# Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında süleymaniye külliyesinin korunması hakkında işbirliği protokolünün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:336)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim
- **Tarih:** 14 Mayıs 2009
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİNİN KORUNMASI HAKKINDA İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜNÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:336)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2009-05-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-hukumeti-aras

> Bekir Bozdağ (AK Parti), 14 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİNİN KORUNMASI HAKKINDA İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜNÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:336)); konuşma 868 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yüce çatının altında her gün çok değişik konuşmalar çok değişik konular üzerinde yapılıyor. Tabii, bu da milletimizin gözü önünde cereyan ediyor. Ben isterim, arzu ederim ki buradaki her tür konuşmanın üslubu, edebi, adabı bu milletin değerlerine uygun olsun, yaralayıcı olmasın, bu Meclisin işlerliğiyle ilgili İç Tüzük’ün hükümlerine de uygun olsun.

Şimdi, İç Tüzük’ümüzün 67’nci maddesi gayet açık: “Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen kimseyi Başkan derhal, temiz bir dille konuşmaya, buna rağmen temiz bir dil kullanmamakta ısrar ederse kürsüden ayrılmaya davet eder. Başkan, gerekli görürse, o kimseyi o birleşimde salondan çıkartabilir.

Başkanlığa gelen yazı ve önergelerde kaba ve yaralayıcı sözler varsa, Başkan, gereken düzeltmelerin yapılması için, o yazı veya önergeyi sahibine geri verir.”

Şimdi, bizim İç Tüzük’ümüz gayet açık, İç Tüzük’e de gerek yok, bu milletin ahlakı da gayet açık, değerleri de gayet açık. Bu ahlaktan kendinde birtakım özellikler taşıyanların konuşacağı üslup da tartışmasız ortada, yazmaya da gerek yok, uymamız lazım ama gel gör ki bu kürsüde uyulmuyor, buna riayet edilmiyor. O zaman, İç Tüzük, bu standardın dışına çıkan, bu yapıyı paylaşmayan birisi olursa Divan ne yapacak, Meclis ne yapacak, onu gelmiş koymuş buraya. Ve burada Divana düşen, Başkanlığa düşen nedir? Böyle bir davranışta bulunan kişiyi ikaz etmek, temiz bir dille konuşmaya davet etmektir. Maalesef bugün değil sadece, bundan önceki pek çok oturumda da aynı şeyler yapılıyor ama Meclis Başkanlık Divanı bu maddeyi işletmiyor. Ben buradan bir kez daha hatırlatmak istiyorum ve bu maddenin gereğinin yapılmasının da Meclisin, Başkanlık Divanının ve yöneten başkanın asli görevi olduğunu düşünüyorum çünkü buradan bu millet bizi örnek alıyor, bu üslup herkese yansıyacaktır. Ben bunu hatırlatıyorum ve umuyorum, diliyorum ki bundan sonraki oturumlarda İç Tüzük’ümüzün bu hükmü uygulanır, bu hükme gerek kalmadan bu milletin değerlerine uygun bir konuşma üslubu buradan benimsenir.

Değerli arkadaşlar, bu ülkeyi yönetenler bu ülkeyi içeride temsil ettiği gibi dışarıda da temsil edebilirler. Türkiye, sadece bölgesinin değil, dünyanın yıldız bir ülkesi; dünyanın pek çok ülkesiyle ilişkiler kurabilir, uluslararası alanda, bölgesel alanda dünyanın değişik sorunlarında söz sahibi olabilir. Bizim Avrupa Birliğiyle ilgili bir projemiz var mı? Var. Bu projeyi bizim anlatmamız gerekiyor mu? Gerekiyor. Dünyanın ülkelerine, etkili, yetkili ve bu projenin içerisinde bulunan üye ülkelere anlatmamız gerekiyor mu? Gerekiyor. Peki, ben soruyorum: “Bugüne kadar Avrupa’ya hiç gitmedi.” dendi. “Allah aşkına, Avrupa’nın hangi başkentine kaç defa gidildi, müzakere tarihi alamazlar, Türkiye müzakereye başlayamazlar.” dendi. Şimdi, hatırlayın 17 Aralığı, o zaman Avrupa Birliğiyle ilgili Türkiye'nin müzakere kararı alırken “Yes, yes” diye -hatırlar mısınız?- “Okey” diye o pankartları o Parlamentoda açtıran güç, irade, işte bu milleti doğru temsil eden, dışarıda, içeride hakkını hukukunu koruyan iradedir. O iradenin başındaki kişi Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bütün Türkiye bununla gurur duydu, onur duydu. Biz bunu biliriz.

Öte yandan, yine bakın, bugün Türkiye dünyanın 193 ülkesinin oy kullandığı bir yerde 151 tanesinin oyunu alarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin geçici üyeliğine seçildi mi? İşte bu diplomasi sayesinde seçildi, bu gayretlerle, bu çabalarla seçildi. Şimdi Türkiye'nin ihracatı 2002’de 35 milyar dolardı ve bu 135 milyar dolara geldiyse böyle geldi. Yan gelip yatmakla olacak işler değil bunlar. Yan gelip yatanların bu millete yapılacak hizmetlerin nasıl yapıldığını bilme şansı yok. Onun için bu millet iyi takdir ediyor, iyi takip ediyor. Bu milletin onurunu, haysiyetini biz hem içeride koruduk hem dışarıda koruduk. Bunun şahidi millettir, bunun şahidi, yaşanan pek çok olay vardır. Hatırlarsanız, başka ülkelerde olan olayların bir kısmı basına yansıdı, bir kısmına sizler şahitsiniz, bizler şahidiz, bu millet şahittir.

Öte yandan, yolsuzlukla ilgili konular burada söyleniyor. Biz hep şunu söylüyoruz: Bu konular bu kürsüde sadece konuşulmakla kalmasın. Bu memleketin denetim görevini yapan kurumları var. Neler var: Bir, yargı denetimi vardır, suç işleyenlerle ilgili işleyen mekanizmalar vardır. Ben diyorum ki: Kimin elinde ne bilgi varsa, belge varsa bu ülkenin cumhuriyet başsavcıları, savcıları görevinin başındadır, lütfen oraya götürüp versinler, ondan sonra da buraya gelip desinler ki: “Bakın, ben şu yolsuzluk, şu hırsızlık, şu ahlaksızlık var, bununla ilgili suç duyurusunda bulundum, şuraya şikâyet ettim, araştırma yapılıyor.” Dedikoduyla buraya gelip konuş, nasıl olsa bir şey yok, ondan sonra gidiyor! Ben buradan tekrar davet ediyorum: Lütfen, elinde belge olan, bilgi olan, götürsün cumhuriyet savcılarına versin. Yine, talebi olanlar, Devlet Denetleme Kurulu var, gitsinler oradan da talepte bulunsunlar. Bakanlıkların teftişleri var, her kurumda var, oradan talepte bulunsunlar. İlgili yerlere, her yere… Bu denetim yolu Meclisin içinde de var, dışında da var, yargıda da var. Bu mekanizmaları işletmek lazım, işletsinler. Biz bundan rahatsız olmayız. Bizim alnımız ak, başımız dik ama bizim rahatsız olduğumuz şey şu: Bu şerefli kürsüyü iftiralara alet ederek bu kürsüyü alçaltmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kürsü milletin kürsüsüdür. Bu milletin şanına layık bir üslup, bu milletin şanına layık bir değerlendirmeyi burada yaparsak, bu kürsüde biz de büyürüz, bu millet de bizi sever, sayar. Aksini yaparsak bu millet bunun gereğini de yapar.

Ben tekrar bu yasanın hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum ve umuyor, diliyorum ki bundan sonra burada yapılan konuşmalarda yaralayıcı olmamak… Eleştiri yapın, sınırsız yapın, hiç itirazımız yok, biz demokratik sabrın sahibiyiz, bugüne kadar hep gösterdik, gene gösteririz. Eleştiriye kapımız açık ama bizi rahatsız eden şey, yaralayan şey, iftiranın iftira olduğunu bile bile buradan hakikatmiş gibi dile getirilmesidir.

Yanlışlar, yalanlar, iftiralar tekrarlanmakla gerçek olamazlar, gerçek yerine de ikame edilemezler diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında süleymaniye külliyesinin korunması hakkında işbirliği protokolünün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:336)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 14 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2009-05-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-hukumeti-aras (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
