# Bazı kanunlarda değişiklik türkiye imar bankası t.a.ş. hakkında kan.tas. (s.sayısı : 304 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim
- **Tarih:** 11 Aralık 2003
- **Gündem:** BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK TÜRKİYE İMAR BANKASI T.A.Ş. HAKKINDA KAN.TAS. (S.SAYISI : 304 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2003-12-11-bazi-kanunlarda-degisiklik-turkiye-imar-bankasi-t-a-s-hakkinda-kan-ta

> Bihlun Tamaylıgil (CHP), 11 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK TÜRKİYE İMAR BANKASI T.A.Ş. HAKKINDA KAN.TAS. (S.SAYISI : 304 )); konuşma 1.341 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Bankalar Kanununun 14 üncü Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketi Hakkında Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşülmekte olan yasa tasarısını gündeme getiren başlık, Türk bankacılık sektörü ve yatırımcıları açısından çok büyük bir önem taşımaktadır. Aynı zamanda, ilgili konuda bugüne kadar elde edilen sonuçlar, bir başarısızlık ve görevi ihmal sürecinin de açık ve net göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, İmar Bankası olayının gerçekleştiği döneme kadar Türkiye'de 20 tane bankaya el konulmuştur ve bu 20 bankanın mevduat sahiplerinin hiçbiri, gerek hazine bonosu sahibi olsun gerek döviz tevdiat hesabı sahibi olsun gerek mevduat hesabı sahibi olsun, hiçbiri zarar görmemiş, mağdur duruma düşmemiştir; ama, ne yazık ki, İmar Bankasına el konuluş sürecinden sonra, sayıları 400 000'i aşan mevduat mağduru büyük bir sıkıntı içinde kalmış, her gün "benim param ödenecek mi" beklentisiyle ertesi güne kavuşmaya çalışmıştır. Burada bir sonuç vardır; bu sonuç da, İmar Bankasının mağdurları, aslında, İmarzede olmanın yanında, bir de AK Partizede olmuşlardır. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Uzanlara kimse bir şey söylemiyor!

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bugüne nasıl geldik, geçmişe dönerek kısaca bir hatırlayalım ve kimler hangi sorumlulukla neler yapmış, daha doğrusu neler yapmamış, bunu tespit edelim.

İlgili banka, 20 Haziran 1994 tarihinde banka kredilerinin tamamına yakınını grup şirketlerine kullandırması, bankacılık işlevlerinden uzaklaşması, gelir-gider dengesinin bozulması, kârlılığın düşmesi ve likitide sıkışıklığı yaşanması nedeniyle, eski Bankalar Kanununun 64 üncü maddesi, yeni Bankalar Kanununun 14 üncü maddesi kapsamına alınmıştır. Bu kapsamda bulunmasına rağmen, olumlu adımların eksikliğinden dolayı, 2001 yılında, banka yönetimine, BDDK tarafından yönetim kurulu üyesi atanması kararı verilmiştir. Peki, bunca kayıtsızlık ve kanuna uygunsuz bankacılık yapılırken, bu üye, gözetim için bulunduğu bu görevde hangi işlevi yerine getirmiştir? Denetimin temel yöntemleri vardır ve o dönemdeki yönetimce uygulanan tasarrufu denetlemek üzere gerekli meslekî donanım eksiklikleri mi bu süreçte gerçekleşen işleri tespit edememe sonucunu ortaya koymuştur? İlgililerin tabiriyle, organize bir suç ve dolandırıcılık tanımlarının yapıldığı bankada bu ölçüde bir sonuca gidilirken, görev sorumluluğunda olanlar neden tespit eksikliği içinde olmuşlardır? Bankanın belli bir risk kapsamında bulunduğundan hareketle yönetime atama yapıldıysa, risk taşıyan ve devlet güvencesi şemsiyesi altında, bu örnekte, bu risk için, gerektiği kadar, yeterince idarî özen gösterilmiş midir?

Bugün, İmar Bankası örneğine baktığımızda, ilgili kurum ve kuruluşları denetlerken veya onlar hakkında değerlendirme yaparken, bir de, hükümetin, öncesinde ve sonrasındaki uygulamalarına dikkatinizi çekmek istiyorum. İmar Bankasına el koyma sürecinin öncesinde, 12 Haziran tarihinde, grubun Çukurova Elektrik ve Kepez Elektrik Şirketlerine el konulmuştur. Bu süreçten sonra görülmektedir ki, bankanın içerisinde nakit hareketleri hızlanmıştır ve bu nakit hareketleri hızlanırken, BDDK da, bu konuda belli uyarılarda bulunmuştur; ancak, o noktada BDDK karar verme yetkisine sahip değildir; çünkü, kurulun bir üyesi Hazine Müsteşarlığına atanmış, diğer iki üyesi ise, görev sürelerinin dolması nedeniyle, kurulda görev yapamamışlardır ve bu süreçte, yani, 12 Haziran ile 3 Temmuz arasında geçen süreçte, BDDK, bırakın karar almayı, toplanamamıştır da ve bu dönemde ortaya çıkan bütün zararın sorumlusu hükümettir; çünkü, hükümet "mutlaka benden olsun" mantığıyla, kurula üye atamalarında bekleyerek zaman kaybederken, diğer taraftan, hızlandırılan süreçte, banka ve mağdurları üzerinde büyük bir fatura ortaya çıkmıştır.

Bunun yanı sıra, hükümetimizin ilgili bakanı, dönem dönem açıklamalarında, İmar Bankasına müdahale olayının hükümetin büyük bir başarısı olduğunu dile getirmiştir; ancak, bakıyoruz ki, ilgili kurumlar tarafından yapılan açıklamalarda, eğer ki, banka yönetimi, 12 Haziran sonrası 750 trilyon olarak belirlenen resmî kayıtlarının üçte 1'ini oluşturan rakamda nakit hareketi oluşması ve sonrasında yönetimden çekilme isteğini dile getirmese, hükümetimizin ve ilgili kurullarımızın bu konudan en ufak bir haberi olmayacaktır ve bu haberi olmayış devam edecek ve ortaya çıkacak kayıp tutarı belirsizliğini sürdürebilecektir. Görülen açık nokta şudur: Bilgi ve denetim gücü kullanılarak müdahale edilmiş değildir. Bankanın o dönemdeki yönetiminin nakit akımındaki problemler yüzünden yönetimden ayrılması sonucu bu süreç işlemeye başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, İmar Bankası olayına baktığımız zaman, buradaki suçlular veya görev eksikliği olanlar bellidir. Çok haklısınız; biraz önce, değerli milletvekili "İmar Bankası olayında Uzanların hiç mi suçu yok" dedi. Tabiîdir ki, bankacılık tarihinde, Türkiye'nin bankacılık tarihinde bir eşi görülmemiş dolandırıcılık, yolsuzluk ve çifte kayıt, teknik imkânları kullanarak hesapları yanıltma veya ilgili devlet kademelerini yanıltma suçları vardır; ama, bunun yanında, hükümetimizin de el koyma süreci ve sonrasında taşımış olduğu sorumluluklar da vardır.

Diğer taraftan, ilgili kurum ve kuruluşların da görev ihmalinden ortaya çıkan eksiklikleri vardır; ama, burada tek bir suçsuz vardır, o da, devletin güvencesine ve devletin, şu anda baktığınızda, büyük bir oranda iç borçlanmayla ortaya çıkan ihtiyacına katkıda bulunmak amacıyla yatırım yapmış olan mudilerdir ve buna istinaden, dönem dönem, Sayın Başbakanımız veya değerli bakanlarımız açıklamalarda bulunmaktadır "acaba, siz bize mi sordunuz bu bankaya giderken? 3-4 puan faiz fazlası almak için burayı tercih ediyorsunuz" diye.

Değerli arkadaşlarım, aslında, devlet güvencesi ve devlete güvenmek birinci faktördür; ama, değerli hükümetin yapmış olduğu bir özelleştirme faaliyeti de önemli bir referans teşkil etmiştir. Geçmişi kısaca bir hatırlayalım ve özelleştirmede hükümetimizin yetkili bakanlığının ve kurumlarının, Türkiye'nin en önemli petrokimya şirketi olan Petkimi, sadece ve sadece diğer ihaleye katılanların üzerinde fiyat teklifi verdiği için aynı grubun bir şirketine verdiğini unutmayalım. Yani, demek ki, bu grubun biraz daha yüksek getiri teklifi vermesi, seçim aşamasında, tercih aşamasında etkin bir rol oluyor. Mudiler kadar, hükümetimiz ve özelleştirmeyle ilgili kurum, bakanlık ve kurullarımız da bunu tercih etmişler. Ancak, bu tercihte, özellikle, özelleştirmenin gerçekleşmemesinden doğan, Türkiye'nin ekonomik hedeflerinde gerilemeye de yol açan bu sonucu üstlenen herhangi bir hükümet yetkilisi olmazken Petkim konusunda "neden bu gruba güvenip de paranızı yatırdınız" diye, buradaki mağdurların üzerine gidilmekte ve mağduriyetleri gün geçtikçe artırılmaktadır.

Bu noktadan sonra, bir de Hazine bonosu olayına değinmek istiyorum. Hazine bonosu olayında da çok acı gerçekler vardır.

Değerli arkadaşlar, bırakın bütün denetimlerin, gözetimlerin eksikliğini, 14 Mart tarihinde, devletin diğer bir idarî kademesi, Maliye müfettişliği, raporuyla, bu bankanın hazine bonosunu izinsiz sattığını ilgili kurula bildirmiştir. İlgili kurul ne yapmıştır; hiçbir şey ve hatta, kendi görevini takip etmesini, kurulun da yine murakıplar vasıtasıyla bu denetimlerinin devam edeceğini dile getirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İmar Bankasının, bankacılık yapma izni kaldırılıncaya kadar off-shore konusunda yapmış olduğu işlemlerin hepsi birer bankacılık faaliyetidir ve bu işlemlerin arasında İmar Off-Shore Limitet Şirketinin muhabir bankacılığı da bu bankacılık işlemlerinin önemli bir başlığını teşkil ediyor.

Sistemimizde off-shore hesap açılması yasak olmadığı gibi, bu hesaplardan elde edilen faizden de vergi alınmaktadır; yani, yapılan bu işlem, hukuk sistemimizde yasal bir işlemdir. Off-shore hesap açılması gibi, hesabın kapatılması veya yurtiçi muhabir bankada vadeli veya vadesiz hesap açma işlemi de yasal bir işlemdir. O halde, 3 Temmuz 2003 tarihi de dahil olmak üzere, muhabir banka olan İmar Bankasına müracaatla off-shore hesabını kapatıp, gerekli makbuzları imzalayıp, hesap cüzdanlarını teslim ettikten sonra, muhabir banka olan İmar Bankasında vadeli veya vadesiz hesap açma, hukuka aykırı bir işlem değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tamaylıgil.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Bakınız, TMSF yetkilileri, komisyon çalışmalarında, mevduat sahibi niteliklerine sahip olmanın başlıklarını sıraladılar ve bu sıralamanın altında da gerekli belge ve evrakların neler olması gerektiğini dile getirdiler ve denildi ki "biz, bizim elimizdeki kayıtlarla, yani, İmar Bankasında ulaşmakta zorlandığımız, ama, ulaştığımız kayıtlarla mevduat sahibinin elindeki mevduat cüzdanlarını karşılaştırıyoruz." Bunlar önemli belgedir. Diğer taraftan, vatandaşlık belgesi, vergiyle ilgili belge, ikametgâh gibi...

Bakıyorsunuz, off-shore hesabından mevduata dönmüş ve mevduat sahibi olmuş kişiler de aynı belgelere sahip. "Siz bir ay önceden bankacılık işlemlerini yaptınız; ama, burada adil olmayan bir tercihte bulundunuz" demek gibi bir hak var mı?! Bu kişilerin, off-shore'da hesap süresi, vadeleri bitmiştir. Vade bittikten sonra parasını çekip başka bir bankaya yatıran ile parasını çekip döviz alan kişi bu konuda suçsuz ve istediği gibi kendini garantilemiş oluyor da, neden İmar Bankasına mevduat açmış kişi bütün varlığını kaybediyor? Bunun, hangi hukukta, hangi kuralda yeri var acaba?! (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, bu tasarının yasalaşması halinde, mudiler, TMSF'den bir ödeme alamayacaklar, gibi, ellerindeki İmar off-shore belgelerini de teslim ettikleri için, İmar off-shore'a karşı da herhangi bir müracaat hakları kalmayacaktır. İnsan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olan ülkemizde, bu tasarıyla, muhatabı belli olmayan bir mudi kitlesi oluşacaktır. Böyle bir durum, Avrupa Birliğine girmekte olan ülkemizi, vatandaşlarının sorununa çözüm bulamayan, vatandaşlarını ortada bırakan bir ülke konumuna düşürecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “Bazı kanunlarda değişiklik türkiye imar bankası t.a.ş. hakkında kan.tas. (s.sayısı : 304 )”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 11 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2003-12-11-bazi-kanunlarda-degisiklik-turkiye-imar-bankasi-t-a-s-hakkinda-kan-ta (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
