# 10/127, 10/10,10/11,10/36 ve 10/39 sayılı meclis arşt.önergeleri hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim
- **Tarih:** 21 Ekim 2003
- **Gündem:** 10/127, 10/10,10/11,10/36 VE 10/39 SAYILI MECLİS ARŞT.ÖNERGELERİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2003-10-21-10-127-10-10-10-11-10-36-ve-10-39-sayili-meclis-arst-onergeleri-hakki

> Bihlun Tamaylıgil (CHP), 21 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 10/127, 10/10,10/11,10/36 VE 10/39 SAYILI MECLİS ARŞT.ÖNERGELERİ HAKKINDA); konuşma 1.092 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince, İmar Bankası AŞ'ye BDDK tarafından el konulmasıyla başlayan ve gittikçe daha da karmaşıklaşan mudilerin durumu ve bankanın yetkisi olmaksızın hazine bonosu alım satımında bulunması konusunda BDDK'nın sorumluluğunun araştırılması amacıyla talep ettiğimiz Meclis araştırması önergesi hakkında söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmeler sırasında, milletvekilimiz Sayın Mehmet Ergün Dağcıoğlu, konu hakkındaki hassasiyetlerini çok güzel şekilde ilettiler ve özellikle CHP Grubuna yönelik olarak izahta bulundular; ancak, bilinmesini isterim ki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, mevcut 5 önergenin 3'ünün sahibi olarak, en az kendileri kadar bu hassasiyetini sürdürmektedir. Özellikle, konunun çözüm aşamasında sonuna kadar takipçisi olarak bu hassasiyetini devam ettirecektir. (Alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, BDDK konusunda detaylı görüşmemizi yaparken, biz, BDDK'nın yapılanımı veya bağımsız üstkurulların yapılanımını yargılar bir noktada olmamalıyız. Türkiye'deki bağımsız üst kurul yapılanımının gerekliliğini ve Avrupa Birliği müktesebatı gereği Ulusal Programımızda bağımsız üstkurulların varlığını unutmamamız gerekir. Bu noktadan hareketle, bugün görüşeceğimiz ve değineceğimiz konu, oluşan görev ihmalleri, kanunî olarak verilen yetkilerin kullanılmayışıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özerk kurumların ortaya çıkış nedenlerini incelediğimizde, bunların üç temel başlıkta toplandığı görülmektedir. Bu nedenlerin ilki, devletin klasik işleyişinin günümüz toplumunun ihtiyaçlarına tam olarak yanıt veremez duruma gelmesidir. Klasik devlet yapısının iş yapış şekilleri ile bürokrasinin ağır ve şeffaflıktan uzak yapısı, belli sektörlerin işleyişine ilişkin olarak devletin düzenleme ve denetleme görevinin, siyasetten uzak ve ilgili sektörde uzmanlık kazanmış kadroların oluşturacağı dinamik ve bağımsız bir yapılanma tarafından yerine getirilmesi gereğini ortaya koymaktadır.

İkinci neden, Anayasada düzenlenmiş olan bazı temel hak ve özgürlükler ile bankacılık, sermaye piyasası işlemleri gibi bazı ekonomik etkinliklerin, kaynak kullanımını ve ekonomik verimliliği artıracak bazı mekanizmalara ihtiyaç duyar hale gelmiş olmasıdır.

Üçüncü neden ise, özelleştirme uygulamalarıyla devletin faaliyetten çekilmiş olduğu bazı sektörlerde devletin denetim ve gözetim görevini yerine getirmesinin sağlanmasıdır.

Görüldüğü gibi, özerk kurumların ortaya çıkış temelinde, değişen kamu yönetim anlayışı yatmaktadır. İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri, daha sonra Avrupa Birliği ülkeleri ve daha sonra da eski Doğu Bloku ülkelerinde oluşan bu yapılanım, 1980'li yıllardan sonra, Türkiye'de de özellikle düzenleme, denetleme ve koruma görevini üstlenen özerk ve bağımsız yapılanma ihtiyacı olarak kendini göstermiştir.

Ülkemizde, değişik alanlarda faaliyet gösteren farklı üstkurullar bulunmaktadır; ancak, son dönemlerde, değişik platformlarda en çok tartışılan ve İmar Bankasının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devralınması sonrasında yaşanan gelişmelerde en çok dikkati çeken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumudur.

BDDK, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlarını korumak, malî piyasalarda güven ve istikrarı sağlamak, ekonomik kalkınmanın gereklerini de dikkate alarak kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını temin etmek ve ekonomide önemli zararlar doğurabilecek işlem ve uygulamaları önlemek amacıyla her türlü tedbiri almak ve uygulamakla yükümlü ve yetkili olmak üzere, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kuruluştur.

İmar Bankası olayına geldiğimizde, bu süreçte, kurul, konuyla ilgili olarak, yalnızca mevduatın devletin güvencesinde bulunduğunu belirtmekte, bankadan hazine bonosu olan vatandaşların mağduriyetindeki sorumluluğuna ilişkin olarak ihbar gerekliliğini dile getirmektedir; ancak, bankaların repo ya da makbuz karşılığı sattığı bonoların banka kasasında saklandığını denetlemek ve açığa satış yapılmasını engellemek BDDK'nın görevleri arasındadır. Bu kapsamda, gereken tedbirlerin alınmamış olması ve açığa satış işlemlerine müdahale edilmemesi, halkın, bankanın durumu ve yetkilerinin sınırıyla ilgili bir bilgiye sahip olmaksızın devletin hazinesinin çıkardığı bonoyu aldığı düşüncesiyle yatırım yapmasına neden olmuştur.

Ayrıca, İmar Bankasında mevduat sahibi olan veya hazine bonosu alan yatırımcılar, kaybın karşılanma şekliyle ilgili net bir bilgi sahibi değildir. Görüşmelerin başında, Sayın Başbakan Yardımcımız, en kısa sürede bu mağduriyetlerin karşılanacağını dile getirmişler; ancak, 7 800 000 000 000 000 olarak biçtikleri tutarın içinde hazine bonosu mağdurlarının geleceğinin ne olacağını net olarak bildirmemişlerdir. Bu konuda gerekli cevabın, mağdurlara, Sayın Bakanımız tarafından verileceğini umuyorum.

İmar Bankası yaklaşık onüç yıldan beri yetkisi elinden alındığı halde, hazine bonosu satmak için yaptığı reklamları ve 1 000 000 000 000 000 lirayı aşan -ki, bu, beyanlardan da ortaya çıkmıştır- hazine bonosu satışını, ilgili, görevli ve sorumlu kuruluşların fark etmemiş olması son derece düşündürücüdür.

Türkiye malî piyasaları her geçen gün yeni mağdur yatırımcı kitleleri ortaya çıkarmaktadır.

Geçmişte BDDK'nın elkoyduğu diğer bankalardaki hazine bonosu, devlet tahvili sahipleri ve mevduat sahipleri mağdur olmamışlardır. Bundan önce elkonulan 20 bankada yatırımları bulunan kişiler hiçbir mağduriyet yaşamazken, AKP Hükümeti döneminde ilk olarak yaşanan bu olayda yatırımcı mağdur olmuştur. Aradan geçen sürede de hiçbir somut gelişme olmadığı görülmektedir; sadece dilekler ve vaatler vardır.

İmar Bankasının yetkisi olmadığı halde hazine bonosu satışına aracılık ve çifte kayıt yaptığı ortaya çıkmıştır. Peki, bütün bunlar olurken devletin yetkili kurumları neredeydi? Daha önce neden harekete geçilmedi? Hangi yetkililer görevini ihmal etti? Bu ihmallerin faturası hep yatırımcıya mı çıkacak?

Bu başlıklarda sorgulamaların yapılması büyük bir gerekliliktir. Devletin güvencesi ve denetimine güvenen binlerce yatırımcının Türkiye'nin zor ekonomik koşullarında biriktirmiş oldukları tasarruflarını değerlendirmeye çalışırken, tamamen kendi inisiyatifleri ve kontrolleri dışında yaşanan gelişmeler sonrası son derece ağır bir mağduriyetle karşılaşmış olması kabul edilemeyecek bir durumdur.

Devlete güvenmek suç mudur? Gerek Başbakanımız gerekse konuyla ilgili bakanlarımız, bu bankaya parasını yatıran tasarruf sahipleri için "yüksek faizle para yatırırken bize mi sordunuz" demektedirler. Kamu idare görevi kimin için yapılmaktadır? Vatandaşa "aklın neredeydi" derken, kamu kurum ve kuruluşlarının aklı ve yetkileri neredeydi? Tek suçlu, yeterince bilgilendirilmeyen ve devletin yönetimine güvenen halk mıdır?

Bankanın belli bir risk kapsamında bulunduğundan hareketle, yönetimine, bir yıl önceden, bir üye ataması yapılmıştır. Risk taşıyan ve devlet güvencesi şemsiyesi altında olan bu örnekte, bu risk için gerekli idarî özen yeterince gösterilmiş midir?

Diğer taraftan, BDDK, Merkez Bankasınca 3 Ağustos 1998 tarihinden itibaren yürürlüğe konulan repo genelgesine karşın, açığa repo işlemlerinden söz edebilmektedir. Eğer söz konusu genelgeler, birer uygulama aracı olarak denetim fonksiyonu olmak işleviyle hayata geçirilemeyecek ise, her şeyden önce, genelgelerin, ne amaçla çıkarılmış olduğunu sorgulamak gerekmektedir. Ayrıca, hazine bonosu ve devlet tahvili... Bilindiği üzere, yüksek içborçlanma ihtiyacından dolayı her hafta büyük montanlı işlemler yapılmakta ve bunların fizikî dolaşım imkânı olmamaktadır. Karşılığında verilen makbuzların hukukî geçerlilikleri ve taşıdıkları sorumluluğun farkında olmak yatırımcının üzerindeki bir sorumluluk değildir. Bu sorumluluğun getireceği sonuçları takip etmek ve bunların neticesinde oluşan mağduriyetleri karşılamak yine ilgili otoritelerindir.

Son yaşanan İmar Bankasına elkonulması sürecinde, BDDK'nın İmar Bankasının hesaplarına ve kayıtlarına ulaşamadıkları yönündeki açıklamaları, farklı bir soruyu ortaya çıkarıyor. Bugüne kadar Türk bankacılığı, sadece kredi ve döviz pozisyonu riskleri ile sermaye yeterliliği riskiyle değerlendiriliyordu; bugün yeni bir risk türü ortaya çıkmış oluyor; bu da işlem riskleri üreten bir örnek olarak kendini gösteriyor; yani, artık, kayıtlara ulaşılamaması da ayrı bir risk midir?

BDDK bir güven müessesesidir. BDDK finans sistemimizin sağlığı için bir koruyucudur. BDDK, itibarlı, saygın, sağduyulu, becerikli, tecrübeli, bilgili, bağımsız, vizyon sahibi, ileriyi görebilen, cesaretli, çabuk karar alabilen ve güvenilir bir kurum olmak zorundadır ve biz bu araştırmayı yaparken BDDK'nın bu işlevini değil, bu kurum çatısı altında yetkilerin yeterince kullanılmaması ve görev ihmallerini dikkate almak zorundayız; çünkü, bu noktada yapılacak herhangi bir yanlışlığın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “10/127, 10/10,10/11,10/36 ve 10/39 sayılı meclis arşt.önergeleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 21 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2003-10-21-10-127-10-10-10-11-10-36-ve-10-39-sayili-meclis-arst-onergeleri-hakki (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
