# Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim
- **Tarih:** 10 Aralık 2010
- **Gündem:** HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU HAKKINDA (S.S.574)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2010-12-10-hakimler-ve-savcilar-yuksek-kurulu-kanunu-hakkinda-s-s-574-3

> Bekir Bozdağ (AK Parti), 10 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KANUNU HAKKINDA (S.S.574)); konuşma 865 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; açılan usul tartışmasında Başkanlık Divanının tutumu lehinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli bir konuyu müzakere ediyoruz. Tabii, herkes olanı biteni seyrediyor burada. Neler oluyor, kim, neyi söylüyor, hangi üslubun içerisinde, hangi ahlaki gerekliliklerle ifadeler kullanıyor, bunu hepimiz, bütün milletimiz seyrediyor. Ben gerçekten bu kürsüden söylenenlerden dolayı milletim adına, şahsım adına, bu yüce Meclis adına son derece utandım, son derece mahcup oldum. Rahmetli Menderes’in ruhu önünde saygıyla eğilirken, ondan, ailesinden, yakınlarından, bütün akrabalarından, onlar özür dilemesin, ben özür diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu çatının altında böylesi bir saygısızlık yapıldı, ben özür diliyorum. Ben özür diliyorum ve bu kürsülerde, bu ülkede Başbakanlık yapmış, bu ülkede taşın üstüne taş koymuş insanlara iftiraların hakikat gibi sunulması kadar verecek bir yara bulunamaz. Rahmetli Menderes’in hangi şartlar altında asıldığını, hangi uyduruk mahkeme kararlarıyla, hangi anayasa, hukuk, hak, adalet ayaklar altına alınarak, “Çocuk Davası”, “Bebek Davası” denerek bütün iftiralar sırtına yüklenerek nasıl idam edildiğini tarih biliyor. Onun için, o idam kararı verenler, o kararları savunanlar, onun altına imza atanlar toplumun huzuruna çıkıp “Ben bu kararı veren hâkimim.”, “İddianameyi düzenleyen savcıyım.”, “Bunu isteyen komutanım.” diye utanmadan toplumun içinde gezemiyorlar. Çocukları bile babalarına aidiyetlerini ifade edemiyorlar mahcubiyetten, utançlarından dolayı ama başkaları bunu hissetmiyorsa benim söyleyecek hiç ama hiçbir sözüm yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben daha önce de söyledim, benim burada söylenen bazı şeylere cevabım çok, şu kürsüde ben bunlara öyle bir cevap verirdim ki, orada sen de oturamazdın, hiç kimse oturamazdı ama benim edebim, bu grubun edebi buna müsaade etmez. Bakıyorum insanlığıma, söyledim önce, cevap yok. Ahlakıma bakıyorum, yok ve onun için de diyorum ki: Tarihe, milletimizin vicdanına havale ediyorum.

Bu Meclisin bir üyesi olarak, bir vekili olarak milletin, bu millete büyük hizmetler yapmış büyük bir devlet adamına yapılan iftiralardan, bu kürsüden dile getirilmiş ve bizlerin bu dile getirilişe mâni olamayışımızdan dolayı ben AK PARTİ Grubu adına, bu yüce Meclisin bütün vekilleri adına, şahsım adına bir kez daha Rahmetli Menderes’in manevi şahsiyeti huzurunda ve değerli ailesinden özür diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Allah onları da biliyor, bizi de biliyor, herkesi biliyor, bildiği gibi yapacaktır.

Peki, geleceğim ikinci noktaya, o da İç Tüzük 68. Peki, ne var oraya baktığınızda? Okumak istiyorum, diyor ki: “Başkan, görüşmeler sırasında gürültü veya kavga çıkar -gürültü çıkacak veya kavga çıkacak- ve bu nedenle çalışma düzenini kuramazsa -çalışma düzenini de kuramıyor- o zaman kürsüde ayağa kalkacak; sonra, toplantıya ara vereceğini ihtar etmek suretiyle çalışmaları devam gayreti gösterecek.”

Şimdi, Başkan gürültü ve kavga çıkınca ayağa kalktı mı? İhtar etti mi? Etmedi. “Çalışmaları sürdüreceğim arkadaşlar, lütfen yapmayın, ara vereceğim” diye bir ihtarda bulundu mu? Bulunmadı. Dolayısıyla, bu şart yerine bir defa gelmedi.

“Buna rağmen gürültü ve kavga devam ederse oturuma en çok bir saat ara verir.” Yani illa bir saat değil, bir saate kadar ara verir. Sayın Başkan yönetirken böyle bir şeklî usulü yerine getirmedi, ihtarda bulunmadı. Kaldı ki oturum bitti, ara verildi. Daha sonra oturumu Sayın Başkan yeniden açtı ve oturumu açtıktan sonra görüşmeleri başlattı ve cevaplar verilmeye başlandı. Ondan sonra tekrar itirazlar oldu. Bu itirazlar üzerine de yine Sayın Başkan ihtarda bulunmadı ve bu İç Tüzük’ün ilgili hükümleri çerçevesinde bir işlem yapmadı. Neden yapmadı? Takdir Başkanlığın ama bunu bir kavga olarak belli ki Divan algılamadı. Meclisin normal çalışmaları içerisinde olabilecek, bir hoşgörü sınırları içerisinde olabilecek müzakerelerdeki ses tonu ve üslup farklılaşması olarak Divan takdir etmiş olabilir çünkü Divanın vazifesi Meclisi kapattırmak değil, Meclisi olabildiğince alınan süreler içerisinde dolu dolu çalıştırmaktır. Meclisi çalıştırmak görevi olan Divan bu yönde İç Tüzük’ü de yorumlamış ve böylesi bir ihtarda da bulunma gereği duymamış.

Kaldı ki bunun uygulanabilmesi için iki ihtar ile daha sonraki ara verme arasında birleşimin hiç başlamamış olması icap eder, herhangi bir işleme geçilmemiş olması icap eder. İhtar etti, ara verdi, sonra tekrar toplandı. Gene oturuma başlamadan yine gürültünün, kavganın olması, yine aynı usulde ihtarların, ikazların yapılıp herhangi bir beyana geçilmeksizin ara verilmiş olması lazım peş peşe. Peki, bu iki şart birlikte gerçekleşti, buna rağmen Başkan otomatik olarak Meclisi kapatabilir mi? O konuda da baktığımız zaman ikinci fıkra önümüze geliyor. Ne diyor ikinci fıkra: “Oturumun yeniden açılmasında gürültü veya kavgaya son verilemiyorsa, Başkan birleşimi kapatır.”

Farz edin ki ilk iki olayda gürültü oldu, kavga oldu ve ihtarlar şekle, usule uygun olarak yapıldı. Başkanlık Divanı oturumu açtı, görüşmelere başladığı zaman gene kapatmaya ara veremez. Burada Başkanlık Divanının takdir yetkisi yok.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Olur mu? Açmadan birleşimi kapatamaz ki.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Neden? Çünkü görüşmeler başlamış ve devam ediyor, çünkü “Oturumun yeniden açılmasında gürültü veya kavgaya son verilemiyorsa…” Oturum yine açıldı, başlangıçta usule aykırılık yok. Farz edin olsa bile oturum açıldı ve oturum görüşmelere başladı. Dolayısıyla, Başkanlık Divanının bu çerçevede yorumlaması ve uygulaması İç Tüzük’ün 68’inci maddesine tamamen uygundur. Ama bir şeyi de buradan görüyoruz, Meclisi kapattırmak, Meclisi çalıştırmamak, burada gürültü ve kavga çıksın diye insanların tahrik olacağı, insanların kavga edebileceği, insanların ortaya çıkıp gürültü ve kavgaya neden olabileceği sözleri söylemek, bu doğru bir yaklaşım, bir davranış da değildir. Ben onun için diyorum ki arkadaşlara, kim ne derse desin biz milletimizin hayrına, yararına olan doğru işlerin tez elden yasalaşması için gayret edelim, burada kavga, gürültü çıkarılmak istenirse de bunlara imkân ve prim vermeyelim, çünkü bizim derdimiz kavga değil, bizim derdimiz hizmet diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Hakimler ve savcılar yüksek kurulu kanunu hakkında (s.s.574)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2010-12-10-hakimler-ve-savcilar-yuksek-kurulu-kanunu-hakkinda-s-s-574-3 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
