# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bengi Yıldız (Batman)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 15 Nisan 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bengi-yildiz-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai

> Bengi Yıldız, 15 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 815 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 487 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında BDP Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Sayın heyeti saygıyla selamlıyorum.

Eğitimin amacı, egemen sınıfın egemenliğini, dolayısıyla sınıfsal çıkarlarını gerçekleştirmek, yeniden üretip devamlılığını sağlamaktır. Kapitalizm öncesi dönemde eğitimin temel işlevi, ezilen, sömürülen sınıflara gönüllülüğü, köleliği kabul ettirmekti. Eğitim, eşitsizlik temeline dayanıyordu ve Tanrı iradesinin de bunu gerektirdiği şeklinde eğitim verilirdi. Kapitalizm ve onunla yaşıt olan modernite sonrasının eğitim sistemleri artık dine değil rasyonalizme dayanıyor veya buna dayandığı iddia ediliyor ama söz konusu akıl, yeni egemen sınıfın aklı olan, burjuvazinin aklıydı. Dolayısıyla, ezilen ve sömürülen sınıflar bakımından önemli bir değişiklik söz konusu değildir. “Eğitim nedir ve nasıl olmalıdır?” sorusunun, bu sorunun kimin tarafından sorulduğuna göre farklı cevapları vardır. Bu soru, egemen sınıf tarafından, bir kadın tarafından, bir etnik unsur tarafından, dili ve kültürü, laiklik, modernlik, birlik bütünlük ve benzeri adına yasaklanmış bir topluluk tarafından, sistem içindeki konumu gereği sömürülen ve ezilen bir sosyal sınıf tarafından sorulabilir ve her seferinde verilecek cevaplar da farklı olacaktır.

Şimdilerde eğitim, sermaye için çok kârlı bir değerlenme alanı hâline geliyor ve hızlı bir tempoyla özelleştiriliyor. Dünya Bankası, okulun amacının ticari işlemlerin gelişmesini teşvik etmek olduğunu ilan ediyor. Daha şimdiden, OECD ülkeleri eğitim sektörü pazarında 875 milyar euroluk bir kapasite olduğu söyleniyor. Bu, yaklaşık, dünya otomotiv pazarının işlem hacmine eşittir.

(x) 487 S. Sayılı Basmayazı 8/4/2010 tarihli 84’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Eğitimin tipik bir kapitalist faaliyet alanı hâline gelmesi için, eğitim örgütlenmesinin ve pedagojik sistemin emek piyasasının ihtiyacına uydurulması gerekiyor. Eğitimin piyasaya dönüştürülmesi, bu amaçla da bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılması özelleştirmeyi gerektiriyor. Okul tipik bir kapitalist işletme, eğitim bir mal gibi görülüyor ve bu amaçla okullarda işletme kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor. Yükseköğretimde ve eğitimin tüm aşamalarında eğitim, şirketlerin faaliyet alanı hâline geliyor. Şirket üniversitelerinin sayısı 1994’te 400’den 2004’te 1.600’e çıkmış durumdadır.

Motorola gibi üniversitesi bulunan en çok bilinen şirketlerin 120 milyar dolarlık bu alana aktarıldığı bilinen bir gerçekliktir. 21 farklı ülkede 99 şubesi var bu şirketin ve daha şimdiden, İnternet aracılığıyla yapılan eğitim sonucu verilen diplomalar geçerli sayılıyor. Dünya Bankası, 2010 yılında, şirket üniversiteleri sayısının geleneksel üniversitelerden daha fazla olacağı tahmininde bulunmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde 33 eyalette İnternet üniversiteleri söz konusudur.

Bu özelleştirme, paralılaştırma, metalaştırma sürecinin, hâlen aşırı düzeyde eşitsiz olan eğitimi daha da eşitsiz hâle getirdiği görülmektedir. Bundan sonra ikili yapı daha da belirgin hâl alacaktır. Bir tarafta zenginlerin okulları, diğer tarafta giderek değersizleşen çöplük okullar. Bu süreç, demokratik okul idealinden daha da uzaklaşmak, bilginin dünyayı anlama işlevinin daha da zayıflaması anlamına geliyor. İnsanlık, bilginin bir kâr aracına dönüştürülmesine, kapitalistler tarafından sadece kendi dar çıkarları için araçsallaştırılmasına razı olacak mı? Oysa eğitimin, insan potansiyelini geliştirmesi, insanı özgürleştirmesi, insanı empatiye teşvik etmesi gibi bir işlevi olması lazım. Küreselleşme çağında eğitim, bütünüyle, kâr etmenin ve insanları köleleştirmenin bir aracına dönüştürülmüştür. Bugünkü eğitim sisteminin giderek sermayenin kâr etmesine yarayan uzman cahiller yetiştirdiği bilinen bir gerçekliktir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; ülkemizde üniversitelerin durumuna baktığımızda, üniversitelerimizin kuruluşundan günümüze kadar, bilimin, özgür tartışmanın gerçekleştiği bir alan olmaktan çok, resmî ideolojinin, tekleşmenin gerçekleştiği bir alan olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki üniversitedeki sosyologlar Anadolu’daki halk gerçekliğine uygun bilimsel araştırmalar yaptığında, örneğin İsmail Beşikçi gibi hocalarımız “Türkiye’de Kürtler vardır, bunların dili vardır, farklı bir etnik yapıdır.” dediği için ömrünün uzun bir süresini cezaevlerinde geçirmek durumunda kalmıştır ve ne yazık ki Türkiye’deki üniversiteler, bilim adamları, bu gibi değerli hocalarımıza sahip çıkma cesaretini ve becerisini gösteremediler.

Üniversiteler, ideolojilerin egemen olduğu, egemen kılındığı bir alan hâline getirildi. Ne yazık ki bugün de üniversitelerdeki temel problemin, “Kemalist ideolojinin etkisindeki üniversiteler mi olacak, yoksa Türk-İslam sentezli okullar, üniversiteler hâline mi gelecek ?”şeklindeki bir tartışmanın egemen bir tartışma olduğunu görüyoruz. Mustafa Kemal’in “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” özdeyişinin… Birileri tarafından, Kemalizm’in, hiç istenmemesine rağmen, belki Mustafa Kemal’in hiç istememesine rağmen, Kemalizm’in bir ideoloji, bir dogma hâline getirildiğini, kraldan çok kralcı hocaların olduğunu üniversitelerde çokça gördük. Temel olan, üniversitelerde, üniversiteleri liselerin seviyesinden daha çağdaş seviyelere… Batı ülkelerinde olduğu gibi, gerçekten düşünen, sorgulayan, farklılıkları kabul eden zihniyetteki kuşakların yetiştirilmesini, o ortamın sağlanmasını gerçekleştirmek lazım.

Biliyorsunuz “Üniversitelerde bilimsel eğitim yapılıyor.” demek yetmiyor. Sovyetlerde de “bilimsel sosyalizm” adı altında Sovyet üniversitelerinin, Doğu Bloku üniversitelerinin o zamanki sisteme göre bir düşünce ürettiklerini, bir resmî ideoloji ürettiklerini, bunu topluma dayattıklarını ve dolayısıyla o sistemin yetmiş seksen yıl sonra çökmek gibi bir sonuçla karşı karşıya kaldığını gördük. Önemli olan, ülkemizin üniversitelerinin, çağdaş, bilimsel, sorgulayan kuşaklar yetiştirerek, gerçekten Batılı anlamda düşünen nesiller yetiştirmek ve demokrasinin ülkemizde kökleşmesini sağlamaya çalışmalarıdır. Ne yazık ki üniversitelerimizde bu durumun olmadığını görüyoruz.

Bugün üniversitelerde okuyan farklı etnik ve inanç kesimlerinden insanların sürekli olarak saldırıyla karşı karşıya olduklarını görüyoruz. Geçen hafta parlamenterlerimizden Sayın Şerafettin Halis bu konuyu bir soru önergesiyle gündeme getirdi. Ne yazık ki ülkemizin çeşitli üniversitelerinde Kürtlere, solculara, Alevilere ve farklı inanç gruplarına sahip olan kesimlere karşı yoğun saldırılar gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bu saldırıların, hem o üniversitelerin rektörleri hem de orada onları korumakla görevli olan polisler tarafından, biraz da onların gözetimi ve denetimi altında yapıldığını da görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bengi Yıldız (Batman). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 15 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bengi-yildiz-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
