# Kayıp çocuklar başta olmak üzere çocukların mağdur olduğu sorunların araşatırılması hakkında (s.s. 589)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Behiç Çelik (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 7 Nisan 2011
- **Gündem:** KAYIP ÇOCUKLAR BAŞTA OLMAK ÜZERE ÇOCUKLARIN MAĞDUR OLDUĞU SORUNLARIN ARAŞATIRILMASI HAKKINDA (S.S. 589)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2011-04-07-kayip-cocuklar-basta-olmak-uzere-cocuklarin-magdur-oldugu-sorunlarin-a

> Behiç Çelik (MHP), 7 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAYIP ÇOCUKLAR BAŞTA OLMAK ÜZERE ÇOCUKLARIN MAĞDUR OLDUĞU SORUNLARIN ARAŞATIRILMASI HAKKINDA (S.S. 589)); konuşma 2.082 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle duygusal bir Genel Kurul toplantısında ben de hissiyatımı benden önceki hatiplerin konuşmaları doğrultusunda ifade etmek istiyorum.

Özellikle, konuşmama başlamadan önce dört yıla yakın süredir Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama ve denetim faaliyetlerini hakkıyla yürütmeye çalışan çok değerli milletvekillerimizin etkin ve verimli çalışmasına vesile olan Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bütün personeline yürekten teşekkür ediyorum.

10 Nisan Polis Günü münasebetiyle düşüncelerimi arz etmiştim. Polis teşkilatımız her türlü takdirin üzerindedir ve onlar için de sağlık ve başarı dolu nice yıllar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, kısaca “Kayıp Çocuklar” başlığıyla ifade edilen Meclis Araştırma Komisyonunun yapmış olduğu çalışmayı ben de dikkatlice inceledim ve 589 sıra sayısıyla bastırılan bu kitabın, bu konuda çalışma yapacak olan çevrelere, kişilere ve akademik organlara da büyük bir yol gösterici olacağına inanıyorum.

Aslında kayıp çocuk deyince biz kaybolan çocuk şeklinde anlıyoruz, ama kaçırılan çocuklar veya mağdur ya da mahrum duruma sokulan çocuklar da bu kapsam içerisinde mütalaa edilmelidir.

Şimdi, çocuk nasıl kaybolur, onu araştırmak lazım. Çocuktan haber alamayan veli, vasi veya ilgili herhangi bir şahıs önce polise ya da jandarmaya başvurur. Eğer kaybolan çocuğun durumu ceza ve suç kapsamı içerisinde görülüyorsa yani adli vaka kapsamındaysa o zaman adli işlemler otomatikman yürütülmeye başlıyor ve cumhuriyet savcılığı marifetiyle adli kolluk devreye giriyor ve bir süreç başlıyor. Bu, şunu göstermiyor, hiç kimse bu konuda farklı düşünceye sahip olmasın: Çocuk kayboluyor ya da kaçırılıyor, ortada, cumhuriyet savcısına durum intikal ediyor, intikal ettikten sonra çocuk anında bulunuyor diye bir şey yok. Bu uzun ve netameli bir süreç. Çocuk yine bulunamıyor ve kayıp.

Diğer yönden, suç ihbarında bulunulmadan kayıp durumu bildirilebiliyor. O zaman mülki kolluğun devreye girdiğini görüyoruz. Mülki kolluk, tabiatıyla, biliyorsunuz, polis ve jandarmanın yürüttüğü idari zabıta hizmetlerini ifade eder.

2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasası’nda “Polis, asayişi amme -yani kamunun asayişini- şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini -konut dokunulmazlığını- korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder.” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Yardım isteyenlerle yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet –yani yardım- eder.” hükmünü içeriyor ve bu konuda “Kanun ve nizamnamelerinin kendisine verdiği vazifeleri yapar.” Polis bunu yapıyor yani çocuklarla, alil ve acizlerle ilgili, polis bu görevi yapıyor.

2803 sayılı ve 1983 tarihli Jandarma Teşkilat Kanunu var, ona istinaden çıkarılan yönetmelik, Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği de, bu özellikle çocuklarla ilgili, korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili bir düzenleme getiriyor. Diyor ki: “Korunmaya muhtaç çocuklarla, yardım gereken küçüklere yapılacak yardım jandarmanın mülki görevlerinin esaslarındandır.” Demek ki jandarma, yönetmelikle bu görevi mülki görev olarak tanımlamış ve 63’üncü maddede devam ediyor: Çocukların kanuni temsilcilerini araştırıp, bulmak ve kendilerine teslim etmekle yine jandarma görevli ve kanuni temsilcileri olmayanları ise ilgili sosyal yardım kuruluşlarına ya da belediyelere teslim etme görevi yine jandarmanın. Gerek sokaklarda serseri gibi dolaşan çocukların gerekse düşkün durumda bulunanların kanuni temsilcileri, bu gibileri teslim almaktan kaçındıklarında, durum jandarmaca bir tutanakla saptanır ve kanuni işleme girişilir.

Ayrıca, Türk Ceza Kanunu ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’na göre beden, ruh ve ahlaki gelişmeleri tehlikede bulunan ve korunmaya muhtaç çocukları saptamak, ilgili makamların gerekli önlemlerini almalarını sağlamak da jandarmanın görevidir.

Jandarma, bir küçüğün yani çocuğun gözetim altında ıslahı ya da yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararı yerine getirmek amacıyla gerekli tedbirleri alır.

Böylece, mülki ve adli yönden gerek polisin gerekse jandarmanın nasıl görev ifa edeceği hususunu burada bu şekilde arz etmiş oluyorum. Demek ki kayıp çocuklarla ilgili, kaçırılan, mağdur ve mahrum bırakılan çocuklarla ilgili idarede bir boşluk var. Yani özellikle bir mevzuat boşluğunun olduğunu burada hatırlatmak istiyorum. Bir usul mevzuatına ihtiyaç var bu konuda. Çocuklarımızı, biz, kolluğa kayıp başvurusu yapacak olan veli, vasi veya ilgili şahısların müracaatından sonra çocukların bulunabileceği yönünde iyimser bir bakış açısıyla bu hususa eğilemeyiz. Burada özellikle kayıp çocuklar konusunda bir usul mevzuatının bugüne kadar yapılamaması, iktidar partisinin bu konudaki basiretsizliğinin en önemli göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda kalan çocukların kendi iradeleriyle yurdu terk etmesi… Şimdi, yurtları terk ettikleri zaman ne yapıyor idare? Hemen bir kayıp işlemi yapıyor ve kayıp ihbarında bulunuyor kolluğa. Burada, kolluk güçleri yani polis ve jandarma kendi rolünü oynuyor ve ondan sonra, belli bir mevkide veya yerde bu çocukları bulduğu zaman yurda getiriyor, yurttan bu çocuklar tekrar kaçıyor. Buna ilişkin herhangi bir düzenleme de söz konusu değil, idarenin bu konuda yetkilendirilmesi yönünde en ufak bir çalışma da söz konusu değil.

Kayseri’de meydana gelen kayıp çocuk olayı, 3 çocuğun feci bir şekilde öldürülmesi gerçekten içler acısı bir durum ama bakınız, burada dikkatinizi çekiyorum: Bu çocukları öldüren katil, önce kaçıran ve sonra öldüren katil, çocukların evine 70 metre mesafedeydi. Bir buçuk yılı aşkın bir süre… Sayın Cumhurbaşkanının özel talimatıyla Kayseri’ye bir ekip gidiyor ve 70 metre ötedeki katili bir buçuk yıl sonra yakalıyor ve “kolluğun başarısı” diye bunu basına veriyorlar ve bu şekilde buradan prim yapmaya çalışılıyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yüz karası!

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Peki, Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesinin İnternet sitesine girdiğiniz zaman ne görürsünüz? Derler ki: “2.900 tane kayıp çocuk var.” Peki, bu çocukların akıbeti nedir? O belli değil. Hangi kolluk kuvveti bu çocukların bulunması yönünde faaliyet gösteriyor ve nasıl gösteriyor? Bunu bizler biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Bu çocuklar öldürüldü mü, sakat mı bırakıldı, organları mı alındı, satıldı mı veya başka kötü istismar vasıtası olarak kullanıldı mı? Bunlar da belli değil. O hâlde burada Kayseri’deki bir tane örnek ele alınarak bunun üzerinden siyasal rant devşirmek siyasal iktidar için ve hatta Cumhurbaşkanlığı makamı için hiç de uygun olmamıştır. Eğer gücünüz yetiyorsa kayıp çocukların tümünü bulmaya matuf ekipler kurun ve bunları bulun.

Değerli arkadaşlar, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna Türk Medeni Kanunu’ndaki velayet müessesesini düzenleyen kısımla ilgili yetki vermek gerekiyor. Çünkü bu yetkiyi verirsek o zaman yurdu kendi iradesiyle terk eden çocukları rahatlıkla bulma konusunda Kurum daha etkin olur diye düşünüyorum ve kayıp çocuk bulma olayını bizim mutlaka ve mutlaka mülki kolluk görevi içerisinde tanımlayarak o alana monte etmemiz gerekiyor. Çünkü Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu çıkardınız. Burada idarenin kamu üzerindeki, toplum kesimi üzerindeki etkinliğini azalttınız. Bu azaltmadan ötürü mülki kolluk aramalarının kısıtlanması söz konusu. Şimdi, sulh ceza hâkimine gidiyorsunuz ve arama yetkisi talebinde bulunuyorsunuz. Evet, şimdi, burada mülki kolluğun ceza hukukuyla ilgili olmayıp bir idare hukuku alanı olduğunu unutmamamız gerekir. Adli kolluk ise ceza hukukuyla ilgilidir. Burada sulh ceza hâkimi herhangi bir aramada neyi arar? Makul şüphe kıstasına göre hareket eder hâkim ama mülki kolluk makul sebebe göre hareket eder. Makul şüphe. Şimdi kayıp çocuk olayını siz… Mülki makam olarak eskiden, bizim görev yaptığımız zamanda arama yaptırıyorduk, kayıp çocuğu buluyorduk. Şimdi, yeni CMK’dan dolayı bunu yapmamız mümkün değil. Hâkim bu aramaya da izin vermez. İzin vermeyince bu çocukları bulmak da mümkün olmuyor. O zaman, bunu makul sebebe dönüştürmemiz sanırım en uygunu olacaktır. Mülki kolluk aramalarına işlevsellik kazandırmak ve yasalarda buna dönük düzenlemeler yapmak gerekiyor. İşte geldi geçti sekiz buçuk yıl, yine bu konuda en ufak bir çalışma söz konusu değil. O yüzden, bu zorlukların aşılması, çocuklarımızın, kaybolan çocukların anında bulunabilmesini sağlayıcı bu arzlarımı burada ifade ediyorum. Mülki makamların idari tedbir olarak kolluk üzerinde bu konuda emir yetkilerini geliştirmemiz gerekir.

Başka bir yasadan bahsetmek isterim. O da 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu. Şimdi, bir çocuk kaybolduğu ya da kaçırıldığı zaman bu çocuk eğer umuma mahsus bir yerde barınıyorsa derhâl zabıtaya bildirilme zorunluluğu var, başka yerlerde ise örneğin bir meskende ise bir ay içinde bildirilme zorunluluğu var ve bu Yasa’nın da güncellenmesi -eski bir yasa bu- ve işlevselliğinin artırılması gerekiyor.

Yine İçişleri Bakanlığına bağlı Kaçakçılık, İstihbarat, Harekât ve Bilgi Toplama Dairesi var. Burada adli işlemlerle ilgili kayıtlar tutulur ama kayıp çocuklarla ilgili kayıtların tutulmasına yasal bir zemin hazırlamamız gerekir. Yani KİHBİ’ye bu konuda yetki vermemiz lazım. Belki KİHBİ Dairesinde fiilen böyle bir kayıt vardır ama bunun yasal yönünün tamamlanması gerekir.

Bir de 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu var ve bir de 2828 sayılı Kanun var. Bu iki kanunun birbiriyle çelişen hükümleri var. Tabii, hâkim koruma tedbiri alıyor herhangi bir çocuk hakkında, danışmanlık tedbiri, eğitim, bakım, sağlık, barınma gibi tedbirleri alıyor ama bu kararlar… 2828 sayılı Yasa’da “Mülki idare amirinin onayı alınmak suretiyle bakım altına alınır.” diyor. Hâkimin verdiği koruma kararı ile mülki idare amirinin vermiş olduğu bakım kararı arasında uyum yok. Bunun da düzeltilmesi gerekir. Bu da büyük bir eksiklik. Onun için, 5395 sayılı Kanun hâkim kararı getirdiği için hâkim süratli karar veremediğinden dolayı uzun zaman geçmekte, çocuklar ortada kalmakta ve çocukların mağduriyeti katbekat artmaktadır. O sebeple, Çocuk Koruma Kanunu’na bir yazar -ismini de vereyim Nihat Tarımeri- “çocuk korumama kanunu” diyor. O zaman, koruma kararını derhâl vali versin, böyle bir düzenleme yapılsın, karar çocuk mahkemesine sunulsun. En uygun düzenleme, en pratik olanı budur.

Eğitim tedbiri konusunda, çocukların iyi eğitilmesi yönünde mutlaka düzenlemeler yapılması gerekiyor. Sürem de oldukça kısıtlı. O sebeple, eğitim tedbirinin süratle alınması, çocuklarımızın korunması gerekir ve yine 5395 sayılı Kanun’a uygun çıkarılan yönetmelikte yeni düzenleme yapılması lazım. Şöyle: Bir komisyon kuruluyor biliyorsunuz, bu konuda tedbir alınması için. Komisyonda -sayıyor- il müdürü, millî eğitim müdürü, sosyal hizmetler müdürü gibi müdürleri sayarken, vali veya vali yardımcısı başkanlığında komisyonu sayarken “veya vekili” dediği zaman, her müdürlüğün memuru bu komisyona geliyor. Yani, aslında asaleten müdür gelmiyorsa o toplantıya, onun mutlaka vekilinin, müdür vekilinin gelmesi gerekiyor. Memur geliyor, bu sefer memurların aldığı kararı müdürler veya emniyet, jandarma, uygulamıyorum diyor. Onun için, bu statünün yükseltilmesi gerekiyor. Bu konuda bir genelge çıkarılabilir, genelgeyle çözülebilir.

Üstün zekâlı çocuklarla ilgili… Bu çocuklarımız bizim devletimizin, milletimizin millî gücüdür. Onun için, yukarıda da ifade ettiğim gibi, binlerce öğrencimizi, özellikle kız öğrencimizi biz ilköğretimden mahrum bırakıyorsak, onlara çözüm bulamıyorsak, üstün zekâlı çocuklarımıza da el atamıyor, onları değerlendiremiyorsak biz, büyük bir millî kayıp içerisindeyiz demektir. O yüzden, kadına pozitif ayrımcılık Anayasa değişikliğinde yapıldı ama bunu, üstün zekâlı çocuklarımız için de bir pozitif ayrımcılık şeklinde değerlendirerek bunlardan yararlanmayı sağlamamız gerekiyor.

Diğer yönden, iç göç itibarıyla özellikle büyük kentlere kırsaldan gelen insanlarımızın çocuklarının ne büyük zorluklar ve büyük kültür erozyonu içerisinde, büyük kent anaforu içerisinde kaybolup gittiklerini hep birlikte basından, medyadan öğreniyoruz ama özellikle tarımda geçici olarak çalıştırılan çocuk işçilerin durumunu da dikkatlerinize sunuyorum. Bu itibarla, özellikle bu çocuklarımızın geleceğini karartmadan bunlara sahip çıkarak onurlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapmanın yolunu açmamız ve bu konuda her türlü tedbiri almamız hem devletimizin hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevidir diye düşünüyorum.

İç göç olgusu, aynı zamanda ailenin parçalanmasını da beraber getiriyor ve bunun sonucunda da çocuklarımızın çok büyük yoksunluklar içerisine düşmesine sebep oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Sayın Başkan, birkaç dakika daha devam edebilir miyim izin verirseniz?

BAŞKAN – Buyurun.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Dünya Sağlık Örgütü, özellikle çocuklara dönük şiddet olaylarını ifade ederken “Şiddet, sahip olunan güç ve kudretin yaralanma veya kayıpla sonlanan veya sonlanma olasılığı yüksek bir biçimde bir başka insana, kendine, bir gruba veya bir topluma tehdit yoluyla ya da bizzat uygulanmasıdır.” diye tarif ediyor ve çocuklara dönük şiddette özellikle cinsel taciz, fiziksel şiddet ve temel ihtiyaçları karşılanmayarak açlık ve benzeri yollarla şiddeti de çocuklar üzerinde görüyoruz. Çocuk aç kalıyor, ısınamıyor, hasta oluyor, doktora gidemiyor, eğitimini yarım bırakıyor ve Dünya Sağlık Örgütü bunu da şiddet tanımı içerisinde mütalaa ediyor.

Türkiye’de fertlerin yüzde 18,08’i, yani 12 milyonu aşkın insan yoksulluk sınırının altında ve tarımda bu oran yüzde 38,69’a çıkıyor 2009 yılı itibarıyla. Bu, çocuklara yönelik iktidar şiddetinin de göstergesidir, bu ekonomik tablo.

İstismar edilen çocuklar, alkol, uyuşturucu ve cinsel suçlar şeklinde istismar ediliyor ve tamamen çocuk dışa kapanıyor ve daha sonra tavır olarak şiddeti deniyor ya da fuhuş batağına batıyor. Burada devletin yine istismar edilen çocuklarla ilgili sıkı, güçlü tedbir alması ve bu konuda özel birimler oluşturması gerekiyor.

Boşanmalara baktığımız zaman, Türkiye’de 2010 yılında 116.369 boşanma olayı meydana gelmiş, yani 232 bini aşkın insan boşanmış. Aile mahkemelerinde 130 bin dava devam ediyor ve boşanma olmadan parçalanmış aileler var. Bir de resmî nikâhı olmayan ve bu nedenle istatistiklere yansımayan boşanmalar var. Şimdi, 2006’dan itibaren Devlet İstatistiğin rakamlarına bakarsak, boşanmaların bugüne kadar çok süratli bir şekilde arttığını görüyoruz.

Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı ise 119 bin, son rakam, 119.082 ve çocuk tutuklu ve hükümlü sayısı 2.629.

Adli sicil verilerine göre, Türkiye’de on sekiz yaş altında yargılanan çocuk sayısı 110 bine varıyor. Bu şunu gösteriyor: Çocuklarımızla biz, Hükûmet olarak, devlet olarak ve yasama organı olarak -özellikle iktidar partisinin sorumluluğunda da bunu söylüyorum- hiç ilgilenmemişiz diyebilirim. O sebeple Komisyonun bu çalışmasını çok anlamlı görüyorum.

Dileğim odur ki 24’üncü Dönemde belki de en önemli ilk iş olarak çocuklarımızın geleceğine, çocuklarımızın yaşamına, fiziksel bütünlüğüne, ruh bütünlüğüne sahip çıkacak her türlü düzenlemeyi yapmamız gerektiğini sizlere hatırlatıyorum.

Ben de 23’üncü Dönemin bu son konuşmamda, burada yine kalbini kırmışsam bütün değerli milletvekillerimden özür dilerim kalbini kırdıklarımdan.

Bizim sinirimizi yatıştırmak suretiyle dört yıl idare eden Değerli Başkana, Başkanlık Heyetine, grup başkan vekillerimize ve Parlamentonun değerli mensuplarına, herkese çok teşekkür ediyor, en derin saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Kayıp çocuklar başta olmak üzere çocukların mağdur olduğu sorunların araşatırılması hakkında (s.s. 589)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2011-04-07-kayip-cocuklar-basta-olmak-uzere-cocuklarin-magdur-oldugu-sorunlarin-a (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
