# 23.02.2005 tarih ve 5306 sayılı yükseköğretim kanununa geçici madde eklenmesine dair (s.s.832)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim
- **Tarih:** 15 Mart 2005
- **Gündem:** 23.02.2005 TARİH VE 5306 SAYILI YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİNE DAİR (S.S.832)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-22-2005-03-15-23-02-2005-tarih-ve-5306-sayili-yuksekogretim-kanununa-gecici-madde-ek

> Bekir Bozdağ (AK Parti), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23.02.2005 TARİH VE 5306 SAYILI YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİNE DAİR (S.S.832)); konuşma 1.924 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23.2.2005 Tarihli ve 5306 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporu üzerinde, AK Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, Yükseköğretim Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun, 23.2.2005 tarihinde Meclisimizde görüşülmüş ve kabul edildikten sonra, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçeleri incelendiği takdirde, iki hususun öne çıktığını görmekteyiz. Bunlardan birincisi, öğrencilere yeniden devam ve sınav hakkı veren yasanın disiplin cezalarını da içermiş olması nedeniyle af niteliğinde olduğu, Anayasanın 87 nci maddesinde düzenlenmiş bulunan genel ve özel af yetkisinin hürriyeti bağlayıcı ceza, para cezası, adlî ceza, idarî ceza ayırımı içermemesi nedeniyle Anayasanın 87 nci maddesi kapsamında olmadığı; ikinci husus ise, aflar için nitelikli çoğunluk aranması sebebiyle, bu kanunun görüşülmesi sırasında yapılan oylamada nitelikli çoğunluk aranmamasıyla ilgilidir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bu gerekçeler ile Anayasanın 87 nci maddesini birlikte değerlendirdiğimiz takdirde, Anayasanın 87 nci maddesinde bir açıklığın bulunmadığı ve disiplin cezalarını içeren konulara dair yasal düzenlemelerin af olarak nitelenebileceği gibi, bunun Anayasanın 87 nci maddesi anlamında af olarak nitelenemeyeceğine dair ikili bir görüş ayırımına neden olduğu, tereddütten uzaktır. Bu nedenle, bu konuda değerlendirme yapanların bir kısmı "bu, disiplin cezalarını da kapsar, böyle bir ayırım yoktur" diğer bir kısmı da "hayır, bu, maddî ceza hukuku anlamındaki affı kapsar, bu nedenle disiplin cezalarını kapsamaz" demektedirler.

Bu ayrılık nedeniyle, bizim kanaatimizce, Anayasanın 87 nci maddesinde düzenlenen af, maddî ceza hukuku anlamındaki genel ve özel affı kapsar, disiplin cezalarına ilişkin yasal düzenlemelerin bu kapsamda nitelikli çoğunluk aranan bir af olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Peki, bunun gerekçesi nedir derseniz; bunun gerekçesi, bizzat Anayasanın kendisidir. Bildiğiniz gibi, Anayasanın 87 nci maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte 3 çoğunluğunun kararıyla genel ve özel af ilanına yetkilidir. Anayasanın bu maddesinde, 3.10.2001 tarihinde yapılan değişiklikten önce şöyle bir ibare daha vardı, Anayasanın 14 üncü maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere genel ve özel af ilanına Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkili olduğu belirtiliyordu. Bu istisna, bu kısıtlama, bu sınırlama, 2001 tarihinde çıkarıldı.

Dikkat buyurursanız, burada, Anayasanın 14 üncü maddesindeki fiillerden hüküm giyenlerden bahsetmektedir. Hüküm giymek, biliyorsunuz, ceza muhakemesi sonucu yapılan yargılamanın derecattan geçerek kesinleşmesiyle tahakkuk eden bir husustur. Bu istisnanın buradan çıkarılmasının zımnî anlamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, maddî ceza hukuku anlamında, dilediği gibi af yasası çıkarmaya yetkilidir, böyle bir sınırlama yoktur anlamını taşır; yoksa, bunun anlamı, disiplin cezaları da bu affın kapsamına girmiştir şeklinde bir değerlendirmeye bizce imkân vermemektedir.

Öte yandan, Anayasanın 169/3'üne göre, münhasıran orman suçlarıyla, ormanları yakmak, yok etmek veya daraltmak anlamıyla işlenen suçlara ilişkin af çıkarılamayacağı da düzenlenmektedir. Burada da suçların affından bahsetmektedir, bu suçlarla ilgili af çıkarılamayacağından bahsedilmektedir. Suç ise, Anayasanın 38 inci maddesine göre -ceza kanunu anlamında- kanunla düzenlenen ve cezası da yine kanunda belirtilen bir hususa ilişkindir. Böylesi bir istisnayı yasa koyucunun buraya koymasının nedeni de, bizce, yine, bunun, maddî ceza hukuku anlamında genel ve özel af içermesiyle ilgili olması nedeniyledir.

Yine, değerli milletvekilleri, Anayasanın 104 üncü maddesinde cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılırken, sürekli hastalık, sakatlık, kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak yetkisinden bahsedilmektedir. Hatırlarsanız, cumhurbaşkanlarının, bugüne kadar ceza yargılaması sonucunda ceza alan kişilerin, hastalık, sakatlık veya kocalık sebebiyle cezalarını kaldırdıklarına şahit olmaktayız ve sık sık, katillerin, tecavüzcülerin, terör suçlularının, diğer bir ifadeyle ceza muhakemesi sonucunda suçluluğu sabit olanların affedildiğini görüyoruz; ama, buradan hareketle şunu ifade etmek istiyorum: Sakatlığı veya hastalığı nedeniyle yükseköğretim kurumuna devam edemediği için öğrencilikle alakası kesilen kişilerin affedildiğine dair böylesi bir bireysel, cumhurbaşkanı tarafından yapılan tasarrufa bugüne kadar rastlamamaktayız. Bunu sorduğumuzda, buradaki maksadın maddî ceza hukuku anlamındaki suçlularla ilgili af olduğunu söylüyorlar, ki, doğrudur. Eğer aksi olsaydı, sayın cumhurbaşkanları, bu yetkilerini yine ne yaparlardı; disiplin cezalarına ilişkin suçlar hakkında da kullanabilirlerdi.

Öte yandan, değerli milletvekilleri, Anayasamızın 9 uncu maddesine göre, yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından yerine getirilen bir yetkidir ve yine Anayasanın 138 inci maddesi çerçevesinde de Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan görüşmelerle yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez denilmektedir.

Eğer, 87 nci maddedeki bu genel ve özel af düzenlemesi olmamış olsaydı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve yürütmenin başı olarak Sayın Cumhurbaşkanının bireysel af yetkisi tamamen Anayasaya aykırı bir tasarruf olurdu; çünkü, Anayasaya göre yürütme de, yasama organı da, mahkeme kararlarına uymakla mükellef; bu kararları değiştirecek ve yerine getirilmesini engelleyecek tasarrufların içerisine giremezler. Onun için 87 nci maddeyle bu genel ve özel af çıkarma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi buradaki yetkisine istinaden maddî ceza hukuku anlamındaki afları, genel ve özel afları çıkarabilmektedir. Eğer, Anayasanın 87 nci maddesindeki bu özel düzenleme olmasaydı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin böylesi bir af çıkarma yetkisi olmazdı.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, Anayasada yer alan 87 nci maddedeki genel ve özel af çıkarma yetkisi tamamen ceza hukuku alanından Anayasaya kaydırılmış tabirlerdendir. Bunların düzenlemesinin de ceza hukukunda yer aldığını görüyoruz. Hem 765 sayılı Ceza Kanununda hem 1 Nisanda yürürlüğe girecek Ceza Kanununda da bu yönde düzenlemeler vardır; ancak, ne Medenî Kanunda ne idare hukukunda ne Ticaret Kanununda ne Borçlar Kanununda böylesi bir aftan bahsedilmemektedir. Bunun bir anlamı da, bu kanunların da, zımnen de olsa Anayasanın 87 nci maddesinde bahsedilen affın maddî ceza hukuku anlamında genel ve özel af olduğu, disiplin cezalarını kapsamadığı şeklinde yorumlanabilir.

Burada önemli bir husus, o da şu: Değerli milletvekilleri, yasalarda herhangi bir açıklık bulunmadığı veya bir müphemiyet bulunduğu takdirde, bununla ilgili değerlendirme ve yorum yapma yetkisini haiz olanlar, bu değerlendirmelerini lehe kullanmakla mükelleftirler; çünkü, genişletici bir yorumu, açıklık olmayan bir durumda aleyhe kullanırsak, bu, lehe yorum ilkesini ihlal ettiği gibi, Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devletine uymayan bir davranıştır. Anayasanın 2 nci maddesine de aykırı olur.

İstisnaî bir durumu genelleştirip, bütün aflar, bütün düzenlemeleri bu manada af kapsamına almak, bizce isabetli bir değerlendirme değildir. Disiplin cezaları muhakeme sonucunda verilmiş kararlar değildir, suç olan konular değildir. Tamamen, idarenin kendi iç dinamikleri çerçevesinde yaptığı düzenlemeler ve yasa koyucunun bu konuda koyduğu düzenlemelere istinaden yaptığı değerlendirmelerdir. Bu nedenle, burada bir mahkeme kararı da söz konusu olmadığı için, burada çıkarılacak af, yargı yetkisine müdahale olarak nitelendirilemez.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, Anayasanın 87 nci maddesi özel bir af yetkisini içeriyor; ancak, disiplin cezalarının affına ilişkin düzenlemeler, bu maddeye müsteniden değil, yasama yetkisinin genelliği ilkesi çerçevesinde, her zaman, yasama organı tarafından çıkarılması mümkün olan düzenlemelerdir. Bu tip düzenlemelerde, malumunuz olduğu üzere, Anayasanın öngördüğü nitelikli çoğunluk değil, normal çoğunluk aranır. Bu nedenlerle, Anayasanın 87 nci maddesinde öngörülen genel ve özel af, bizim kanaatimizce, maddî ceza hukuku alanında genel ve özel aftır ve bu, disiplin cezalarını kapsamaz.

İkinci bir husus: Peki, bu aflar, nitelikli bir çoğunluğu, disiplin cezalarıyla ilgili olan, af olarak nitelendirilen Meclisin tasarrufları beşte 3 nitelikli çoğunluğu gerektirir mi gerektirmez mi; bu konuda da ihtilaf vardır; bu konuda da bir görüş birliği yoktur, kapsam noktasındaki tartışmalar burada da yapılmaktadır. Birkısım insanlar, birkısım bilimadamları, bu konuda yargı kararı olmadığı için, idarî tasarruflar olmadığı için, burada bir yargıya müdahale söz konusu olmadığı için, Anayasaya göre Meclisin yasama yetkisinin genelliği ilkesi çerçevesinde, böyle bir nitelikli çoğunluk aramaya gerek olmadığını açıkça ifade etmektedirler.

Değerli milletvekilleri, bizim Anayasamızda düzenlenen 87 nci maddeye benzer bir düzenleme İtalyan Anayasasında da vardır. İtalya'da bunun uygulamasına baktığımız zaman, buradaki nitelikli çoğunluğun sadece maddî ceza hukuku anlamındaki suç ve cezaların affıyla ilgili arandığı, disiplin cezalarına ilişkin tasarruflarda aranmadığı açıkça görülmektedir.

Öte yandan, bir başka hususu da dikkatinize sunmak istiyorum. O da şu: Biliyorsunuz, Anayasaya göre, Cumhurbaşkanı seçmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını seçmek, hükümete güvenoyu vermek veya güvensizlik oyuyla hükümeti düşürmek, savaş ilanına karar vermek için salt çoğunluk aranmaktadır. Yani; disiplin cezaları ne menem şeydir, ne kadar tehlikeli suçlardır ki, bir savaş ilanı için aranan salt çoğunluktan daha fazla, beşte 3 çoğunluğu burada arıyoruz! Böylesi bir yorumun, Anayasanın sistematiği içerisinde doğru bir yorum olmadığı kanaatindeyiz; onun için de, beşte 3 çoğunluk burada aranmamalıdır diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, burada tartışma konusu yapılan, özellikle muhalefet partisi tarafından ileri sürülen bir husus da, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 76 ncı maddesine göre "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedilmiş olan kanun tasarı veya teklifleri, ret tarihinden itibaren bir tam yıl geçmedikçe Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı yasama dönemi içinde yeniden verilemez" hükmüne istinaden yaptıkları itirazdır. Bu itiraz, yersiz bir itirazdır, doğru bir itiraz değildir. Bu madde, doğru bir maddedir. Buna bizim itirazımız yok. Eğer, Meclisi yöneten oturum başkanı, kanunun görüşülmesi sırasında "bu kanun nitelikli çoğunluğu gerektiren bir kanundur; onun için, ben bunun oylamasında nitelikli çoğunluk arıyorum" deseydi veya bu konuda yapılan itiraz üzerine yapılan değerlendirmelerde, oylamayla, Mecliste "bu nitelikli çoğunluğu gerektirir" denilseydi, o zaman, oturum başkanının bu iradesi doğrultusunda veya Meclisin iradesi doğrultusunda nitelikli çoğunluk aranacaktı. İşte, bu aramanın sonucunda yapılan oylamada beşte 3 çoğunluk bulunmazsa, o zaman kanun reddedilmiş sayılırdı. O günkü oturumu hatırlarsanız, bu konuda yine CHP'den itirazlar olmuştu, oturumu yöneten sayın başkan, bunun bir af niteliği taşıyan yasa olmadığını, normal bir kanun olduğunu, Anayasa Mahkemesinin bir kararından da alıntı yaparak ifade etmiş ve normal kanunların oylanması için aranan karar yetersayısını aramıştır; oylama sonucunda da, bu karar yetersayısı bulunduğundan, yasa kanunlaşmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı, geri gönderme gerekçesinde, bu kanunun reddedilmiş olduğundan bahsetmiyor. Sadece, bu kanun için nitelikli çoğunluk aranması gerektiği halde aranmadığını, tutanakların incelenmesinde "Kabul edenler... Etmeyenler..." ifadesinin kullanıldığı ve kaç kişinin bu kanunun kabulü lehinde, kaç kişinin de reddi lehinde oy kullandığı belli olmadığından, bu hususu belli edecek tarzda yeniden bir oylama yapılarak, görüşülmesinin temini maksadıyla geri gönderilmiştir.

Şimdi, biz, bu kanun reddedilmiştir dersek, hangi çoğunluğa göre reddedildi, kaç kişi "evet" dedi, kaç kişi "hayır" dedi, nereden biliyoruz? Kaldırdık parmakları, evet kaldırdık, hayır denildi. Burada bir belirsizlik vardır. Onun için, reddedilmesi mümkün değildir; böylesi bir değerlendirmenin yapılması da mümkün değildir. Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanı da geri gönderme gerekçesinde, böylesi bir durumdan bahsetmemektedir. Daha önce de, böylesi kanunların görüşülmesi burada yapılmış ve Sayın Cumhurbaşkanınca iade edilmiş. Örneğin 4754 sayılı Yasa, 4758 sayılı Yasa, 4779 sayılı Yasa, 4809 sayılı Yasa, 4792 sayılı Yasanın tamamı geri göndermeden sonra burada görüşülüp kanunlaşmış ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından da imzalanıp yayımlanmıştır. Bu nedenle, burada böylesi bir değerlendirmeyi yapmak, doğru bir değerlendirme, isabetli bir değerlendirme değildir. Bu nedenle, bu yasanın, burada, bugün, tekrar görüşülmesi, hem Anayasaya hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğüne uygun bir değerlendirmedir.

Değerli milletvekilleri, burada, bir iki hususun altını çizmek istiyorum; o da şu: Huzurlarınızda bulunan ve şu anda görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun, bugüne kadar defalarca Meclisimize gelmiş, görüşülmüş ve kanunlaşmıştır. O zaman da popülist yaklaşımlarla bu eleştiriye muhatap olmuştur; ama, iktidarda olanlar, bütün eleştirilere rağmen bunu çıkarmışlardır.

Bakın, ben, size, iki tane af kanunundan bahsediyorum. Bir tanesi 6.5.1993 tarihli 3908 sayılı Af Kanunu, bir diğeri de 7.6.1995 tarihli 4111 sayılı Af Kanunu. Niye okudum bunları; o dönemdeki iktidara bakın, Doğru Yol Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinin müşterek hükümet ettikleri devri iktidarında, hem de iki sene içerisinde bir hükümet devresinde, 2 tane af kanunu çıkarmışlardır. Şimdi, bunu, buradan, bir popülist yaklaşımla değerlendirmeyi, o gün de orada farklı değerlendirmeler yapmayı ve bu konudaki farklı tutumu, ben, sizlerin ve kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Diğer bir husus, burada, Anayasanın 130 ve 131 inci maddesindeki bilimsel özerkliğe yapılmış Anayasaya aykırı bir müdahale de söz konusu değildir. Neden; çünkü, biz, öğrencilerin devam etmedikleri süreyi devam etmiş saymıyoruz, geçmedikleri sınavları da geçmiş saymıyoruz, hak etmedikleri diplomaları da hak etmiş "al sana tıp diploması, hukuk diploması" demiyoruz. Sadece, bu insanların fakülteleriyle yeniden ilişki kurmasına imkân tanıyoruz. Onları mezun etmek veya etmemek, geçirmek veya bırakmak, tamamen yükseköğrenim kurumlarının takdirinde olan bir husustur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “23.02.2005 tarih ve 5306 sayılı yükseköğretim kanununa geçici madde eklenmesine dair (s.s.832)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-22-2005-03-15-23-02-2005-tarih-ve-5306-sayili-yuksekogretim-kanununa-gecici-madde-ek (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
