# Kirgıziskan da yaşanan olaylar hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Behiç Çelik (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 16 Haziran 2010
- **Gündem:** KİRGIZİSKAN DA YAŞANAN OLAYLAR HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2010-06-16-kirgiziskan-da-yasanan-olaylar-hakkinda

> Behiç Çelik (MHP), 16 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KİRGIZİSKAN DA YAŞANAN OLAYLAR HAKKINDA); konuşma 927 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesini değiştiren 509 sıra sayılı Teklif üzerine şahsım adına söz aldım. Bu münasebetle hepinizi, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, söz konusu 73’üncü maddenin değişikliğine geçmeden önce, son günlerde ülkemizin özellikle güneydoğusunda ve doğusunda yaşanmakta olan terör olaylarından duyduğumuz tedirginliği ifade etmek ve bu olaylarda hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anmak istiyorum, ayrıca yaralılara acil şifalar diliyorum.

Malumunuz, terör dalgası, oluşturulan bir iklim sonucu yurdumuzu sarmaktadır. Onun için otuz altı etnik grup politikalarıyla ve diğer yapılan icraatlarla, millî ve manevi değerlerimize vurulan darbelerle, Habur teşrifatçılığıyla gelinen nokta budur. Türkiye'nin bundan süratle sıyrılması ve millî politikalara dönmesi gerekir.

Giresun Bulancak’a kadar uzanan bir terör dalgasının üstesinden gelmek bizatihi Hükûmetin görevidir ama bu konuda atılmış bir adım söz konusu değil; tam tersine, Doğu Karadeniz gezisine gidebiliyor Sayın Başbakan ve orada “Efendim, biz köpeğimize ‘Arap’ ismini koyuyoruz.” diye bunu eleştiriyor.

Sayın Başbakan, siz sözlüğü alın elinize, bir bakın. Bir “Arap” kelimesi var, bir ulusu, bir milleti anlatır; bir de Arap, yani “negro” anlamında, koyu rengi ifade eden bir anlamı var.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Onları nereden bilsin ya?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama öyle olursa nasıl istismar edecek? Sayın Valim, nasıl istismar edecek öyle olursa?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizi kötüleyecek ya!

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Biz, toplum içerisinde, toplumumuz içerisinde, benim hemen çevremde yaşayan, memleketimde, Kürt Süleyman var, Süleyman Amca, severiz kucaklarız, elini öperiz. “Gürcü Hala” deriz, Gürcü filan da değildir. Sayın Başbakan bunları bilsin. Bizim böyle, toplumumuzda ayırma, itme, uzaklaştırma, küçümseme şeklinde bir eylem ya da fikir söz konusu değil ki, hiç olmamış ama bunu köpeğin isminin Arap olmasından dolayı eleştiren Sayın Başbakan önce “Arap”’ın ne olduğunu bilsin. Biz Arap ulusunu sadece ve sadece, hiç sevmesek bile Hazreti Peygamberimiz adına yine severiz, Arap ulusuyla bizim bir sorunumuz söz konusu olmaz ama bunu otuz altı etnik grup kaşımasına benzer bir şekilde kaşıyarak, sonra da “Türk Arap’ın elidir, ayağıdır.” söylemleriyle bir yere angaje etmek çok ayıptır, yanlıştır, abesle iştigaldir. Onun için, Sayın Başbakan ve burada biraz önce bulunan Sayın Dışişleri Bakanı doğruca gitsinler -Orta Asya, Türkistan’a gitsinler, onlar da bizim dindaşımız din yönünden alıyorlarsa- Kırgızistan’daki vahşeti bir durdursunlar. Türkiye’de teröre mantıklı ve tutarlı çözümler getirsinler. Bunlar yapılmıyor maalesef.

Değerli arkadaşlarım, “Kent deyince fiziki bir mekân olup ticarethaneleri, ibadethaneleri, yolları, sanat yapıları, eğitim ve kültür merkezleri olan, yoğunluğun yaşandığı bir toplumsal güç, kültürel yoğunlaşma merkezidir. İnsan, hayvan, mal ve finans merkezlerinin akış içinde olduğu mekânlardır.” Böyle diyor ünlü kent bilimci Lewis Mumford. Ama bir ülkede bir iktidarın ülkeye tam anlamıyla hâkim olabilmesi için kentlere hâkim olması gerekir. Kentlerin sosyal yaşamı, kültürel yaşamı ve insanların altyapısı tamamlanmış bir kent mekânında yaşamasını sağlayacak faaliyetler yürütmesi hâlinde iktidar gerçek iktidar olur. Bunlar yapılıyor mu Türkiye’de? Maalesef yapılmıyor. Sürem kısıtlı olduğu için çok hızlı olarak geçiyorum.

Maalesef, AKP’li büyükşehir belediye başkanlarının, Sayın Hatibin biraz önce överek bahsettiği şekilde değil tam tersini söyleyeceğim çünkü bunları bilmeleri gerekir. Şimdi, “klientalizm” denen bir olay var Avrupa’da sıklıkla tartışılan yani müşteriyi memnun ediyorsunuz. Belediye başkanı ve ekibi tekrar kendisini seçecek olan bir kitleyi sürekli besliyor, ondan sonra çıkıyorsunuz karşımıza: “Demokrasi var, biz seçildik. Halk takdir etmiş.” Yok böyle bir takdir. Yani Ankara’da Sayın Gökçek’i takdir eden bir Ankara halkı söz konusu değil. Burada bir aldatma ve kandırma politikalarının ve “klientelist” uygulamaların sonucunda gelen bir ekip var, aksi hâlde bu Ankara’nın Melih Gökçek’e mecburiyeti söz konusu değil. Yirmi yılda ne yapılmıştır? Başkent Ankara çökertilmiştir. Ankara’nın havası kirliydi. Ne zaman? 70’li yıllarda, kömür vardı. 80’li yılların ortalarında Ankara’ya doğal gaz geldi, Ankara’nın havası temizlendi. AKP daha ana rahmine bile düşmemişti o zaman, AKP diye bir parti söz konusu değil.

Yapılmış, Anavatan döneminde, Doğru Yol döneminde bunlar tamamlanmış ancak kent yönetimlerini bütün uygulamalarıyla, AKP’li belediye başkanlarının çoğu arabesk bir anlayışla, mantıktan, ilimden, şehircilikten yoksun olarak uyguladıkları için bugün “Hangi ihaleyi kimlere verelim? Nasıl yapalım? Nasıl yeni alanları imara açalım? İstanbul’un rantını nasıl paylaşalım?” üzerine yapılan yerel politikalar, uygulanan yerel politikalar Türkiye’de kentleşmeyi tam bir çamur deryasının içerisine sokmuştur. Onun için, mutlaka, süratle önümüzdeki yıllarda AKP’li belediye anlayışından kurtulmak lazım ya da AKP’li belediye başkanlarının ilme ve mantığa sarılması lazım. İki yol var, bunlardan birini uygulamak gerekiyor.

Şimdi, kentler tıpkı yaşayan bir insan gibidir ve nasıl çocuklarımızı eğitimle geliştiriyorsak kentleri de bu gözle görmek lazım, geleceğe hazırlamak lazım. Kolunu kanadını kırarak, efendim eğitimsiz bırakarak ve ilimden yoksun hâle getirerek eğer şehirleşmeye yaklaşırsak o zaman o kentin geleceği yok demektir.

Bugün Türkiye’de AKP iktidar olmazdan önce marka kentler vardı. Ben size birkaç tanesini sayayım: Mersin bir marka kenti -benim kentim- Mersin markaydı, Adana marka, Kayseri marka, Kahramanmaraş marka, Denizli marka.

OKTAY VURAL (İzmir) – İzmir de öyle.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Bugün ne oldu? Bunların, bu kentlerin markalarını söktünüz, yok ettiniz. Örneğin Denizli dünyada “tekstil başkenti” diye anılıyordu. Ne oldu? Bitti, Denizli bitirildi, Mersin bitirildi, Adana bitirildi, sadece güneydoğuda bir Gaziantep kaldı. Şimdi, böyle bir şehircilik anlayışıyla sizler nereye varabileceksiniz?

73’üncü madde değişikliğiyle yaptığınız şey, tamamen Melih Gökçek yasası ya da Kadir Topbaş yasası şeklinde getirilecek ve topluma dayatılacak hukuksuzluğun temelini atıyorsunuz.

Bir Fransız kent bilimci şöyle diyor: “Belediye başkanları yetkiyi alır, bununla yetinmezler, tekrar isterler, yine verirseniz -veriyorsunuz şimdi- tekrar alır, tekrar alır ve sonunda modern feodalleri yaratırsınız.” Sizin yapmakta olduğunuz işlem bu. Onun için, 73’üncü madde sistemini kuran da sizsiniz 5393 sayılı Yasa’yı çıkarmakla. Bu sistemi şimdi tamamen yıkarak keyfî ve otokrat yerel yönetim sistemini kurmaya çalışıyorsunuz. Buna hakkınız yok.

Değerli milletvekilleri, sizleri uyarıyorum: Bakın, yıllarca yerel yönetimler üzerinde de bürokratlık yapmış bir kişi olarak söylüyorum, bu yaptığınız külliyen yanlıştır ve bu, yüzlerce kişinin tutuklanarak hapse girmesiyle sonuçlanacaktır. Onun için, böyle bir işe tevessül etmeyin ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Kirgıziskan da yaşanan olaylar hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2010-06-16-kirgiziskan-da-yasanan-olaylar-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
