# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 14 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-23-2010-12-14-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Bihlun Tamaylıgil (CHP), 14 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.075 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı bütçesi üzerinde ve BDDK bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve siz saygıdeğer milletvekillerini selamlıyorum.

Ayrıca, bu bütçe ve bunun uygulanması sürecinde önemli katkıları olan ve olacak olan değerli bürokrat arkadaşları da aynı şekilde sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz BDDK, bankacılık ve sadece bankacılık gibi görünen ama aslında Türk finansal sektörünün önemli kalemlerini teşkil etmesi gereken, içerisinde leasing, factoring, tüketim finansman kuruluşlarının da yetki, sorumluluk ve çalışma alanlarını denetleyen bir kurum. Ama BDDK deyince hepimiz öncelikle bankalar, bankacılık sistemi, sorunları ve gelişmelerini değerlendiriyoruz. Zaten yapılan hata da buradan kaynaklanıyor Türkiye’nin bakış açısı açısından değerlendirdiğinizde.

Neden mi derseniz? Nedir bankacılık ve finans? Üretim ve yatırıma kaynak yaratmak için tasarrufları yönlendiren ara birim. Peki, tasarrufların oluşumu, tasarrufların oluşumuyla beraber kaynak kullanımı ve kaynakların değerlendirme modellerinde üretken olduk mu, sadece bankacılık sistemine mi bağlı kaldık? Bugün ortaya çıkan finansal büyüklükler ve rakamlar açısından karşılaştırdığımızda önümüzdeki örnek bize büyük bir ezici kaynak yaratımın bankacılık sistemi kanalıyla oluştuğunu ortaya koymakta. Ancak biz gerek tasarrufları, iç tasarrufları geliştirmek gerekse üreten bir Türkiye modelinde, istihdam yaratan bir Türkiye modelinde kaynak yaratma formülasyonlarını ve yapılarını geliştirmek için yapmamız gerekenler açısından ne yaptık? Ne yazık ki hiçbir şey yapılmadı. Çünkü neye üzülüyorum biliyor musunuz, 2003 yılında Meclis çatısı altında bir finansal piyasalar komisyonu oluşturulmuştu, araştırma komisyonu. Çünkü o zaman, yine Sayın Başbakan “Bizim dönemimizde hiç bankaya el konulmadı.” dedi ama el konulmuş olan, Türk bankacılık tarihinin en büyük fiyaskosu olan İmar Bankası olayı olmuştu. Arkasından, sektörel değerlendirme ve bankacılık kanunun çıkması söz konusuydu ve Meclis bir araştırma komisyonu kurdu. Bu araştırma komisyonu ne yaptı? Çalışmalarını tamamladı, leasing, factoring ve diğer bütün finansal kuruluşlarla ilgili tavsiyelerini ortaya koydu ama Meclise getirip görüşme ihtiyacı duyulmadı. Neden? Çünkü, biz önümüze bakmak değil, ortaya çıkanı derdest etmek veya var olanı bir şekilde idare etmek üzere yürütme yetkisi kullanılan bir yönetimle idare ediliyoruz. Finansal piyasalar açısından baktığınızda böyle bir sürecin işlediğini de ne yazık ki görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Sayın Tütüncü açıkladı. Türkiye’de ekonomik model olarak ortaya çıkan sonuç nedir? 2000’li yıllardan sonra yüksek likiditasyon, o likiditasyonun sağlamış olduğu finansal bolluk ve o bolluk neticesinde gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin içinde bulunduğu durumdan faydalanarak kendilerine yarattıkları rant. Türkiye bunun için çok önemli bir altyapı oluşturdu. Şöyle bir baktığınızda, daha 3 Kasımdadır, Amerikan Merkez Bankası FED, 600 milyar doları, sıfır faizle, dünyaya, daha doğrusu basarak, kullanıma açacağını açıklamıştır önümüzdeki yıl için. Ne olmuştur? Bu para gelmekte, bizim gibi ülkelerde, Türk lirasının değerlenmesinin neticesinde hem değer artışından para kazanmıştır hem de ortaya çıkan faizden bir gelir elde etmiştir. Bakın, 1 Kasım 2009 ve 1 Kasım 2010 ortalama döviz kurlarından bir hesap yaptığınızda dolar bazında yüzde 13, euro bazında yüzde 20’lere yaklaşan bir gelir oluşmuştur. Nedir bu? Kimden gitmektedir? Peki, bu uygulama nasıl olmuştur? Ha, bu likiditasyon işimize gelmektedir. Bu sayede ithalat patlamıştır. İthalat patladığı zaman cari açık oluşsun canım, ne fark eder, yine 45 milyar dolara doğru gidiyoruz. E, bu arada ithalatın patlamasıyla ithalattan alınan vergiler artmıştır. Kullanılan, getirilen ürünlerin ÖTV’si artmıştır, gelir yaratılmıştır. E, bütçemiz de tutmaktadır veyahut açığımız azalmaktadır. Ee, bizden mutlusu yok… Sonu nasıl gelecek? Sonu nasıl gelecek? Bu çarpık, bu bozuk, bu tehlikeli gidişin sonu nasıl gelecek? Bunu hiçbir zaman düşünmemek lazım. Düşünmediğimiz gibi de… Aynı şekilde, bunlara karşı alınacak önlemleri, hep beraber, gerçekleri ve doğru politikaları değerlendirerek ortaya koymamız lazım.

Bakınız değerli arkadaşlar, burada tabii iç tasarruf eksikliğinden bahsedildi. Bankacılık sektörü ve sistem açısından baktığınızda özelinde de sorunlar var. Yani bugün bankacılık sektöründe, Sayın Başkanın açıklamalarını da takip ediyorum, Plan ve Bütçe Komisyonundaki açıklamaları da değerlendirdiğinizde, doğrudur, 2009’a göre bir düzelme var. Ama biz hâlâ, ne kredi mevduat oranında ne de diğer pek çok oranda 2008 veya öncesindeki noktalara gelmedik. Çünkü, baktığınızda 2009’un bir baz etkisi var ve bu baz etkisinin ortaya koymuş olduğu bu dönemdeki göreceli iyileşmeyi, esas sınavın 2011’de olduğunu dikkate alarak değerlendirmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Bunun yanında, hazır Plan ve Bütçe Komisyonunu dile getirmişken bir konunun daha altını çizmek ve bu konuda hangi kriterlerde bir öngörü içindeler, onu öğrenmek istiyorum. Malumunuz, bir torba yasa görüşülmekte ve bu torba yasa içeriğinde de Maliyeye ve kamuya olan borçlarla ilgili bir taksitlendirme ve bu taksitlendirmenin de kredi kartlarıyla yapılması imkânının tanınmasına dair bir düzenleme var. Şimdi, malumunuz, Türkiye’de kredi kartlarıyla ilgili dönem dönem önemli sorunlar yaşanıyor. Denilebilir ki, müşteri bazında, müşterinin riskine göre bu kredi kartı limitleri belirleniyor. Ama burada, sonuçta, bir taraftan kredi kartı borçlusu olan ve bu yeniden yapılandırmadan etkilenecek, kullanacak yatırımcıyı veyahut oradaki kişiyi mağdur etmeden, diğer taraftan bankaları herhangi bir riske atmadan, sadece ”Devlet tahsilatı yapılıp” deyip ikisini karşı karşıya getirecek bir ortam yaratılmamalı. Çünkü bakın, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu’nu artırdınız, getirdiniz bankalarla tüketiciyi karşı karşıya bıraktınız. Sonuçta para sizin cebinize girecek, hazineye gelecek ama şimdi mücadeleyi ve birbirleri arasındaki sorunu çözmeyi ne yazık ki bankalarla tüketici kredilerinin sahipleri yaşıyor veya kredi sahipleri. Yani geriye dönük olarak bir uygulamayı ortaya koydunuz ve bu geriye dönük uygulamadan dolayı da şu anda tarafları birbirine düşürdünüz. Yani burada düzenlemek, devlet olmak, yetki kullanmak ve bunları sağlamak netice itibarıyla sizlerin uhdesinde ve görevinde olan gelişmelerdir. O yüzden, sorun yaratan değil çözüm yaratan bir bakış açısında olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Diğer taraftan, krediler arttı, mevduat arttı, güzel, bu sene arttı ama nereye gitti bu krediler? Bakıyorsunuz, ticari kredilerden öte artan bireysel tüketici kredileri çünkü ana ekonomik perspektifimiz bunu getiriyor, borçlanalım, harcayalım. Borçlanma neyle? Nasılsa bizde bol sıcak para dışarıdan basıp basıp yollayanlar var ve ülkede bu şekilde giden bir yapı. Bunun tehlikesini çok iyi görmek lazım, bunun risklerini çok iyi algılamak lazım. Üretimin artması, katma değeriyle beraber gelişen bir Türkiye için dünyadaki finansal gerçekleri ve riskleri de görerek doğru kararları almanın çok önemli olduğunu bir kez daha belirtmek gerektiğini düşünüyorum.

Diğer taraftan, baktığınız zaman bir de leasing konusu var. Şimdi bakınız, leasing konusunda da -Değerli Milletvekilimiz Sayın Aslanoğlu dönem dönem dile getirdi- bu leasing şirketlerinin özellikle yatırım mallarında yüzde 18’lik bir KDV oranı var ama eğer siz krediyi bir teşvik kapsamında yatırım malı olarak aldığınızda yüzde 1 KDV. Peki, biz -biraz önce baştan da söyledim- finansal kurumları çeşitlendirip güçlendirmeyi düşünüyor muyuz düşünmüyor muyuz?

Diğer taraftan, yine leasing konusunda, factoring ve tüketici şirketleri konusunda verilmiş olan, yıllardır bekleyen kanun teklifleri ve tasarıları var; bekliyor, SPK için de bekliyor, BDDK için yapısal düzenlemelerle ilgili bazı maddeler var ama yapılan ne? Yapılan: BDDK, SPK, TMSF, Halk Bankası, Ziraat Bankasını alalım, TOKİ var… Yine karşımıza TOKİ çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-23-2010-12-14-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
