# Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Beşir Atalay (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim
- **Tarih:** 9 Haziran 2004
- **Gündem:** BASIN KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.456)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/besir-atalay-22-2004-06-09-basin-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-komisyonu-rapo

> Beşir Atalay (AK Parti), 9 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASIN KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.456)); konuşma 1.716 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan Basın Kanunu Tasarısı üzerinde Hükümetimizin görüşlerini ifade etmek için huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, toplumsal hayat için çok temel yasalardan birini bu akşam görüşmekteyiz. Aynı zamanda, demokratikleşme sürecinde de çok önemli bir adım atacağız, bu yasayı geçirerek.

Ben, komisyonda değerlendirmeler yapan, katkıda bulunan, burada konuşmalarıyla katkı sağlayan değerli arkadaşlarımın hepsine teşekkür ediyorum.

Hükümet olarak biz, hükümet programımızda ve hatta Partimizin seçim beyannamesinde hep şunu ifade ettik: Daha açık bir toplum oluşturmak için elimizden gelen çabayı göstereceğiz; daha açık, daha şeffaf, daha demokratik bir toplum... İşte, Yüce Meclisimizin büyük katkılarıyla, desteğiyle, bu yönde çok önemli adımlar atılmıştır, önemli yasalar çıkarılmıştır ve bunların birçoğunun uygulamalarının sonuçlarını da şu anda görüyoruz.

İşte, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, bilindiği gibi, bu önemli kanunlardan biridir. Vatandaşın, devlette, kamuda, yerel yönetimlerde ne olup bittiğini öğrenmesinin yolunu açmıştır ve kamu kurumlarımız ve yöneticileri de, vatandaşa her tür bilgi ve belgeyi verme zorunluluğundadır.

Şimdi, bunu niçin ifade ediyorum; Basın Kanunu, aslında, buna paralel, birbirini tamamlayan, önemli kanunlardan biri; yani, esas olarak, basını daha özgür kılma, basına daha fazla faaliyet alanı açma ve vatandaşın daha fazla bilgi edinmesini sağlama, vatandaşın olup bitenleri öğrenme, doğru haberleri, doğru bilgileri alma hakkının, yine, başka bir boyutu.

Esasen, bilindiği gibi, artık, basın özgürlüğü, sadece basına verilen bir özgürlük veya sadece basına verilen bir hak değil, yeni yaklaşımlarda, vatandaşın temel bir insan hakkı olarak algılanmaktadır; yani, vatandaşın bilgi edinme hakkı, vatandaşın doğru haber alma hakkı... Bugün, bu, insan hakları çerçevesinde değerlendirilmektedir; yani, vatandaş olup bitenleri öğrenecek. Bu, temel bir insan hakkı. Basına verdiğimiz özgürlük, aslında, vatandaşa bu imkânı daha fazla sağlamak anlamına geliyor.

Görüşmekte olduğumuz bu Basın Kanunu Tasarısı üzerinde konuşan değerli konuşmacılar, gerçekten -çok teşekkür ederim- önemli özelliklerini ifade ettiler. Ben, konuşmamı çok uzun da tutmayacağım; sadece, süreci biraz ifade etmek istiyorum.

Bu tasarı hazırlanırken mümkün olabildiğince paylaşmacı, her kesimin görüşünü alan ve o şekilde olgunlaştırarak bu safhaya getiren bir yöntem izledik. Bildiğiniz gibi, 2003 yılında, 20-21 Şubat tarihleri arasında bir "İletişim Şûrası" toplanmıştır. Bu şûraya, hemen hemen, basınla ilgili bütün kesimler, basın mensupları, basın meslek kuruluşları, iletişim hukukçuları, akademisyenler ve kamu kurumlarında bu işle ilgilenenler davet edilmiştir ve bu çalışmaların temeli orada atılmıştır; yani, iletişim hukukumuzu, iletişim hayatımızı ilgilendiren bütün konular bu şûrada tartışılmıştır ve bu şûrada ortaya çıkan görüşler, hem doküman olarak, iki büyük cilt kitap olarak yayımlanmış -şu anda çok önemli bir referans kaynağıdır- hem de bu tasarılara temel görüşler bu şûradan çıkmıştır. Daha sonra, önce Basın Kanunu Tasarısı hazırlanmış ve kamuoyuna açıklanmış, gelebilecek bütün görüşlere açık olduğumuz ifade edilmiş ve gelen bütün görüşler de, yine değerlendirilmiştir. Yani, kısaca şunu ifade etmek istiyorum: Bu kanun tasarısının hazırlanmasında olanca çaba gösterilmiş, demokratik süreç işletilmiş ve bütün katkılar alınmaya çalışılmıştır. Onun için, bugün, gerçekten, genelde paylaşılan, hem ülkemizden hem de ülke dışından olumlu tepkiler aldığımız bir tasarı ortaya çıkmıştır.

Tabiî, bu, iletişim hukukumuzun temel yasasıdır; yani, yazılı basınla ilgili, basılı malzemeyle ilgili temel yasadır. RTÜK Kanunu, TRT Kanunu gibi diğer kanunlarımız vardır; onlar da huzurunuza, Meclisimize getirilecektir; onlar üzerindeki çalışmalarımız devam ediyor.

Burada ifade edildiği gibi, şu anda yürürlükte olan 5680 sayılı Basın Kanunu, çok partili hayata geçildiği 1950 yılında yasalaşmıştır. Gerçekten, o günün şartlarında çok ileri bir adımdır, büyük bir boşluğu doldurmuştur, basına çok geniş bir alan tanımıştır; fakat, bu geçen süre içerisinde, özellikle demokrasinin kesintiye uğradığı devrelerde Basın Kanununa müdahalede bulunulmuştur ve bu müdahaleler de genelde olumsuz şekildedir; yani, özgürlükleri biraz daha kısıtlayan şekildedir. Zaten, bütünlüğü de bozulmuştur. Onun için, bu kanunun bir an önce yeniden hazırlanması gerekiyordu. Biz, burada, bu tasarıyla eski Basın Kanununu değiştirmiyoruz, yepyeni bir Basın Kanunu Tasarısı huzurunuza getirmiş bulunuyoruz.

Peki, Basın Kanunu Tasarısında önplana çıkarabileceğimiz temel yenilikler nelerdir diye şöyle kısaca değinecek olursak -bir kısmını arkadaşlarımız ifade ettiler- şunları söyleyebiliriz: Mevcut Basın Kanununda, 2002 yılında yapılan değişiklikle, cezalar çok ağırlaştırılmıştı, gerçekten, basın özgürlüğünün özünü zedeleyecek derecede ağırlaştırılmıştı; burada, bu cezalar önemli oranda hafifletiliyor ve düşürülüyor.

Burada, özellikle yerel medyanın korunmasıyla ilgili önemli adım atılıyor. Değerli konuşmacılarımız Sayın Eraslan ve Sayın Çorbacıoğlu, yerel medyayla ilgili konuları gündeme getirdiler. Yani, bakın, Hükümet olarak bizim ve Meclis olarak sizin hep beraber katkınızla, yerel basına getirdiğimiz iki önemli kolaylık vardır; birincisi, biliyorsunuz, Devlet İhale Kanunu, yerel basının ihale limitlerini çok düşürmüştü. Hep beraber, çabayla, bu kanunu değiştirerek yerel basının ihale limitlerini yükselttik -bu, yerel basının en önemli gelir kaynağıdır- yerel basın o imkâna kavuştu ve yerel basın, o sayede rahatlamıştır.

Şimdi, biz, burada ikincisini getiriyoruz; yerel basın, bölgesel basın ve yaygın basın -ulusal basın diye de niteleniyor- diye bir ayırımı getiriyoruz ve bunu netleştiriyoruz, bunun tanımını getiriyoruz. Bu tanımı niye getiriyoruz; daha sonra uygulanacak müeyyideleri de, ona göre, hem kanunda belirleyelim hem de yargı önüne geldiğinde bu ayırımı gözönüne alsın diye. Onun için, burada, para cezalarını düşürürken, özellikle alt tabanlar, daima, yerel basın içindir.

Şimdi, bu cezalar, halen, biraz yüksek görülüyor olabilir. Aslında, ben, mevcut kanun ile bizim getirdiğimiz tasarı arasında, uygulanan veya öngörülen ceza miktarlarıyla ilgili şöyle örnekler vereyim:

Basılmış eserde zorunlu bilgileri göstermeme... Yani, formalitelerden birisi aslında. Mevcut kanunda bunun cezası 10 milyar liradan 50 milyar liraya kadar ağır para cezasıdır, bizim getirdiğimiz tasarıda 500 000 000 liradan 20 milyar liraya kadar ağır para cezasıdır. Bu kadar büyük düşüşler var.

Yine, beyanname vermeme 10 milyar liradan 30 milyar liraya kadar para cezasıyken; bizim tasarımızda 1 milyar liradan 10 milyar liraya kadar düşürülmüştür. Böyle ciddî bir düşürme vardır ve maddelerde de bu görülecektir. Bu tabanlar, yani, en düşük olanlar yerel basını gözeterek düşük alınmıştır; onu özellikle ifade etmek istiyorum.

Bu tasarıda ikinci önemli özellik şu: Mevcut kanunda bu saydığıma benzer cezalar, eğer, ödenmediği takdirde hürriyeti bağlayıcı cezaya çevriliyordu, hapis cezasına; bu tasarıda bunların hepsi kaldırılıyor. Bir istisnası var; cevap ve düzeltme hakkını yayımlamama... Yargı kararı olduğu halde cevap ve düzeltme hakkını yayımlamama durumunda yüksek para cezası getiriliyor ve aynı zamanda, ödenmezse de, bu, hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilebiliyor. Yani, böyle çok önemli bir değişiklik getiriyoruz. Para cezasıyla yetiniliyor ki, bunlarda uygulama oranı da oldukça yüksektir, bizim tespitlerimize göre.

Değerli milletvekilleri, burada üçüncü olarak özellikle üzerinde durmak istediğim konu şu: Tabiî, basın özgür olmalı, basına mümkün olabildiğince özgürlük verilmeli. Biz de, bu tasarıda, çalışan bütün arkadaşların katkısıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesinin ikinci paragrafında öngörüleni sınır olarak aldık. Zaten, bütün Avrupa hukukunda da, basın hukukunda da, genelde, o madde ya aynen yer alıyor veya atıfta bulunuluyor. Onun dışında bir sınır yok özgürlüğe; fakat, bir konu çok önemli, takdir edersiniz; özgürlüğün sorumsuz kullanılması halinde, özellikle kişilerin ve toplumun zarar görmesini engelleyecek tedbirleri de almak gerekiyor. İşte, buradaki tek tedbir, cevap ve düzeltme hakkının, bu hakkın kullanılmasının güçlendirilmesi şeklindedir. Bu, çok önemlidir. Basın özgürlüğü kadar, toplumda yaşayan bireylerin, toplumun, insanların haysiyet ve şerefinin korunması da önemlidir. Bir defa, basında, bir insanla ilgili, haksız yere, yanlış bir haber çıkarsa, o insanın hayatı, ondan sonra değişebilmektedir, etkilenebilmektedir. Onun için de, cevap ve düzeltme hakkı çok insanî bir haktır. Yanlış bir haber, yalan bir haber çıktıysa, insanlar bunu düzeltme imkânına sahip olmalıdır ve basın-yayın kuruluşları da bunu yayımlamalıdır.

Bugün uygulamada şöyle örnekler var: Bazen, basın etik ilkelerine bağlı basın kuruluşları veya kişiler, zaten, yargıya intikal etmeden, gelen düzeltme taleplerini yayımlıyorlar; bu, güzel bir şey. Yani, etik içinde değerlendirilebilecek güzel bir uygulama. Fakat, bazen de, yargı kararıyla gelmiş cevap düzeltme metni bile şartlara uygun şekilde yayımlanmıyor; ya yeri değiştiriliyor ya puntosu değiştiriliyor veya zamanında yayımlanmıyor. Onun için, bu tasarıda bunlar garantiye alınıyor ve basın özgürlüğü ile insan ve toplumun korunması arasındaki o hassas denge böylece sağlanmaya çalışılıyor ve tek cezası düşürülmeyen, bir miktar yüksek tutulan cevap ve düzeltme hakkını yayımlamama cezasıdır. O yüksek tutulmuştur gerçekten ve ayrıca, hatta bir ek müeyyide getirilmiştir; cevap ve düzeltme hakkı yayımlanmazsa, şartlara uygun şekilde yayımlanmazsa, başka iki gazetede yayımlanmakta bu cevap ve düzeltme hakkı ve bunun da bedeli, yayımlamayan basın-yayın kuruluşundan alınmaktadır.

Ayrıca, hatırlayacaksınız, daha yeni yapılan anayasa değişikliğinde, matbaa araçlarına el koyma, müsadere gibi müeyyideler zaten Anayasadan da çıkarılmıştı. İşte, artık, ilkel sayabileceğimiz, gazete kapatma, matbaa araçlarına el koyma gibi müeyyideler burada da kaldırılıyor, öngörülmüyor ve tabiî, basın mesleğinde çalışanlar için, özellikle, haber kaynağını saklı tutma hakkı özenle burada korunuyor; hatta, mahkemede tanıklıktan bile kaçınabilir, tanıklık yapmayabilir, haber kaynağını saklı tutabilir; bu, gazetecilik mesleğinin uluslararası standartları içinde özenle korunan bir ilkesidir.

Dağıtım tekelini engelleyecek tedbirler alınmıştır, güçlendirilmiştir.

Burada, tabiî -dile getirildi- eser sahibinin sorumluluğu bu tasarıda esas alınıyor; yani, basılı malzemelerde eser sahibi sorumlu. Aslında, mevcut kanunda da esas olarak eser sahibi sorumlu; fakat, orada, aynı zamanda, sorumlu müdür de dahil oluyor. Burada ise, özellikle Avrupa hukukunda yeni, yaygınca benimsenen ve yerleşen, bir yazıyı yazan, bir haberi yazan esas olarak sorumlu tutuluyor.

Burada şöyle bir yanlış anlama var... Tabiî, muhabirler esas basın emekçileridir, onlar hepimiz için çok değerlidir, bu işin en meşakkatli yükünü taşıyanlardır "muhabirlerin haberleri editörlerce değiştirilirse" diye muhabirlerimizden bu tür düşünceler geldi; bu, değerlendirildi, üzerinde çalışıldı, fakat, buna, kolay da çözüm bulamıyorsunuz. Yani, neticede, haberi yazan, haberinin kaynağına, haberinin unsurlarına ve haberinin doğruluğuna dikkat etmek durumundadır. Eğer haberi değiştirildiyse editörlerce, zaten, o sorumlu değildir o zaman, onun cezaî bir sorumluluğu da yoktur. "Sorumlu müdür sorumludur" deseniz bile, orada, eser sahibinin sorumluluğu zaten kalkmıyor; ama, her iki durumda da eser sahibi, özellikle muhabirler için, kendi haberinin değiştirildiğini ispatlamanın bir yolunun bulunması gerekiyor. Yani, yeni tasarıyla getirilen fazla bir şey yok; her zaman eser sahibi sorumlu, ama, bir ortak sorumluluk.

Şimdi, biz, Avrupa hukukuna uyum açısından, eser sahibini özellikle sorumlu tutuyoruz; yani, her satırını yazan, onun farkında olsun ve sorumluluğunu da taşısın anlamında.

Genel olarak, tabiî, başka özellikler sayılabilir; burada, arkadaşlarımız da belirttiler. Tabiî, özellikle iki husus üzerinde Sayın Eraslan, Sayın Çorbacıoğlu durdular; bunlardan biri, tekelleşmeyle ilgili konudur. Basında yoğunlaşma sorunu, önemli bir konudur; doğrudur; fakat, biz, bunu, özellikle, tabiî, bu tasarıyı hazırlarken gözönünde tutmak zorunda olduğumuz Avrupa iletişim hukuku içerisinde de çok değerlendirdik, örnekleri inceledik, incelettik. Esasen, Basın Kanunu, bizim, şu anda, Avrupa Birliği uyum sürecimizin de önemli kanunlarından biridir. Bu konu, genelde, ticarî bir olay ve ticarî bir hak ve genelde de, rekabet hukuku içerisinde değerlendiriliyor.

Radyo ve televizyonlarla ilgili konu, radyo ve televizyonların yayınını düzenleyen kanunlarda düzenleniyor; onun için, Basın Kanunu içerisinde bunun bir örneği yok. Onun için, bu konu burada değerlendirilmemiştir.

İkinci konu ise, basın çalışanlarının haklarıyla ilgili editöryal bağımsızlık konusu. Bunu, aslında, Sayın Milletvekilimiz de ifade ettiler; bu, ayrı bir kanun, 5953 sayılı Kanun. Bu kanun, aslında, çok olumsuz bir kanun değil; şu anda aksaklıklar varsa, uygulamadan geliyor. Bu kanun iyi bir kanun; fakat, biz, yine de, bu kanun üzerinde, şu anda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Beşir Atalay (AK Parti, Ankara). “Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/besir-atalay-22-2004-06-09-basin-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-komisyonu-rapo (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
