûmetinin egemenliğinin tüm ülke sathında tesisinde ve Güney Lübnan’daki güvenlik sorumluluklarını yerine getirmesinde Lübnan ordusuna yardımcı olmak olacaktır.

Söz konusu karar uyarınca, tüm devletlerin vatandaşları tarafından veya toprakları üzerinden ya da bandıralarını taşıyan gemiler ve uçaklarla Lübnan’a, Lübnan Hükûmetinin ya da UNIFIL’in yetkilendirmediği her türlü silah, mühimmat veya benzeri maddelerin de satışını veya ulaşımını engellemek için gerekli önlemleri almaları ve bu tür teçhizatın kullanımına ilişkin teknik eğitim sağlanmasının da engellenmesi istenmektedir. Hükûmetin daha önceki tezkere metninde bunlar da vurgulanmıştı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısaca tekrar etmek gerekirse:

1) İsrail’in bölgeden çekilmesini temin edecek,

2) Çatışmaları durdurmak için gözlemcilik yapacak,

3) İsrail’in boşattığı alana Lübnan ordusunun yerleşmesini sağlayacak,

4) Söz konusu çalışmaları İsrail ve Lübnan hükûmetleriyle koordine edecek,

5) İnsani yardımların ulaştırılmasına ve yerlerini terk etmiş kişilerin dönüşlerine yardımcı olacak,

6) Lübnan ordusunun tampon oluşturmasına yardımcı olacak.

7) Lübnan Hükûmetinin silah ve mühimmat girişleriyle ilgili taleplerini karşılayacak olan bir birlik.

Tüm bunlara ilaveten, Görev Yönergesi’nde bahsedilen faaliyetlerinin hepsini yapma üzerine bir metin.

Değerli milletvekilleri, ne yapılırsa yapılsın, Orta Doğu’da, gördüğümüz kadarıyla kalıcı barışın sağlanması istenmemektedir, yaratılan kaotik ortam devam ettirilecek gibi gözüküyor. Yakın geçmişte inanılmaz zulümler altında inim inim inleyen Irak bunun acıklı bir örneğidir. İnsan kanının oluk oluk aktığı, 1 milyon Iraklının hayatını kaybettiği bu ülke, işgalciler için yüz karasıdır. Davos’ta Filistin için efelenenler, Irak için demokrasi getirildiğinden bahisle, işgalcilere övgüler düzebilmektedir. Daha iki gün önce “Kerkük’te Türkmen katliamı: 80 ölü.” diye başlık atan gazetelerimizin bu haberi karşısında hiç ses çıkarılmamakta, fakat Davos aslanlarının aslında Davos serçeleri olarak tarihe geçecekleri de bu şekilde kanıtlanmış olmaktadır; tıpkı, 2003 Temmuzunda Türk askerinin başına çuval geçirilirken mantı ziyafetine devam etmeleri gibi ya da nota ve müzik notası icat etmeleri gibi.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bir örnek sunmak istiyorum: Geçen hafta Genel Kurul gündemine getirilmiş olan bir teklif vardı, Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy’un yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili bir kanun teklifi ve Komisyonun raporu. Bu, Genel Kurul gündemine girdi 395 sıra sayısıyla. Bu ne sağlıyor? Türkiye'nin rüzgârından, güneşinden, atığından, termalinden enerji elde edilecek. İktidar bunu istiyor, AKP Grubu, Komisyon istiyor, muhalefet istiyor, bürokratlar istiyor, tam bir mutabakat var ama Sayın Ali Babacan istemiyor, diyor ki: “Amerika’da Shell ve BP gibi şirketlerin ve Amerikan Enerji Ajansının başkanlarıyla görüştüm. ‘Yenilenebilir enerji gereksizdir.’ dediler.

Fosil yakıtın patronu olan ABD orijinli enerji patronlarının Türkiye’yi enerjide bağımsızlaştırma yoluna sokacak bir faaliyette baskı uygulayacağı muhakkaktır.

Şimdi, bu durumda Sayın Babacan’a sormak lazım: Acaba siz, Türkiye’de ABD Enerji Ajansının ve petrol şirketlerinin mümessili, malum kuruluşların Hükûmetteki komiseri misiniz?

Bu arada, 20 Haziran 2009 tarihli Zaman gazetesinde çıkan “Yerli enerjiyi teşvik yasası rötar yaptı” haberini de dikkatlerinize sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri: 2008 yılında, tezkere görüşmelerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır’ın bir konuşması söz konusu. Onu da burada ifade etmeden geçemeyeceğim. Diyor ki Sayın Şandır: “İşte, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Hükûmeti bu noktada uyarıyoruz. Bu konularda Türkiye merkezli, Türkiye’nin misyonu, tarihî müktesebatının gereği, Türkiye’nin çıkarlarının gereği bir pozisyon alarak samimi ve güveni zedelemeden dürüstçe, bu sorunlara yabancı da kalmadan taraf olunmasında veya bu sorunlarla ilgilenilmesinde fayda var, ama burada mesela bir şey dikkatimizi çekiyor. Sayın Milletvekili geçen seneki konuşmasına benzer bir konuşma yaptı, ama şu sorunun cevabı verilemedi: Lübnan Hükûmeti Türkiye’nin bu yoğun katkısına ve samimi duruşuna rağmen deniz altındaki petrol rezervlerinin işlenmesini pazarlarken Türkiye’yi hiç aklına getirmedi. Lübnan Hükûmeti Türkiye için çok önemli olan Ermeni soykırımı, sözde Ermeni soykırımı konusunda bir başka devletten farklı davranmadı. Hatta daha da aşırı davrandı. 1923’ü de kapsayan şekilde 1915 yıllarında yaşanan o hadiselerin bir soykırım kapsamında kabul edilmesine Meclisinde karar aldı.” diyor. Şimdi ben bunu tekrar tezkere gündeme gelmişken burada dikkatlerinize sunmak istedim.

Değerli milletvekilleri, Lübnan’daki göreceli barışın tesisi yönünde, gittiği her ülkede takdir hisleri uyandıran, vazifesinin fevkinde, yüksek görev şuuruna sahip, namus ve şerefin timsali, belki de bu anlamda dünyada eşsiz, kahraman Türk ordusu üstün başarılara imza atmıştır. Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde almış olduğu ve başardığı görevden dolayı kahraman ordumuza şükran hislerimi ifade etmek istiyorum.

Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisine tevdi etmiş olduğu tezkerenin, biraz önce ifade etmiş olduğum hususlar da dikkate alınarak yeniden ele alınmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak fevkalade önemsiyoruz. Burada belirtmek istediğimiz husus: Orta Doğu’ya sadece Lübnan ve İsrail meselesi olarak değil, Filistinlileri, Irak’ı, hatta Suriye’yi de katarak, bölgede kalıcı istikrar yapısının oluşturulması konusunda Hükûmetin elinden gelen çabayı göstermesi yönünde özellikle ikazda bulunmak istiyoruz. Biraz önce ifade etmiş olduğum, Lübnan Hükûmeti nezdinde -yeni, seçimle gelen bir Hükûmet şu anda iş başında- özellikle Lübnan’ın ekonomisinde Türkiye'nin de kuvvetli bir şekilde var olması yönünde Recep Tayyip Erdoğan Hükûmetinin gerekli girişimde bulunmasını özellikle hatırlatmak isteriz.

Diğer bir konu da yine ifade etmiş olduğum üzere, sözde Ermeni soykırımı konusunda Lübnan Parlamentosunun almış olduğu karardır. Bu kararı Lübnan Hükûmetinin yeniden gözden geçirmesi ve bu kararı etkisiz kılması yönünde Türk Hükûmetinin faaliyete geçmesi, girişimde bulunmasını özellikle vurgulamak istiyoruz.

Lübnan bizim için yabancı değil, bize uzak bir bölge değil. Türkiye ekonomisiyle bütünleşik, Türkiye'nin kültürüyle, insan unsuruyla, demografik yapısıyla, ekonomisiyle rahatlıkla ulaşabileceği önemli bir coğrafyadır. Burada tabii ki Türkiye olarak ve Türk milleti olarak, Türk devleti olarak, Türk Hükûmeti olarak bizler kalıcı barışı ve istikrarı her zaman savunuyoruz. Bu yönde görüşlerimizi de müteaddit defalar ifade etmiş olduk.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına tevdi etmiş olduğu 15 Haziran 2009 tarih ve 2559 sayılı Tezkere’ye olumlu baktığımızı, olumlu oy vereceğimizi ifade ediyor, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Birleşmiş milletler güvenlik konseyi'nin unıfıl'ın görev süresinin uzatılması hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2009-06-23-birlesmis-milletler-guvenlik-konseyi-nin-unifil-in-gorev-suresinin-uza (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
