# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 8 Nisan 2008
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2008-04-08-danisma-kurulu-onerisi

> Bekir Bozdağ (AK Parti), 8 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 552 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esasında ben de Danışma Kurulu önerisinin lehinde söz almayacaktım, konuşmaya da niyetim yoktu. Ancak, burada konuşan değerli hatiplerin konuşmaları beni de kürsüye çıkmaya mecbur etti. Bu vesileyle vaktinizi aldığım için şimdiden özür diliyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, Meclisin etkin, verimli çalışması, Meclisin içerisinde bulunan siyasi parti gruplarının anlaşmasıyla sağlanabilir. Zira biz, İç Tüzük’ümüzü ve İç Tüzük’te yer alan hükümleri beraber değerlendirdiğimiz takdirde, burada, bizim, milletimize, arzu ettiğimiz hizmetlerin arzu edilen biçimde yürütülebilmesi ancak karşılıklı anlayış, karşılıklı hoşgörü, karşılıklı bir uzlaşmayla mümkün olabilir. Ben hem ana muhalefete hem MHP’ye hem DTP’ye, bugüne kadar, 23’üncü Dönem Meclis çalışmalarının, sadece takvimin belirlenmesi konusunda değil, zaman zaman da değişik konularda bizlerle beraber uyumlu bir çalışmanın kendi açılarından Türkiye’nin hayrına olacağına inandıkları konularda, ama takvim noktasında da yine belli bir uyumu temin ederek çalışma noktasında katkı verdiler, teşekkür ediyorum. Bunun, olması gereken olduğunu düşünüyorum ve fayda da buradadır diyorum. Bundan rahatsız olmak, yanlış olandır. “Niye uzlaşıyorsunuz, niye bir araya geliyorsunuz, niye takvimi beraber belirliyorsunuz?” Bundan rahatsız olmak… Esasında bu çatının altında hepimizin rahatsız olması gereken tavır, uzlaşmadan, belli bir mutabakattan rahatsız olma konusundaki yaklaşıma tavır koymaktır. Bu bir.

İkincisi: Tabii, bu yasa bir zulüm yasası değil; bu yasayı Meclise getirmek millete zulmetmek de değil; bu yasayı savunanlar, bu yasaya oy verenler zalim de değil. Peki nedir? Bunun, sosyal devletin etkin ve verimli işleyişi bakımından zaruri olan, ertelenemez olan, dünlerde yapılması gereken ama yapılamamış, başka bir takvime, zamana da ertelenmemesi gereken bir yasa olduğu kanaatindeyiz. Biz AK Parti olarak bugüne kadar milletimizin hep yanında olduk. Belki sosyal devlet anlayışı, milletimiz tarafından, bugüne kadar, devletini böylesine yoğun yanında görmemiştir.

Birkaç örnek vermek istiyorum: Farklı değerlendirilebilir. Benim bildiğim yeşil kart 92 veya 93’te çıktı. O zaman mağdur olan vatandaşımız hasta olduğu zaman hastaneye gider, muayenesi bedava. Eğer yataklı tedavi olması gerekiyorsa hastanede yatması bedava, ama tedavi olması gerekiyorsa tedavi parayla. İlaç alacak, parayla; ameliyat olacak, parayla; medikal malzeme alacak, parayla. E, şimdi bu vatandaşın parası yok. Ne yapıyor? Varsa malını mülkünü satıyor, yoksa kapı kapı dolaşıp kendisine bir para bulup tedavi olma yolunu deniyor. Bunu da beceremiyorsa, hastalığıyla yoldaş oluyor, kardeş oluyor, yatmaya devam ediyor, yani hastalığı artık kendisinin bir kardeşi olarak görmeye başlıyor. Kısacası, devlet, sosyal devlet derdi bedava söylüyor, dermanı parayla satıyor. Size “Kansersiniz.” diyor, bedava, uykunuzu kaçırıyor, ama “Tedavimi yap.” dediğin zaman parayla. Hastalığınızı bilmediğinizde hiç olmazsa rahat rahat uyuyorsunuz. Ama, sosyal devlet sizin hastalığınızı söylüyor, uykunuzu kaçırıyor, rahat uyumanız için yapması gerekeni yapmıyordu.

Şimdi ne oldu? Biz dedik ki: “Olmaz böyle bir şey.” Ha bir insanı “Siz kansersiniz.” deyip tedavi etmeyip ölüme terk etmek ha da onun başka bir şekilde ölümüne vesile olmak. Ne fark var arada? “Sosyal devlet vatandaşı âcizse, muhtaçsa, tedaviyi gerektiren bir durum varsa onu tedavi etmeli.” dedik ve bütün sağlık giderlerini karşılamayı devlet üstlendi. Fakir ilk defa hastaneye gitti, bütün sağlığın imkânları kendisine açıldı. Eczaneye gidemezdi, memur gibi, reçetesini aldı, eczanelere gitti, ilacını aldı, tedavisini oldu. Bu zulüm müdür? Bu vatandaşa zulmetmek midir? İşte bu sosyal devlettir. Bunu yapmak sadece bizim değil herkesin göreviydi. Onun için, vatandaşımız, bizim sosyal devlet anlayışını hayata geçirme noktasında ortaya koyduğumuz anlayışa onay vermiştir.

Peki, daha ne yapıyoruz? Şimdi, bakın bu yasada bir başka şey yapıyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – O da şu: Genel sağlık sigortasını getiriyoruz.

---

**Kaynak gösterme:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 8 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2008-04-08-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
