# Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Berhan Şimşek (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim
- **Tarih:** 3 Mayıs 2005
- **Gündem:** TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2005-05-03-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda

> Berhan Şimşek (CHP), 3 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 1.525 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, TÜBİTAK Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Parlamenter demokrasilerde, kanun yapmak, değiştirmek parlamentonun görevidir, parlamentonun yetkisindedir. Parlamento bu yetkisini, toplumsal bir ihtiyacı karşılamak amacıyla, kamu yararı doğrultusunda kullanır. Bir kanunu çıkarmaktaki esas amaç bir toplumsal ihtiyacı karşılamak değilse ve parlamento, bu kanunu çıkarmak için oluşan sorunları kendisi yaratıyorsa, gerçekten, ortada ciddî bir sorun var ve altı yedi saatlik görüşmelerde de bunu görüyoruz. Bu tür parlamentoların bulunduğu ülkeleri, hukukun üstünlüğü ilkesinin hâkim olduğu demokratik ülkeler olarak görmek mümkün değildir.

Görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi, bilerek ve istenilerek yaratılan bir fiilî durumun sonucudur. Bu kanun teklifinin hazırlanması ve Genel Kurul gündemine gelmesi, hükümetin bizzat kendisinin yarattığı bir sorunu aşmak içindir.

Cuma günü bu kanun teklifinin tümü üzerinde görüşmeler yapılırken, biraz önce de konuşan değerli arkadaşım Reha Denemeç Bey, 1960'lı yıllar Türkiyesi ile bugünün Türkiyesini karşılaştıran örnekler verdi; ama, bir noktayı, güncel tartışma konusu olan bir noktayı es geçti, söylemedi. 1960'tan önce, ülkemizde kanunların Anayasaya uygunluğunu denetleyen bir mekanizma, bir kurum yoktu, Anayasa vardı, Meclis vardı. Meclis kanunları çıkarıyordu; ama, bu çıkarılan kanunların Anayasaya uygunluğu denetlenemiyordu. O nedenle, Parlamento çoğunluğunu elinde bulunduranlar istedikleri kanunu çıkarıp, temel hak ve özgürlükleri sınırlayabiliyorlardı, tahkikat komisyonları kuruluyordu, muhalefetin sesi kısılıyordu.

1959 yılında, Cumhuriyet Halk Partisinin, yayınlanan İlk Hedefler Beyannamesinde, bu yanlışlara dur demek için, kanunların Anayasaya uygunluğunu inceleyecek bir kurum önerildi. Bu kurum, 1961 Anayasasıyla anayasal bir kurum haline geldi. Türkiye'nin demokratik bir hukuk devleti olma çabasında bu kurum önemli bir yere sahiptir. O tarihten bugüne kadar Anayasa Mahkemesi kararları, kimi zaman tartışılmasına rağmen, dikkate alındı.

Bilginiz dahilinde olduğu gibi, çağdaş demokrasilerde, çağdaş ülkelerde, anayasa komitesi, komisyonu ve anayasa mahkemeleri de hizmet veriyor; ama, şimdi, bu Yüce Mahkemenin kararları hem tartışılıyor hem görmezden geliniyor hem de bu memlekette, bu mahkemenin kapatılması gibi söylemlerde bulunuyorlar. Ben, Sayın Denemeç'in, konuşmasında, 1960'lı yılları anlatırken, bu süreci de anlatmasını, bunu konuşurken de, bu mahkemenin, bu kanun teklifinin öncesiyle ilgili verdiği kararı da söylemesini beklerdim.

Sayın milletvekilleri, milletvekili seçildikten sonra, burada hukukun üstünlüğüne ve Anayasaya sadakat göstereceğimize yemin ettik ve bugün konuştuğumuz bu madde de, Anayasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; TÜBİTAK Başkan ve 6 Bilim Kurulu üyesinin, bir defaya mahsus olmak üzere, Başbakan tarafından atanmasını öngören kanun tasarısı, daha önce iki defa Genel Kurulda ve komisyonda görüşüldü. TÜBİTAK'ın özerkliğine son verecek olan bu düzenleme, önce Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi. Hükümet düzenlemede ısrar edince, bu sefer de Anayasa Mahkemesi devreye girdi ve biraz önce söylediğim gibi, yürürlüğü durdurdu.

Bu anayasal yargı süreci işlerken, usulüne uygun bir şekilde, TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından kurum başkanlığına tekrar atanması için Başbakanlığa önerilen eski TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak'ın yürüttüğü idarî yargı süreci de işlemiştir.

Bu kanun teklifiyle kurumun adı değiştirildiği için, hem Anayasa Mahkemesi tarafından hem de Ankara İdare Mahkemesi tarafından verilen kararlar, etkisiz ve yetkisiz kılınmak istenmektedir.

Hukuk devleti ilkesinin teminatı, mahkeme kararlarının herkes ve tüm kurumlar için bağlayıcı olmasıdır. Mahkeme kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması, temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alındığı rejimlerin en temel belirleyici özelliğidir. Bizim Anayasamız ve ilgili kanunlarımız, mahkeme kararlarının geciktirilmeksizin uygulanmasını emretmektedir. Bu, idarî yargının 28 inci maddesinde de -zamanınızı almayayım- açık seçik ifade edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Namık Kemal Pak, Ankara 1. İdare Mahkemesine dava açıyor; kazanıyor. Ne zaman; 15.4.2004 tarihinde davayı açıyor ve 2.6.2004 tarihinde, Başbakanlık, bölge idare mahkemesine itiraz davası açıyor ve kaybediyor.

Sayın Meclis Başkanımızın da buyurduğu gibi, Türk Milleti adına buradayız, mahkeme de Türk Milleti adına karar veriyor ve bu kararda, hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi diyor ki: "İşin gereği görüşülüp düşünüldü: Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelere göre, mahkemece yürütmenin durdurulması istemi hakkında verilen kararda yasaya aykırılık bulunmadığından, itiraz isteminin 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 27 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca reddine."

Hukuk nerede?! Hukuk, bir yıldır TÜBİTAK'ın başında, hiçbir hukukî dayanağı olmadan, hukuk üstüne yemin eden bizlerin yok saydığı bir TÜBİTAK'ta vekâleten bir idare var ve bunun hiçbir hukukî dayanağı yoktur.

Burada arkadaşlarımın konuşmasından, sanki, biz, bilime karşıyız, TÜBİTAK'ın yapılanmasına karşıyız, daha iyi işler üretmesine karşıymışız gibi laflar ediliyor. Bunu, ciddî anlamda, samimiyetsiz ve sadece ve sadece laf olsun diye söylenmiş sözler olarak düşünüyorum. Yani, hukuk yok sayılmıştır ve suç işlenmiştir değerli arkadaşlarım.

Sadece burada bir oyun oynanıyor arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi "teknik" kelimesinin -Sayın Yakup Kepenek kökünü de açıkladı- "teknolojik" olarak değiştirilmesi. Bir kurumun kimliğini değiştireceğiz. Bulunan arkadaşlarımızı, tekrar, orada, bir yasa olarak onlara zemin açmak...

Geçen, Merkez Hakem Kurulu yönetimiyle ilgili meselede de aynı şeyi yaşadık. Bunlardan ülke insanı bıktı, ülke insanı usandı; yani, çevire çevire yasaları deliye çevirdik! Kâğıt üzerindeki kanunun, hukukun kimliğini yok sayarak ülkeyi idare edemeyiz değerli arkadaşlarım.

İktidara gelindiğinden beri, bütün anlamlarıyla, kurumlarla ve toplumla, toplumun dinamikleriyle... Ki, kendiniz de söylüyorsunuz, yüzde 70 oy alan bir belediye başkanınız diyor ki: "Doğrudur, işsizliği azaltamadık ve kurumlarla da uyum sağlayamadık." Berhan Şimşek olarak ben söylemiyorum, kendi arkadaşlarınız söylüyor. Bizim de burada arz etmeye çalıştığımız; bu ülkeye, hep beraber hizmet için geldiysek, yapılabilecek değerlendirmeleri, tahlilleri, yapılanmaları, ülke halkına yakışır şekilde yapalım diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bunu, TÜBİTAK'ın özerkliğine son vermek olarak arkadaşlarımız söylüyor. Doğru; doğruluğu da şuradan kaynaklanıyor; yani, kendine göre bir yapılanma... Buradan, ben, kalkıp şunu söylemekten, gerçekten ar ederim: Burada ayrılan, ar-ge için veya vesileler için paraları şuraya buraya çarçur edilecektir diye... Fakat, çok ilginçtir, Sayın Reha Beyin söylediğinin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri buna karşı, Marmara Üniversitesi karşı... Kime, ne kadar, fonlar için, projeler için para öderseniz ödeyin; acaba bu insanlar, bu öğretim üyeleri, akademisyenler, akıllarını peynir ekmekle mi yediler; bu projelerine katkı sunulmasına rağmen, hâlâ neden karşılar; bir de bunları düşünmek gerekir diye, sizlerin takdirinize bırakıyorum.

Yani, değerli arkadaşlar, işin en acı tarafı, bana göre, Türkiye'de yıllardan beri, hukuku siyasallaştırdılar; maalesef, inançları siyasallaştırdılar ve şimdi, arkadaşlarım dile getirdi, bu yasanın, bilimi siyasallaştırmadığını söyleyebilme imkânımız var mı?! Yasanın, bilimin kendi özgürlüğü, kendi özgünlüğü ve hatta, bazen -biraz önce statükodan bahsetti arkadaşlar- o statükoyu savunma adına, siyaseti bilimin içine sokabilirsiniz. Bilim, siyasetçiden de, bilim, düşünülebilecek en derin noktalara kadar, bazen toplumun da hayır dediği konuları araştırma, inceleme hakkına sahiptir. Siyasallaştırdığımız zaman -ki, hele hele Türkiye'deki siyasetin yapısını biliyoruz; bu koltuklar ne sizin için baki ne bizim için baki; yarın siz gidersiniz, bir başkaları gelir- siyaseti kattığınız zaman bilimin içerisine, bu bilimin, gerçek anlamda ülkeye faydalı olabileceğini düşünebilir miyiz arkadaşlar?!

Değerli arkadaşlarım, biraz önce, arkadaşlarımın konuşmalarının içerisinde geçen bazı sözcükler vardı. Özellikle, Sayın Grup Başkanvekilimiz Eyüp Fatsa Bey dedi ki: "Ne yaptınız, Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne yaptınız?! Bilim için ne yaptınız?!"

EYÜP FATSA (Ordu) - Hayır... Lütfen...

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Buna benzer... Bakarız tutanaklardan; pekala...

Cumhuriyet Halk Partisi döneminde ne oldu, geçmiş hükümetler döneminde ne oldu... Bakın...

EYÜP FATSA (Ordu) - Hayır... Ben, asla öyle bir şey söylemedim.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Pekala, düzelteyim ve ben size, o halde, bilgilerimi arz edeyim.

1940'lı yılların başında, bu ülke uçak yapıyordu; hepiniz biliyorsunuz ve 1950'de...

EYÜP FATSA (Ordu) - Uçak yapanlar sonra da intihar etti; intihar ettirdiniz.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Türkiye'nin, 1950 ile beraber Amerika'ya teslim edilmesiyle, montaj sanayiinde kalmıştır. 1950'den beri -bu kürsüde bunu ikinci kez söylüyorum- bu ülkeyi idare edenler, merkez sağ hükümetlerdir; yani, sizin daha önceki ağacınızın köküdür. Eğer, 1950'den beri bu ülkede bilime yatırım yapılmıyorsa, montaj sanayiiyle ABD'nin güdümü altında kalıyorsa, bu ülkenin buralara gelmesine ve bugün burada demokrasiyi hep beraber içselleştirerek, cumhuriyeti koruyarak -ki, bizim dedelerimiz bunun mücadelesini vermiştir- geçmişe laf etmenin kimsenin hakkı olduğunu sanmıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce de söylediğim gibi, bazı arkadaşlarımız "ideolojik ve grup asabiyeti anlayışıyla" diyor. Bu yasanın gelişi ideolojik ve grup asabiyetiyledir; doğrudur; burada bir hatip söyledi bizim tavrımız olarak. Biz, bilimin önünde duralım demiyoruz. Bilimi, daha anlaşılır, daha bu ülkenin, bölgenin, dünyanın şartlarına, imkânlarına sunalım diye söylüyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlar, o gün konuşmamda da söyledim; keser döner, sap döner; gün gelir, hesap döner; Türkiye seçmeninin dörtte 1'inin oyuyla buraya geldiniz, oy kullanan seçmenin üçte 1'inin oyuyla geldiniz. Doğru mu efendim; doğru. (AK Parti sıralarından "siz kaç kişiyle geldiniz" sesleri)

Pekala... Biz iktidar değiliz, muhalefetiz; biz iktidar değiliz, muhalefetiz.

Bakın arkadaşlar, bir partinin en önemli olayı şudur: Oy aldıkları kadar, yani, oy verenler kadar oy vermeyenlerin de rızasını almaktır. Eğer, bir parti, iktidar olduktan sonra, oy verenlerin oyunun ötesinde ülke halkının rızasını almıyorsa sadece hükümet olur, iktidar olamaz ve ikibuçuk yıllık süreçte, görüyorum ki, hükümetsiniz; ama, iktidar değilsiniz, iktidar olamadınız. Gelen yasaları temcit pilavı gibi getiriyoruz, Anayasa Mahkemesinden dönüyor; uygulamada problem çıkıyor veya onu beğenmedik, başka birine göre bir kanun çıkaralım diye buralara getiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, başında da söylediğim gibi, acı olan şudur: Bu ülkede, bundan önceki süreçler içerisinde, hukuku da inançları da siyasallaştırdılar ve kimseye faydası olmadı. Bu ülke zaman kaybetti, bu ülke insanı aş kaybetti, iş kaybetti ve geleceğini kaybetti.

Bir noktada bir şey daha ifade etmek istiyorum. Sayın Recep Garip arkadaşım da dünkü konuşmasında, cuma günkü konuşmasında TÜBİTAK'ın bundan önceki kurulları içerisinde soyisim benzerlikleri çokmuş. Sanıyorum ki, şu anda, TÜBİTAK vekâlet Başkanıyla eşinin soyismi de benziyor.

Bu anlamda, değerli arkadaşlar, iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına sokalım. Hepimizin amacının, iyi niyetle bu ülkeyi idare etmek olduğunu ben biliyorum; ama, bu niyet ile gerçek arasında mesafe vardır. Niyetlenen kişiler ile mesafeyi yakalayacak kişiler ve anlayışlar içerisinde fark vardır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Berhan Şimşek (CHP, İstanbul). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2005-05-03-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
