# Grup önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim
- **Tarih:** 12 Ocak 2010
- **Gündem:** GRUP ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2010-01-12-grup-onerisi

> Bekir Bozdağ (AK Parti), 12 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ); konuşma 1.113 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP grup önerisinin aleyhinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetleri iktidara geldiği günden bugüne kadar hem eczacılarla hem de vatandaşlarımızın ilaca erişimi ve sağlık hizmetlerinden istifadesiyle ilgili konularda önemli değişimler yaşandı, önemli adımlar atıldı, önemli dönüşümler hayata geçirildi, bunda da eczacılarımızın da büyük katkıları oldu. İşin doğrusu, Sağlıkta Değişim ve Dönüşüm Projesi’ne eczacılarımız büyük destek verdiler. Ben şimdiden kendilerine buradan, huzurunuzda, bu desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum ama öte yandan, biz de yaptıklarımızla hem vatandaşımızın daha kaliteli sağlık hizmetine erişmesi hem de eczacılarımızın daha fazla kazanması noktasında da önemli adımlar attık.

Bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak isterim. Örneğin, eskiden, SSK’lı olan vatandaşlarımızın doğrudan eczanelerden ilaç almasına imkân yoktu. Aslında SSK hastaneleri dışında başka hastanelerde tedavi edilmeleri de mümkün değildi, edilenler de birtakım prosedüre tabiydi, zorlukları vardı. Biz şimdi bir yandan hastaneleri birleştirdik, işçi kardeşlerimize, SSK’lı insanlarımıza da eşit insanlar olarak bütün hastanelerin kapılarını açarken, öte yandan SSK’nın depolarındaki kadar tedavi anlayışından vazgeçip bütün eczanelerin kapılarını da o insanlarımıza açtık. O dönemde, baktığınız zaman rakamlara, yaklaşık 2,5 katrilyon -o dönemin ifadesiyle- bir alanı da eczacılarımızın kendi gelirleri, cirolarına katan ve onlara ilaç satan bir yapıya büründüler, büyük bir imkân elde ettiler. Dünden bunlar eczacıların müşterisi değildi, şimdi eczacıların müşterisi oldular. Böylelikle biz hem vatandaşımızın lehine bir tasarruf yapmış olduk hem de eczacılarımızın lehine bir tasarruf yapmış olduk. Her iki taraf da kazandı, memnun oldu. Yanlış mı yaptık? Doğru yaptık.

Bir başka konu: Yeşil kart sadece ayakta muayeneyi ve tedaviyi kapsıyordu ama tedavi için gerekli ilaç parası ve diğer giderleri karşılamıyordu. Âdeta devlet yeşil kartlı vatandaşına “Kansersin.” diyor, bedava, “Veremsin.” diyor, bedava ama “Devlet baba beni tedavi et.” dediği zaman “O parayla ben seni tedavi edemem…” Eczane… Gidemezsin, paran varsa gidersin. Diğer konular da hakeza öyleydi. Biz ne yaptık? Yeşil kartı da hakeza bütün tedavi giderlerini karşılayacak bir boyuta getirdik, hem onlar gittiler reçeteleriyle eczanelerden ilaçlarını alabildiler hem de diledikleri gibi tedavi olma imkânlarına ne yaptılar? Kavuştular. Böylelikle yine hem vatandaşımız kazandı hem de eczacılarımız kazandı.

Bir başka konu: Biliyorsunuz, biz zorunlu sağlık sigortasını da hayata geçirdik. On sekiz yaşını doldurana kadar her Türk vatandaşı bedava sağlık hizmetlerinden istifade eder hâle geldi. On sekiz yaşın üzerinde olanlar yeşil kart sahibi değil, başka da bir güvencesi yoksa zorunlu sigorta kapsamına alındı. Böylelikle sağlık güvencesi olmayan kalmadı. Bu ne yaptı? Dünden eczaneye gidemeyen, sağlık tedavisinden istifade edemeyen milyonların yine hem eczacılarımıza müşteri olarak gitmesine yol açtı hem de bunların bütün giderlerini de devlet üstlendi, Hükûmet üstlendi. Sosyal devlet olmanın gereği buydu, biz bunu yaptık. Yanlış mı yaptık? Hayır, doğru yaptık.

Eski Türk filmlerini hatırlarsınız, film oynarken, kahraman, bir suç işler, yargılanırken bir bakarsınız oğlu hasta, çocuk, küçük veya kızı hasta, onun tedavisi için para bulamamış, suç işlemiş ve orada insanlar üzülürdü. Türkiye artık bu fotoğrafları yaşamıyor, sosyal devlet bu anlamda hayata geçti; merhamet oldu, şefkat oldu, vatandaşının yanına geldi. Bu düzenlemelerle beraber eczacıların gelirleri de 2’ye, 3’e katlandı, müşterisi de arttı. Hem vatandaş kazandı hem de eczacılarımız kazandı.

Bir şey daha yaptık: 2004 yılında ilaçlarda büyük bir indirim yaptık. Yine 2009 yılında da bu anlamda… Şimdi bu düzenlemeyle beraber yüzde 25, yüzde 30 oranında ilaçlarda bir indirim daha yapılıyor. Böylelikle vatandaşımızın hem ilaca erişirken ödediği şey hem de kamunun bu noktada yaptığı gideri azaltarak ne yapıyoruz? Vatandaşımıza ve devletimize kazandıran bir yaklaşımın içerisine girdik. Hatırlar mısınız bilmem, eczanelere gittiğiniz zaman eskiden şöyle bir arka yerde bir çocuk oturur, elinde de bir tane şey vardır -nedir o etiket basan aletin adı- etiket basıyor. İlacın fiyatı 5 lira, 6 lira... Sabahleyin gidiyorsunuz, bir etiket daha... Benim vatandaşım ilaç aldığı zaman ilacın kutusu şu kadarsa, üzerindeki fiyat kupürlerini gösteren etiketler bu kadardı. Şimdi, eczanelerde fiyat kupürü basan, etiket basan çocuklar kaldı mı? Yok. Biz, böylelikle, bakın, bu düzenlemeyle kamunun üzerinden yaklaşık 2,5 milyar TL’lik bir yükü azaltırken vatandaşın cebine giden maliyeti de azalttık.

Bir başka şey: Şimdi, bizim, hem çalışanlarımız hem de emeklilerimiz ilaç alırken, değerli dostlar, ne yapıyorlar? Katkı payı ödüyorlar. İşte, çalışanlar yüzde 20 oranında katkı payı ödüyor, emekliler ne yapıyor? Yüzde 10 oranında katkı payı ödüyor. Şimdi, bu düzenlemeden sonra ilaç fiyatlarında bir indirim olacağı için, hem emeklimizin hem çalışanımızın bu vesileyle ödediği katkı payı da ne yapıyor? Ortadan kalkıyor. Şu anda eczacılara dayatan bir Hükûmet yok, onlara kazandıran bir Hükûmet var. Bugün saydığım icraatlardan bazıları bunun örnekleridir. Bundan sonra da yine yapacağımız şeylerle, hem eczacılarımız kazanacak hem de vatandaşımız kazanacaktır. Yoksa, sadece birinin kazanacağı, öbürünün kaybedeceği bir yerde biz yokuz. Yani “Eczacıya mı yük yükleyelim, vatandaşa mı yük yükleyelim?” diye bir sorun çıktığında “Eczacıların sorununu çözün, ne diyorlarsa yapın.” diyen bir yaklaşım bizim yaklaşımımız değil. Biz, milletten yana bir tavrın sahibiyiz. “Böyle bir durumda yükü kime yükleyelim, millete mi, oraya mı?” dediğinde, AK PARTİ’nin safı her zaman milletin yanında yer alır. Milletin sırtına, başkalarının üzerine yükleyecek yükü yüklemez ama bizim bu noktada yaklaşımımız ne? Herkese bunu dengeli bir şekilde dağıtmaktır.

Bakın, ilaç fiyatları ucuzladığında eczacılar neye itiraz ediyorlar? “Bizim stoklarımızda ilaçlar var, yüksek fiyattan aldık. Tabii, yüzde 25-30 oranında bir indirim olduğu takdirde, biz bunları sattığımızda zarara uğrayacağız.” Böyle bir durumda Bakanlık ne yapıyor? “Bu zararı buyurun siz çekin.” diyor mu? Demiyor. Ne yapıyor Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı? İlaç sanayisiyle görüşüyor, eczacıların derdi bu. Eczacıların sorununu çözerken bunu ne yapalım, bir çözüme kavuşturalım. İlaç sanayisi diyor ki: “Stoktaki ilaçların indirimden dolayı eczacılara zarar olarak yansımaması için farkı ben ödeyeceğim.” Sözlü söylüyor. Yetmez bu, yazıya döküyor, yazılı söylüyor. O da yetmez, gazetelere de ilan veriyor “Bu farkı ben karşılayacağım.” diye.

Şimdi, eczacıların burada bir zararı var mı? Burada da bir zararı yok. Peki nedir? “Efendim, ilaç fiyatlarında indirim olduğu zaman, işte 40 liraya sattığımda şu kadar kâr ediyordum, 30 liraya sattığımda bu kadar kâr ediyorum, benim kârımda da şu kadar azalma oluyor -dikkat buyurun, zarar değil, kârımda azalma oluyor- ben bunu kaldıramam.”

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Doğruyu söylemiyorsun. Doğru söyle.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – “Ne yapmak lazım? Bir çözüm arayalım.” dendiğinde, işte “Reçete başı bize bir ödeme yapın.”

Arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi? “Reçete başı ödeme yapın.” Kimden alacağız bunu? Vatandaştan alacağız, oraya vereceğiz. Zarar ediyor musun sen? Zarar etmiyorsun. Öyleyse zarar etmediğin, kâr ettiğin bir ortamda, vatandaştan alıp tekrar oraya vermenin bir manası var mı? Yok. Şu anda yapılan çalışmalar, düzenlemeler, hem vatandaşımızın lehine düzenlemelerdir hem de eczacılarımızın lehine düzenlemelerdir. Anlaşma yaparlarsa anlaşma çerçevesinde yürüyecektir, anlaşma yapmazlarsa koskoca Türkiye Cumhuriyeti bir tekele mahkûm değildir.

ŞENOL BAL (İzmir) – Marketlerde satacağız ilaçları!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Her sözleşme dönemi hükûmetleri tehdit eden, hükûmetleri sıkıntıya sokan, “İlaç vermeyiz, hasta şöyle olur, böyle olur.” diyen yaklaşımla hükûmetleri hizaya getiren yaklaşımlar doğru şeyler değildir. Onun için, biz şunu söylüyoruz: Bugün Amerika dünyanın ileri ülkelerinden birisi. Zincirlerde bu satılabiliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Grup önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 12 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2010-01-12-grup-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
