# Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Behiç Çelik (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim
- **Tarih:** 1 Temmuz 2010
- **Gündem:** DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2010-07-01-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524

> Behiç Çelik (MHP), 1 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 790 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına konuşmak için söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Onların aziz hatıralarını ebediyen yaşatma irademizi bu vesileyle vurgulamak isterim.

Değerli arkadaşlar, burada, Dışişleri Bakanlığının kuruluş ve görevleriyle ilgili bir tasarı üzerinde Genel Kurulumuz çalışma yaparken, elbette, değinmek durumunda olduğumuz en önemli dış politika aletlerinin başında diplomasi gelmekte.

Diplomasi, devletler arasındaki müzakereleri sürdürme anlamında kullanılmakla birlikte, asıl realist olan, gerçekçi olan anlamı savaşın silahsız olarak devamından ibaret bir uğraş olarak tanımlanmasıdır. Bu itibarla, diplomasi bir milletin, bir devletin ayakta kalması için olmazsa olmaz en önemli uğraş alanlarından biridir. Diplomasiyi de devam ettiren, sürdüren çok değerli devlet adamları, diplomatlar vardır. Bu, sadece cumhuriyetimize has değil Osmanlı döneminde de bunun çok güzel misallerini, uygulamalarını ve bu uygulamaları yapan değerli sefirleri, aktörleri, devlet adamlarını görmekteyiz.

Bu itibarla, Osmanlı diplomasisi bütün protokol kurallarıyla birlikte çok ağır ve sistematize, yazılı kurallarının yanında, teamüllerinin belki katbekat fazla olduğu âdeta bir kurallar manzumesi şeklinde cereyan etmekteydi. Ancak Osmanlı, bütün dünyaya hükmederken, yön ve şekil verirken o kuvvetli günlerinde, kuvvetli asırlarında, baht asırlarında Osmanlı bütün dünyaya damgasını vururken işte, bu uğraşları yani protokol kurallarını en iyi şekilde tatbik sonucu bunu elde edebilmişti.

Dolayısıyla “teşrifat” dedikleri Osmanlı’nın protokol kurallarını hafife alma, küçümsemeyi, bir devlete yapılan en büyük kötülük olarak tanımlamak gerekir. Zira devleti ayakta tutarken, özellikle devletin kendi iç dinamiklerini protokol kurallarının, protokolü icra eden kişilerin arkasına sağlam bir şekilde koymak, tahkim etmek de son derece önemlidir.

Buradan kastım şudur: Kuvvetli bir demografik yapı, kuvvetli bir ekonomi, kuvvetli bir ordu, total olarak bir milletin büyük gücü diplomatın arkasında durduğu sürece, o diplomat masaya oturduğu zaman kendisinin ne kadar güçlü olduğunu hisseder, karşı tarafa da bunu hissettirir. İşte, cumhuriyet döneminde de biz, özellikle Kurtuluş Savaşı’mızdan sonra güçlü ordumuzu ve sürekli gelişen ekonomimizi, tam bağımsız bir devlet yapımızı ve bürokrasimizi diplomasinin arkasına koyduğumuz zaman o diplomasi harikalar yaratmaktadır, yaratmaya da devam ediyor.

Dolayısıyla orduyu küçümseyen, küçük düşüren bir Hükûmetin ve ekonomiyi ayaklar altına aldıran ve millî ekonomiyi, bağımsız ekonomiyi daha da bağımlı hâle getiren, ithalata muhtaç hâle getiren ve demografik yapıyı gittikçe bozan bir hükûmetin elbette dış politikanın arkasına yerleştirebileceği total bir güçte aşınma yaratacağı muhakkaktır.

İşte, AKP İktidarı budur. Sayın Bakanın söyledikleri hilafıhakikattır; kısmen içinde doğruları barındıran, birçok yanlışlıklar içeren bir söylemden ibarettir. Bu böyle değildir.

Kudüs’le ilgili açıklamaları da Sayın Bakanın doğru değildir ve Sayın Bakan öncelikler sıralamasını dahi iyi yapamayan, kendi kafalarının ardındaki düşünceleri gerçekmiş gibi Türkiye Cumhuriyeti’ne dayatmaya çalışan nakıs bir zihniyetin politikaları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Onun için bu kafa yapısını düzeltmek lazım. Onun için AKP’nin bir an önce iktidardan gitmesi ve büyük Türk milletine, asaletine yaraşır bir siyasal iktidarın başa geçmesi lazım ki diplomasi ve dış politikanın ancak o zaman rayına oturması mümkün olur. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, arz etmiş olduğum dış politikayı uygulayan kişileri “monşer” diye aşağılayan bir zihniyetin dış politika yapması da zaten mümkün değildir. Bugün, diplomatlarımız, Sayın Bakanın ifade ettiği gibi, dünyanın dört bir tarafında görev yaparken ve namlunun ucunda görev yaparken bu diplomatları “monşer” diye küçümsemek çok ayıptır, yanlıştır. Değerli arkadaşlar, biz diplomatlarımızdan 70’in üzerinde şehit vermedik mi? Niçin şehit oldular? Onlar Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin için şehit olmadılar; onlar Türkiye Cumhuriyeti’nin elçileri, büyükelçileri ve konsolosluk ve büyükelçilik görevlileri olduğu için şehit oldular. Onları da bu vesileyle rahmetle, minnetle anıyorum, bunların aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Ancak bunlara “monşer” diyerek küçümsediğiniz zaman karşınıza yine 70’in üzerinde emekli diplomatlar çıkar ve Hükûmeti kınayan bir açıklamayı yapmaya hak kazanırlar, ki yapmışlardır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, sadece arz etmiş olduğum konuda değil, Ermenistan’la ilişkilerde olsun, Irak’taki kırmızı çizgilerimizde olsun, temel Orta Doğu politikalarında olsun, Kıbrıs politikasında olsun, Balkan politikasında olsun ve Kafkasya politikasında olsun -İran’la dört yüz yıla yakın biz sulh içinde yaşayan bir millet ve devletiz- İran politikasında olsun ve Türkistan yani Orta Asya politikasında olsun, diğer komşularımızla, özellikle Rusya Federasyonuyla olan politikalarımızda olsun, hep sıfır almıştır, eksi almıştır, başarısızdır. Bu Hükûmet, bu politikalarda bir adım ileriye dahi varamamıştır. Kurmaca Davoslar bu Hükûmeti asla kurtarmaya yetmemiştir.

Mavi Marmara bir fecaattir değerli arkadaşlar. 9 tane canımız gitmiştir ancak bu konuda yapılan, sadece Sayın Bakanın ifade ettiği “Görüştük, yaptık, ettik...” Bu kadar. Peki, bir eylem koyabildiniz mi? Ortada eylem yok arkadaşlar. Ama İsrail’in koyduğu bir eylem var, 9 canımızı katletmiştir. Katillerin eline gemiyi göndermişler ve teslim etmişlerdir. Bu 9 canın sorumlusu bu Hükûmettir. Bunu bilmek durumundayız.

O hâlde, kırmızı çizgilere tekrar dönersek, Irak’ta, orada kan akmaya devam etmektedir. Milyonun üzerinde Iraklı maalesef hayatını kaybetmiştir. Değerli arkadaşlar, bizim, dünyada, ilişkimizin belki statik olduğu, ilişkimizin istikrarlı olduğu en önemli ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri gelmektedir. Amerika’yla ilişkilerimiz artık patolojik bir hâl almıştır. 1 Mart 2003’ten bu yana bu ilişkiler normal rayına oturtulamamıştır. Bu da iktidarın kusurudur, hatasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2010-07-01-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
