# Genel seçimlerin yenilenmesi ve seçimin 12 haziran 2011 tarihinde yapılması hakkında (s.s.647)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim
- **Tarih:** 3 Mart 2011
- **Gündem:** GENEL SEÇİMLERİN YENİLENMESİ VE SEÇİMİN 12 HAZİRAN 2011 TARİHİNDE YAPILMASI HAKKINDA (S.S.647)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2011-03-03-genel-secimlerin-yenilenmesi-ve-secimin-12-haziran-2011-tarihinde-yapi

> Bekir Bozdağ (AK Parti), 3 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENEL SEÇİMLERİN YENİLENMESİ VE SEÇİMİN 12 HAZİRAN 2011 TARİHİNDE YAPILMASI HAKKINDA (S.S.647)); konuşma 2.169 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim kararı alınmasına ilişkin Anayasa Komisyonu Raporu üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demokrasi, halkın, seçtikleri vasıtasıyla yönetilmesini öngörmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar yirmi üç dönem parlamento seçimleri yapılmış, her defasında milletten yetki alanlar bu yetkilerini kullanmışlar ve sonuçta yine millete dönüp yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla ilgili hesap vermişlerdir. Demokrasinin bu yönü önemli. Hesap verilebilirlik, hem yetki alanları açısından; eğer iktidar yetkisi almışsa, ben iktidarda neler yaptım, nasıl yaptım, neleri yapamadım, bunun hesabını millete verebilmek; eğer muhalefet yetkisi almışsa, muhalefette neleri yaptı, neleri yapamadı, bunun hesabını millete vermek ve milletimize de hesap sorma imkânını vermek. “Ben size şu yetkileri verdim, şunları şunları verdim; sizi iktidar yaptım, sizi muhalefet yaptım. Sen iktidar olarak verilen yetkiyi nasıl kullandın? Sen muhalefet olarak verilen yetkiyi nasıl kullandın?” Esasında milletimizin huzuruna giderken bir muhasebe yaparak gitme ihtiyacımız var; zira, milletimiz bizi hesaba çekecek, bizim de bu hesabı alnımızın akıyla vermemiz lazım.

Allah’a hamt ediyorum; AK PARTİ Grubu olarak, kurulduktan sonra -kısa bir süre- iktidarı milletimiz bize emanet etti. Emanet ettiği günden bugüne doğru baktığınız zaman, ülkemizde çok önemli değişimlerin, dönüşümlerin altına imzayı attık. Taahhütlerimizin arkasında durduk ve onları bir bir yerine getirmek için büyük değişimleri birlikte gerçekleştirdik. Sayın Başbakanımız “Biz 15 bin kilometre bölünmüş yol yapacağız.” derken herkes bıyık altından gülüyordu ama bugün gelinen noktada, yetmiş dokuz senede, Türkiye'nin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine bir çizgi yol ama dokuz sene içerisinde 13.600 kilometre yol. Şimdi, bir bakın, nereden nereye büyük bir değişimi gerçekleştirdik.

Öte yandan, biz “Bütün illeri üniversitelerle buluşturacağız, şehirlerimiz kampüs şehirler olacak.” dedik, o zaman da gülündü ama bugün gelinen noktaya baktığınız zaman Türkiye'nin dört bir yanı bilim yuvalarının kandilleriyle aydınlanmaktadır. Bugün, Tunceli’sinden Hakkâri’sine, Yozgat’ından Bayburt’una kadar Türkiye’mizin her bir yerinde devletin birer tane üniversitesi, pek çok ilimizde onlarca özel vakıf üniversitesi kuruldu. Bizden önceki dönemde 72 tane üniversite varken, bizim dönemimizde, dokuz yıl içerisinde, Türkiye’de 92 tane vakıf ve devlet üniversitesi kuruldu. Biz bilimin aydınlığını bu ülkenin her tarafına götürdük ve o aydınlıkta insanlarımızın daha güvenle geleceğe yürümesinin imkânlarını hazırladık. Demir yollarında da öyle, hava yollarında da öyle, eğitimde de öyle, sağlıkta da öyle, bütün alanlarda Türkiye’de rekorlar kıran hizmetlerin altına imza attık. Sadece bir tanesine, anayasal açıdan da önemli olduğu için değinerek geçmek istiyorum bu bahsi.

Bizim Anayasa’mız der ki “Herkes kanun önünde eşittir.” Doğru mu? Fakir ile zengin ayrımı yoktur, memur ile işçi ayrımı vesaire. Kanun önüne geldiğiniz zaman herkes eşit, Anayasa bunu söyler fakat Türkiye'nin uygulamasına bakarsanız, serbest meslek sahipleri sosyal güvence bakımından BAĞ-KUR’a kayıtlıdır, işçiler sosyal güvence bakımından SSK’ya kayıtlıdır, kamu görevlileri sosyal güvence bakımından Emekli Sandığına bağlıdır. Yani devlet öylesi kast sistemi, öylesi eşitsiz bir anlayışla insanlarına bakıyor ki işçi ile memuru aynı sosyal güvenlik kurumu altında dahi buluşturamıyor. Bir yandan “eşit” diyorsunuz, öte yandan Anayasa’ya rağmen eşitsizliği fiilen yaşatıyorsunuz. Sayın Başbakanımız ve AK PARTİ İktidarı bu eşitsizliği ortadan kaldırdı, Emekli Sandığıdır, SSK’dır, BAĞ-KUR’dur, hepsini kaldırdı ve bunları tek çatı altında birleştirdi ve “İnsanlara eşit bakılması böyle olur.” dedi ve Anayasa’da olan ama fiilen hayatta olmayan eşitliği sosyal güvenlik boyutundan hayata geçirdi. Bunun sağlık boyutu daha büyük dramlara sahne oluyor. Ben avukattım. Bir SSK’lı kardeşim Yozgat’ta hasta olduğu zaman, Yozgat Devlet Hastanesiyle SKK’nın sözleşmesi yoktu, cebinden parayı veriyor tıkır tıkır, tedavi oluyor, sonra SSK’yı dava ediyor, davayı kazanıp hüküm kesinleştikten sonra icraya koyup devletten parasını alıyordu, gidemiyordu devletin hastanesine, özel hastaneye zaten gidemiyordu. Ee, şimdi ilaç alacak, depodaki ilaç kadar! Eczane kapıları onlara kapalıydı, insan yerine konmuyorlardı. Peki, BAĞ-KUR’lu nasıl? O da ayrı bir şey. Primini kendi ödüyor vatandaş, tedavi olacak, parasını peşin peşin ödüyor, tedavisini gerçekleştiriyor, müracaat edip sonra devletten parasını almak için siyasilerin kapısını çalıyordu. Ne oldu? Bütün bunlar tarih oldu. Bunlar zulüm vasıtalarıydı, bunlar bu devletin Anayasa’sının 2’nci maddesinde “hukuk devleti” denen, “sosyal devlet” denen bir devlete yakışmayan, eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan, hakkaniyetle örtüşmeyen kast sisteminin Türkiye’deki somut örnekleriydi, hepsini tarihe gömdük.

Ekonominin verilerini değiştirdik. Türkiye'nin içeride güçlenmesini sağlarken dışarıda da Türkiye'nin itibarını sağladık. Allah’a şükürler olsun, bugün Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde daimî üyelerin yanında geçici üye statüsüyle seçilmiş durumda. Allah’a şükür diyorum, yine bugün Türkiye’den, bu Parlamentodan bir milletvekili arkadaşımız Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Başkanı. Bundan önceki dönemlerde Türkiye'nin konsolosluğunun, büyükelçiliğinin olmadığı, devletin temsilcilerinin gidemediği nice yerlere bizler gittik ve oralarda ay yıldızlı al bayrağı dalgalandırdık. İş adamlarıyla, siyasetçileriyle, cumhurbaşkanıyla, başbakanıyla, bakanlarıyla her yere ulaştık ve bugün, yaşanan 2008 finans krizine rağmen, Türkiye’de olana, bitene bakın ve Türkiye'nin içeride, dışarıda itibarına bakın.

Ben buradan değerli hemşehrilerime, vatandaşlarıma şunu sormak istiyorum, diyorum ki: Eğer 2008 finans krizi yaşanırken Türkiye’de iktidar AK PARTİ değil de ondan önceki gibi bir koalisyon hükûmeti olsa idi veya başka bir iktidar olsa idi Türkiye’deki bankaların hâli nice olurdu, işletmelerin hâli nice olurdu, diğer konularda Türkiye'nin ekonomik, sosyal, siyasal hayatı nasıl bir şekil ve seyir izlerdi? Herkes elini vicdanına koyup öyle düşünmek zorunda. Eğer AK PARTİ olmasaydı bir Anayasa fırlatmasıyla kıyamet kopan bu ülkede nice kıyametler kopardı. Allah’a hamdolsun, bunlar olmadan Türkiye yoluna devam etti, bundan sonra da devam edecek.

Onun için, biz diyoruz ki: Biz milletimize gideceğiz, kapı kapı gezeceğiz, mahalle mahalle gezeceğiz, sokak sokak gezeceğiz, yaptıklarımızı anlatacağız, yapamadıklarımızın gerekçelerini söyleyeceğiz. Hesap verme noktasında, bizim alnımız ak, başımız dik, milletimize gönül rahatlığıyla hesabımızı (AK PARTİ sıralarından alkışlar) üç yılın, dört yılın hesabını değil, geçmişten beri gelen dokuz yılın hesabını vereceğiz ama Sayın Başbakanımızın ifade ettiği gibi de önümüzdeki sürelerin de yetkisini milletimizden talep edeceğiz. Sadece bir dönemin değil, on iki yıllık dönemin programıyla milletimizin huzuruna çıkacağız. 2023’te, cumhuriyetin 100’üncü yılında, lider bir Türkiye’yi, büyük bir Türkiye’yi her alanda hâkim kılmak için elimizden gelen çabayı göstermek üzere milletimizden yetki isteyeceğiz. Biz, bu noktada rahatız.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Burası nara atma yeri değil.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Öte yandan, bakın, bir başka konu: Hesap verirken biz, milletin emanetine de bugüne kadar halel getirmedik. Allah’a şükrediyoruz, diyoruz ki, millet bize bir emanet verdi, “Bu emaneti şöyle kullan.” dedi, bir irade verdi. Biz, bugüne kadar bu emaneti milletin iradesi dışında hiçbir istikamette kullanmadık. 3 Kasımda milletimiz bize yetki verirken Türkiye'nin Cumhurbaşkanını seçme yetkisini de bize vermişti. Cumhurbaşkanlığı seçimi gelirken Türkiye’de neler yaşandı, hep biliyorsunuz. Yürüyüşlerdir, mitinglerdir, başka birtakım planlar, desiselerdir “Falan Cumhurbaşkanı olamaz, filan olamaz, şunlar olamaz, bunlar olamaz, AK PARTİ’li olamaz…” Âdeta, uzaydan Cumhurbaşkanı ithal edilmesini isteyen arayışlar, tarayışlar vardı. O dönemde biz dedik ki “Bu millet bu Parlamentoya oy verirken Cumhurbaşkanını da seçecek diye oy verdi, biz o yüzden milletin emanetine sahip çıkacağız.” dedik ve sahip çıktık. Geldik buraya, Cumhurbaşkanı seçimine katıldık ve o güne kadar olmayan bir 367 icat edildi, Anayasa ayaklar altına alındı. Anayasa’yı korumakla görevli olan, Anayasa’ya uygunluk denetimi yapmakla mükellef olan Yüksek Mahkeme, maalesef, Anayasa’yı çiğneyerek Anayasa’ya aykırı bir karar verdi ve milletin emanetini kullanmamıza izin vermedi. Peki, biz ne yaptık? Biz bu emaneti yine de teslim etmedik çünkü bu millet bize vermişti.

27 Nisanda bir başka bildiri yayınlandı ve bugüne kadar, o bildiriyi yayınlayanlar düdüğü çalınca siyasetçilerin nasıl hizaya geçtiğini iyi bildikleri için öyle bir duruş bekliyorlardı ama yanıldılar. Neden yanıldılar? Çünkü demokrasiye inanmış ak kadroların, AK PARTİ’lilerin esas duruşu sadece Türk milletinedir, onun dışında hiç kimsenin huzurunda bu kadro esas duruşa geçmemiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Hangi demokrasiden bahsediyorsun!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bundan önce şapkayı alıp gidenler yerine, milletin emanetine sahip çıkan bir kadro vardı ve seçim kararı aldık ve ondan sonra milletin huzuruna gittik. Ne dedik? “Demokrasinin, hukukun yoluna taş koydular, gücümüz yetmedi; yardım edin, beraber kaldıralım.” Milletimiz destek oldu, yardım etti ve sonuçta milletin istediği kişi Cumhurbaşkanı oldu.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Ne oldu o muhtıracılar sonra, ne oldu?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Birilerinin emrettiği değil, milletin emrettiği kişi Cumhurbaşkanı oldu.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Ne oldu muhtıracılar sonra, ne oldu Bekir Bey?

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Niye yargılamıyorsunuz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben şunu söylüyorum: Biz milletin emanetine sahip çıktık; Ankara’da başkalarıyla paylaşmadık, bölüşmedik. Hani Anadolu’da şöyle bir laf var: Yetki alırlar, Ankara’ya gelirler. Ankara’ya gelince “Yahu, siz şu vaatlerde bulundunuz, ‘Şunları şunları yapacağız.’ dediniz.” deyince, Ankara’dan gelenler ne derlerdi? “Yahu, biz öyle biliyorduk ama kazın ayağı öyle değilmiş, Ankara’da işler başka yürüyormuş. Biz bunu anlamamışız.” derlerdi ve yapamadıklarına mazeret üretirlerdi. Ama ilk defa, 3 Kasımdan sonra milletin iradesiyle iktidara gelen bu kadro “Ankara’da kazın ayağı öyle değil.” argümanını bugüne kadar hiç ama hiç kullanmamıştır, bundan sonra da kullanmaya niyeti yoktur. Çünkü milletin emanetine sahip çıkarak, milletin emrettiği doğrultuda biz hareket etmek üzere yetki aldık ve bu yetkiyi de sonuna kadar kullanacağız.

Ne yaptık? Cumhurbaşkanı seçimini artık Türkiye’de kriz olmaktan çıkardık. Bundan sonra milletin ama sadece milletin istedikleri Cumhurbaşkanı olacak. Kapılar arkasında, hiç kimsenin tanımadığı bir Anayasa Mahkemesi Başkanını ertesi gün bütün partilerin aday göstereceği bir mekanizma olmayacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Birilerinin “iyi çocuk” dediği değil, milletin “iyi” dediği Cumhurbaşkanı olacak.

Peki, daha ne yaptık? Bu yetmez çünkü bu Anayasa’yla Türkiye'nin yoluna devam etmesi mümkün değil. Anayasa’ya baktığınız zaman, baştan sona bu Anayasa millete karşı konumlanmış durumda. Anayasa, milleti potansiyel tehlike gören, her adımda birtakım takviyelerle devletin bütün kurumlarını millete karşı teyakkuz hâline getiren bir mantıkla hazırlanmış.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Milleti tehlike görmüyor, sizin gibileri tehlike görüyor!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Öyleyse, bu Anayasa’yla yola devam edilmez. Peki, ne yaptık? Anayasa’da önemli bir değişimi getirdik. Hem insan haklarını önceleyen hem demokrasinin üzerindeki vesayetleri mümkün olduğunca -tamamen kaldıramadık ama mümkün olduğunca- ortadan kaldıran, milleti güçlendiren, bir yandan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu açarken, öte yandan kamu denetçiliği yolunu ortaya koyarken, öte yandan kişisel verilerin korunmasını hayata geçirirken, yargı bağımsızlığını güçlendiren, takviye eden düzenlemeler yaptık. Bu da milletimizle buluştu ve hem 21 Ekim 2007’de halk oyuna sunulan Anayasa değişikliğiyle hem de 12 Eylül 2010’da halk oyuna sunulan Anayasa değişikliğiyle Türkiye’de cumhuriyetimizin nitelikleri güçlendirilmiş, demokrasiyle taçlandırılmıştır, önemli adım atılmıştır.

Şimdi Parlamento seçime gidiyor. Bütün siyasi partilerimizin sayın genel başkanları konuştular: “Yeni bir Anayasa’yla yola çıkmamız lazım, Türkiye'nin yeni Anayasa’ya ihtiyacı var.” Biz, milletimizin emanetine sahip çıktığımızı anlatırken, önümüzdeki seçimde, milletimizin önünde, yeni bir Anayasa’yla -Ama kimin istediği? Milletin istediği bir Anayasa’yla- Türkiye'nin yoluna devam edebilmesi için yetki talebinde bulunacağız. Milletin talepleri o Anayasa’da somuta dönüşsün istiyoruz, sivil toplumuyla, siyasi partileriyle, toplumun bütün kesimleriyle, her tür anlayışın yer aldığı bir uzlaşma, bir ortaklaşmayla, Türkiye'nin, darbe Anayasa’sından kurtulup yepyeni bir Anayasa’yla, danışma meclislerinin yaptığı değil, milletin seçtiği, milletin Meclisinin yaptığı bir Anayasa ile yoluna devam etmesini istiyoruz.

Biz, milletimizden yetki talep ederken böyle bir yetkiyi de milletimizden birlikte talep edeceğiz. Milletimiz bize yetki verdiği zaman da milletimizin verdiği yetki doğrultusunda çalışmalarımızı, gayretlerimizi yoğunlaştırmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ adına onur duyduğumuz bir başka hususu yüce heyetinizle paylaşmak istiyorum. Bugün belki, cumhuriyet tarihinin bütün dönemlerini demiyorum ama 82’den sonra, yani 83’te yapılan ilk seçimden sonra ilk defa bir iktidar, ne muhalefetin ne kamuoyunun ne de başkalarının baskısı olmaksızın kendiliğinden seçime gidiyor. Baktığınız zaman bir seçimin üç yıl, beş yıl olması tartışmasında değiliz ama erken seçim -otuz beş gün de olsa bir erkene alıyoruz- bir seçim var, onun iklim koşulları var ama Türkiye’de, baktığınız zaman, niçin seçime gidilmiş? İktidarlar meşruiyetini kaybetmiş. Nerede meşruiyetini kaybetmiş? Halk nezdinde meşruiyetini kaybetmiş, Parlamento nezdinde meşruiyetini kaybetmiş. Öyle olunca, meşruiyeti kaybolan iktidarın varlığını devam ettirmesi mümkün olmaz. Çare seçimdir, seçime gitmiştir. Ama 3 Kasıma bakın, AK PARTİ iktidar. 28 Mart 2004’e bakın, mahallî idarelerde oyu artmış. 2007 22 Temmuza bakın, oyu artmış. 29 Mart 2009’a bakın, hakeza öyle. 2 defa halk oylaması olmuş, her ikisinde de milletimizin kahir ekseriyetiyle buluşmayı başarmış…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Seçim barajını kaldır da görelim o zaman.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …ve bütün seçimlerde, daha sonra iptal yiyen, itiraz üzerine yinelenen seçimler dâhil 2009’dan sonra hepsinde birinci parti olmayı başarmış bir kadroyuz. Dolayısıyla bizim bir meşruiyet krizimiz yok, bir meşruiyet sorunumuz da yok ama demokrasiye inancımız var, demokrasiye sadakatimiz var. O nedenle biz, 2007’de halk oylamasında milletimizin kabul ettiği irade dört yılda Parlamentonun yenilenmesi olduğu için milletimizin verdiği talimata uyuyoruz. Yoksa başka zorlayıcı bir neden değil. Siyasi istikrarsızlık var mı Türkiye’de? Yok. Huzur, güvenlik, barış tehlikede mi? Yok. Peki, ekonomik kriz var mı Türkiye’de? Yok.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – İşsizlik de yok, yoksulluk da yok; soygun var! Ne kadar rahat konuşuyorsunuz!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şeye baktığınız zaman: Basında, kamuoyunda Hükûmete “Seçim isteriz.” diye meydanlarda yürüyenler var mı? Yok. Zorlayan var mı? Yok. Öyleyse bu seçim Türkiye’nin ulaştığı demokratik olgunluğun bir göstergesidir ve AK PARTİ’nin ve bu Parlamentonun tamamının -sadece AK PARTİ demiyorum- demokrasiye olan bağlılığının da bir göstergesidir. İlk defa Türkiye’de Parlamento herhangi bir kriz yaşamadan, herhangi bir hukuki fecaat yaşamadan, herhangi bir olağanüstülük dönemine rastlamadan, normal bir zaman içerisinde, normal bir zeminde seçime gitme imkânını bulmuştur. Ben bu nedenle de Parlamentoyu tebrik ediyorum, Hükûmetimizi tebrik ediyorum, Türkiye’yi böylesi rahat bir ortamda seçime götürdükleri için.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Çok böbürlenmeyin, çok böbürlenmeyin, bir sene önce Libya’da da, Mısırda’da hiçbir şey yoktu.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – 12 Haziran 2011’de milletimizin huzurunda olacağız. Milletimiz hepimizi tartacak, değerlendirecek.

Ben 23’üncü Dönem Parlamentoya bugüne kadar yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür ediyorum. Seçilecek 24’üncü dönem Parlamento üyelerine şimdiden başarılar diliyorum ve milletimize seçimlerin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum ve milletimizden emaneti yeniden bize tevdi etmesi konusunda talebimiz olduğunu iletiyor ve milletimizin “Durmak yok, daha çok koşmanız lazım.” diye bize yetki vereceğine inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Genel seçimlerin yenilenmesi ve seçimin 12 haziran 2011 tarihinde yapılması hakkında (s.s.647)”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2011-03-03-genel-secimlerin-yenilenmesi-ve-secimin-12-haziran-2011-tarihinde-yapi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
