# Nazım hikmet'in ölümünün yıldönümü nedeniyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Berhan Şimşek (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim
- **Tarih:** 3 Haziran 2004
- **Gündem:** NAZIM HİKMET'İN ÖLÜMÜNÜN YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2004-06-03-nazim-hikmet-in-olumunun-yildonumu-nedeniyle

> Berhan Şimşek (CHP), 3 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: NAZIM HİKMET'İN ÖLÜMÜNÜN YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE); konuşma 706 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; "şiirimin kökü yurdumun topraklarındadır" diyen dünya şairi Nazım Hikmet'in ölümünün 41 inci yılı anısına gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Büyük yazarlar ve şairler, edebiyat tarihlerinde derin ve değişmez çizgiler çizerek tarihin yapıtaşlarını oluştururlar. Onları ve yazdıklarını, yaşadıkları dönemin konjonktüründen ve kendi siyasal duruşlarından ayrı değerlendiremeyiz; çünkü, insanlık tarihinin değişimine neden olan düşüncelerini eyleme dönüştürürler. Nazım, yazdıklarıyla, yazdıklarını ve inandıklarını uygulama hedefiyle hem büyük bir dünya şairi hem de büyük bir vatanseverdir.

O, tüm dünyanın tanıdığı bir şair olarak, kendi ülkesinde yazdıklarından dolayı hapse girmiş olmasına, işkencelere maruz kalmasına, sürekli ve açıkça takip edilmesine rağmen, bir Türk şairi olduğunu asla inkâr etmemiş ve yazdığı her dizede memleketine olan hasretini dile getirmiştir.

Nazım, Türk dilini ustalıkla kullanarak, güzel Türkçemizi tüm dünyaya tanıtmıştır. "Piraye'ye Mektuplar"da, "Bu millet var oldukça, yeryüzünde Türkçem konuşuldukça, ben bu dilin ve bu halkın en namuslu şiirlerini yazmış insan olarak yaşayacağım. Sen üzelme." demektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Nazım Hikmet'in mesajları insancıl, ulusçu, bir o kadar da evrenseldir. Nazım, ulusal kimliğini reddetmeden evrenselliği yakalamış ender sanatçılardan biridir.

Nazım Hikmet, umudun, aşkın ve kavganın, gurbetin, Kuvayı Milliyenin, Anadolu topraklarının, Anadolu insanının şairidir.

"Sarışın, bir kurda benziyordu

Ve, mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü, uçurumun başına kadar,

Eğildi, durdu.

Bıraksalar,

İnce uzun bacakları üstünde yaylanarak

Ve, karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den, Afyon Ovası'na atlayacaktı..."

Nazım, Kuvayı Milliye Destanıyla, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın hecelerle, kelimelerle, mısralarla resmini işte böyle yapmıştır.

Bir mektubunda Kurtuluş Savaşımızın lideri Mustafa Kemal Atatürk'e "...senin yaptığın her ileri devrim hamlesini anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var. Türk devrimine ve senin adına bağlıyım" diye seslenmektedir.

Yaşadığı dönemde ve ölümünden sonra uzun yıllar Nazım Hikmet'i vatan hainliğiyle suçlayanlar, Nazım'ın eserlerini okuyan insanlara şüpheyle bakmışlardır. Bugün, artık, onun şiirlerini kendi partilerinin kongrelerinde, Meclis kürsülerinde okuyorlar. Çünkü, Nazım'ı suçladıkları dönemde, ona önyargıyla yaklaştıkları için, onu tanımıyor, eserlerini okumuyorlardı.

Yıllarca vatan haini olarak tanıtılmaya çalışılan Şair, ölümünün 41 yıl sonrasında, ülkesinin ve ulusunun sahip çıktığı, dünyanın her köşesinde bilinen bir şair olmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Nazım, ayrılıkların ve özlemlerin her türlüsünü bilir. "Şu gurbetlik zor zanaat zor" dizelerinde, gurbette yaşamanın zorluğunu anlatır.

"Sen" başlıklı şiirinde, memleketine duyduğu özlemi şöyle dile getirir:

"Sen, esirliğim ve hürriyetimsin

Çıplak bir yaz gecesi gibi yanan, etimsin

Sen, memleketimsin..."

Memleketi, Nazım Hikmet için ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretidir.

1950 yılında, şiirlerini yazma, kitaplarını yayımlatma olanağı kalmayınca, ülkesinden zorunlu olarak ayrılır.

Nazım Hikmet, gurbetin kendisi için uzun süreceğini bilir ve bunu yurt dışına çıkışının ikinci yılında "Vasiyet" şiirinde şöyle ele alır: "Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü" diye başlayan şiirinin son dizesinde yine memleketi Anadolu vardır, Anadolu'da bir köy mezarlığına gömülmeyi ister.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Nazım Hikmet gurbetteyken, memleketinde, dönemin iktidarı bütün gücüyle ülkemizi kasıp kavurmaktadır. Tahkikat komisyonları, "siz, isterseniz, hilafeti bile getirirsiniz" söylemleri ve muhalifler için işkenceler, hapisler yaşanmaktadır. O, bütün bu olanlara tepkisini "bu vatana nasıl kıydılar" dizeleriyle dile getirir.

Bugün, onun dünya görüşü, yok sayılarak ya da içi boşaltılarak, magazinleştirilerek aktarılmaya çalışılsa da, onun şiirlerindeki toplumculuk ve vatan sevgisi inkâr edilemez.

Nazım Hikmet, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya özlemini şiirlerine konu etmiştir. Şiirlerinde dünya barışını istemiştir.

"Bulutlar adam öldürmesin" şiirinde;

"Analara kıymayın efendiler.

Koşuyor altı yaşında bir oğlan,

Uçurtması geçiyor ağaçlardan,

Siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.

Çocuklara kıymayın efendiler"

Diyerek, Hiroşima'ya atılan bombalar sonrasında, çocukların, anaların çığlığını anlatır.

Bu dizeler, bugün, Irak'ta düğün evine yapılan saldırılar neticesinde yaşamını yitiren çocuklar, anneler, masum insanlar için de yazılmıştır. Görüldüğü gibi, dünya şairleri, sadece yaşadıkları döneme değil, kendilerinden sonraki dönemlere de seslendikleri için ölümsüzdür. Onların istedikleri, savaşın ölümlü olmasıdır.

Kore'de ölen yedek subayımızın acısı, Nazım'ın şiirlerinde, mısralarında vücut bulur.

"Yok edin insanın insana kulluğunu" haykırışı, bugün, Irak'ta, Filistin'de ve dünyanın başka coğrafyalarında kendilerine kul yaratma, sömürgeleştirme hedefinde olan ülkeleredir.

Dünyada terör ve şiddet olaylarının yaşandığı, savaşlarda masum kadınların, çocukların, silahsız insanların üzerine bomba yağdırıldığı bir dönemde, Nazım Hikmet'in tüm insanlık adına özlem duyduğu barış ve insancıl düşüncelere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktayız.

Irak'a demokrasi ve barışı götürecekleri iddiasıyla müdahalede bulunan güçlerin, bu topraklara şiddet, işkence götürdüklerini dehşetle izlediğimiz bugünlerde, Nazım Hikmet'in,

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşçesine..."

Dizelerini yüksek bir sesle dünyaya duyurmak, haykırmak gerekir diye düşünüyorum.

Ölümünün 41 inci yılında Nazım Hikmet'in anısı önünde eğiliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Berhan Şimşek (CHP, İstanbul). “Nazım hikmet'in ölümünün yıldönümü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2004-06-03-nazim-hikmet-in-olumunun-yildonumu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
