# İstanbul milletvekili mustafa sezgin tanrıkulu'nun şahsına sataşması nedeniyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 24. Dönem)
- **Konuşmacı:** Beşir Atalay (AK Parti, Kırıkkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim
- **Tarih:** 20 Haziran 2012
- **Gündem:** İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU'NUN ŞAHSINA SATAŞMASI NEDENİYLE
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=18774
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/besir-atalay-24-2012-06-20-istanbul-milletvekili-mustafa-sezgin-tanrikulu-nun-sahsina-satasmasi-n

> Beşir Atalay (AK Parti), 20 Haziran 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU'NUN ŞAHSINA SATAŞMASI NEDENİYLE); konuşma 1.027 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Başkan.

Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

52 yıllık süre zarfındaki başvuru ve mahkûmiyetler esas alındığında Türkiye İnsan Hakları Sözleşmesi'ni en çok ihlal eden ülke oldu.

Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan İnsan Hakları Daire Başkanlığı bir ilke imza atarak, özellikle hâkim ve savcıların yararlanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türkiye ile ilgili en güncel kararlarını yayınladığı bir site kurdu.

Sitede, AİHM'nin, Türkiye ile ilgili 52 yıllık istatistiklerine de yer verildi. 1959-2011 arasındaki başvurular ve çıkan mahkûmiyetler esas alındığında, Türkiye, 2 bin 404 mahkûmiyetle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (AİHS) en çok ihlal eden ülke oldu. AİHS'nin ihlal edilen maddeleri üzerinden yapılan istatistiklerde de Türkiye, çok sayıda alanda en çok mahkûm olma unvanını kimseye kaptırmadı. Yaşam hakkı ve işkence gibi alanlarda Rusya'ya kılpayı geçilerek ikinci sırada yer alan Türkiye aleyhindeki 15 bin 940 başvurusu ise henüz karara bağlanmadı.

İhlal kararlarının türlerine bakıldığında da 52 yıllık dönemde, Türkiye, birkaç alan dışında, birinciliği kimseye kaptırmadı. Türkiye, "Etkin soruşturma yokluğu" nedeniyle 135 kez, "Özgürlük ve güvenlik hakkı" konusunda 554 kez, "Adil yargılanma hakkı" konusunda 729 kez, "ifade özgürlüğü" konusunda 207 kez, "Toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü" konusunda 53 kez, "mülkiyet hakkı" konusunda 611 kez mahkûm oldu ve AİHS'nin bu maddeleri ile ilgili açılan davalarda mahkûmiyet sayısı bakımından bütün ülkelerin üzerinde yer aldı.

Yaşam hakkı ihlali davalarında 92 kez mahkûm olan Türkiye, bu kategoride birinciliği 202 mahkûmiyeti bulunan Rusya'ya kaptırdı ve ikinci sırada yer aldı. Listedeki 30 ülkenin yaşam hakkı ihlali konusunda hiçbir mahkûmiyetinin bulunmaması dikkati çekti. "Etkin soruşturma" konusunda da Rusya 217 mahkûmiyet ile ilk sırada yer alırken, Türkiye, 138 mahkûmiyetle ikinci oldu. Rusya, "kötü muamele yasağı" alanında da 357 mahkûmiyetle, 243 mahkûmiyeti bulunan Türkiye'yi ikinci sırada bıraktı. Yargılamanın uzunluğu alanında ise İtalya, ikinci sıradaki Türkiye'nin üzerinde yer aldı. 1155 mahkûmiyeti bulunan İtalya'yı 493 mahkûmiyetle izleyen Türkiye, "Yargı kararlarının icra edilmesi" konusunda ise 38 mahkûmiyeti bulunan Rusya'ya kılpayı geçildi ve 37 mahkûmiyetle ikinci oldu.

Karnenin her alanı dolu.

Rusya dışında bütün ülkelerin AİHS'nin hiç ihlal etmediği en az bir maddesi bulunurken, Türkiye'nin de Rusya gibi karnesinde boş yer kalmadı. Türkiye'nin mahkûmiyetlerinin yüzde 21'i "adil yargılanma hakkı", yüzde 17'si "mülkiyet hakkı", yüzde 15'i "özgürlük ve güvenlik hakkı", yüzde 13'ü "yargılamanın uzunluğu" maddelerinden verildi.

AİHM, toplam başvurular düşünüldüğünde Türkiye ile ilgili yapılan başvuruların yüzde 65'ini sonuçlandırdı. Hakkında toplam 2 bin 747 karar verilen Türkiye ile ilgili yapılan 26 bin 929 başvuru (yüzde 59) kabul edilemez bulundu ya da kayıttan düşürüldü. Türkiye ile ilgili karara bağlanmayı bekleyen başvuru sayısı ise bugüne kadar yapılan toplam başvuruların yüzde 35'ine denk geliyor. 15 bin 940 karara bağlanmayı bekleyen başvurudan çıkacak olası mahkûmiyetler, Türkiye'nin birinciliği kaptırmamasına yol açabilecek.

1400 AİHM kararı, AİHM kararlarının icrası, raporlar, insan hakları temel metinlerinin yüklendiği www.inhak.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilen internet sitesinde, Türkiye'nin AİHM karnesine de yer verildi.

AİHM sayfasından alınan istatistiklerin yüklendiği sayfada yer alan 1959-2011 yıllarına ilişkin karşılaştırmalı tablolar, 52 yıllık dönemde Türkiye'nin AİHM'ye taraf 47 ülke arasında AİHS'yi en çok ihlal eden ülke olduğunu ortaya koydu.

Hakkında 2 bin 747 kararın verildiği Türkiye'yi, 2 bin 166 kararla İtalya, bin 212 kararla Rusya izledi. Türkiye, 52 yıllık dönemde karara bağlanan 2 bin 747 davanın 2 bin 404'ünde AİHS'nin en az bir maddesini ihlal ettiğinden tazminata mahkûm oldu. 57 davada haklı bulunan Türkiye'nin 204 dosyası dostane çözüm ya da düşme kararı ile sonuçlandı. Türkiye, toplam kararların yüzde 87,5'inde mahkûm oldu. Bu rakamlar, Türkiye'ye "en çok mahkûm olan ülke" unvanını kazandırdı.

Bu gerekçelerle anılan kurumun kurulması gerçekçi olmayacaktır.

Gerekçe:

-Tasarı, TİHK'nın bağımsızlığını güvence altına almamaktadır. İnsan hakları ihlallerinin temel sorumlusunun devletler ve hükümetler olması, ihlalleri önlemeye, hakları korumaya yönelik olarak oluşturulacak bir kurumun da mutlak surette devletin yönetim hiyerarşisinden bağımsız, onu dışarıdan gözlemleyebilen ve denetleyebilen bir örgütlenme modeline sahip olmasını gerektirirdi.

-Tasarının öngördüğü atama prosedürü bağımsızlık ilkesine aykırıdır. Tasarı, TİHK'yı Başbakanlığın yani Hükümetin sorumluluğu altında düzenlemektedir. Herhangi bir kurum ancak onu oluşturan bireyler kadar özgür olabilir. Dolayısıyla atamanın hangi organ tarafından yapılacağı ve seçim süreçlerinin nasıl işletileceği konusu son derece önemlidir.

- Tasarının öngördüğü görevden alma prosedürü bağımsızlık ilkesine aykırıdır. Görevden alma yetkisi bir ulusal kurumun bağımsızlığı ile yakından ilgilidir. Bağımsızlıktan ödün vermemek için ulusal insan hakları kurumu üyeleri kadro güvencesi altına alınmış olmalıdır. Başkanın ya da Kurul üyelerinin görevlerine keyfi biçimde son verilmesi olasılığının önüne geçilebilmesi için hangi koşullarda görevden alınabileceğini belirten objektif kriterler yasada açıkça ifade edilmelidir.

-Tasarının öngördüğü mali yapı bağımsızlık ilkesine aykırıdır. Paris İlkeleri'ne göre oluşturulacak ulusal kurumun mali bağımsızlığı ile işlevsel bağımsızlığı arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Tasarıda TİHK'nın gelirleri, diğer gelirlerin yanı sıra "genel bütçeden ayrılacak yardımlar" olarak belirtilmiş durumdadır. Ayrıca Tasarıda, Kurumun sahip olacağı finansal özerkliğin hangi düzeyde olacağı açık değildir. Bu da uygulamada, Kurumun uygun ve bağımsız bir bütçeye sahip olmasını güvenceye almamaktadır.

- TİHK, önceki tüm insan haklan kurumları gibi bir başkanlık mekanizması olarak tasarlanmıştır. Başkanın istememesi durumunda kurumun çalışma imkânı neredeyse yoktur. Kanun Tasarısı, TİHK için ikili bir kurumsal yapı öngörmektedir: Başkanlık sistemi ve İnsan Hakları Kurulu. Tasarıda tanımlandığı biçimiyle Kurul ile Başkanlık arasındaki yetki gücü bakımından oldukça büyük bir fark görülmektedir. Bu durum Kurulun şekli bir işlevi olacağı kaygısına yol açmaktadır.

-Tasarı, üyelerin seçim kriterlerini Paris İlkeleri'ne ve TİHK'nın işlevlerine göre belirlememiştir. İnsan hakları alanında çalışmak ve mücadele etmek, doğası gereği farklı mesleki arka planlara ve disiplinlere sahip uzmanların birlikte çalışmasını gerektirir.

-Tasarı, Paris İlkeleri'nin öngördüğü çoğulculuğu güvence altına almamaktadır. Paris İlkeleri'nde de belirtildiği gibi, ulusal kurumun bağımsızlığını güvence altına alacak unsurlardan birisi de böylesi bir kurumun karar verme organı içinde yer alanların çoğulculuk ilkesine uygun bir biçimde oluşturulmasıdır. Yanı sıra, karar verme organının farklılıklara saygı gösterme yeteneği ile donatılması gerekir. Belli bir etnik, dinsel, kültürel ya da mesleki grubun üyelerinden oluşan bir ulusal kurum, toplumdaki çeşitliliği yansıtmaktan uzaktır ve bundan ötürü de içinden geldiği toplumu tam olarak temsil edemez.

- Tasarı, TİHK'ya insan hakları ihlallerini önleme imkanını yeterince sunmamaktadır. Tasarı ile TİHK'ya geniş bir yetki alanı sunulmuş olmakla birlikte bu yetki alanı Paris İlkeleri'nde öngörülenin aksine spesifik ve ayrıntılı olarak belirlenmemiştir.

- Tasarı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye Ek Protokolü'nün (Seçmeli Protokol) öngördüğü nitelikte bağımsız, işlevli ve etkin bir önleme mekanizmanın oluşturulmasına izin vermemektedir. Çünkü Seçmeli Protokol'ün öngördüğü bağımsızlığı güvence altına alınmış "ulusal önleme mekanizması" söz konusu Tasarı ile Türkiye İnsan Hakları Kurumu'nun bir alt birimi haline getirilmektedir. Bu, "ulusal önleme mekanizmasının oluşturulması sürecinin de kapsayıcı ve şeffaf olmadığı anlamına gelmektedir.

---

**Kaynak gösterme:** Beşir Atalay (AK Parti, Kırıkkale). “İstanbul milletvekili mustafa sezgin tanrıkulu'nun şahsına sataşması nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim tutanağı, 20 Haziran 2012. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/besir-atalay-24-2012-06-20-istanbul-milletvekili-mustafa-sezgin-tanrikulu-nun-sahsina-satasmasi-n (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=18774

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
