# Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim
- **Tarih:** 1 Mayıs 2003
- **Gündem:** CEVRE VE ORMAN BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ HK. (S.SAYI:127)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-05-01-cevre-ve-orman-bakanliklarinin-birlestirilmesi-hk-s-sayi-127

> Birgen Keleş (CHP), 1 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEVRE VE ORMAN BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ HK. (S.SAYI:127)); konuşma 1.013 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aceleyle getirilmiş, ilgili bakanlıklar arasında bile tartışılmamış, tabiî ki, sivil toplum örgütleri, akademik çevreler arasında hiç tartışılmamış bir tasarıyı inceliyoruz.

Bu tasarı komisyonlarda incelenirken, tartışmalar sırasında gerekçe olarak ileri sürülen en önemli nokta, devletin küçültülmesiydi. Devletin küçültülmesi, biliyorsunuz, son yılların moda terimidir ve gelişmiş ülkeler, çokuluslu şirketler, uluslararası finans kuruluşları tarafından da sık sık dile getirilmektedir; çünkü, devleti çağdaş görevlerinden soyutlamak ve onu klasik görevleri içerisine hapsetmek, bu kuruluşların ve ülkelerin işine gelmektedir. Böyle durumlarda, gelişmekte olan ülkelere istedikleri politikaları önermede ve onları kendi yararlarına işleyecek politikalar doğrultusunda yönlendirmede daha başarılı olmaktadırlar.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, Türkiye'de, sorumlu davranmayan kimi hükümetler, siyasî nedenlerle yaptıkları girişimler sonucunda, devlet mekanizmasını hantal bir yapıya kavuşturmuşlardır ve böyle bir yapı, devletin etkin çalışmasını da engellemektedir; ama, bunun çözümü, ayrı ayrı çok önemli işlevleri olan, ama birbirleriyle ortak yönleri çok olmayan iki bakanlığı, aceleyle, çok irdelemeden, başka alternatifler üzerinde durmadan bir araya getirmek değildir.

Kaldı ki, bir hata daha yapılmaktadır; iktidar, kamu yönetimi reform tasarısını hazırladığını ileri sürmektedir; ama, bir yandan bunu ileri sürerken, kamu yönetimi reform tasarısının son şeklini almasını bile beklemeden iki bakanlığı birleştirmektedir; bu da, fevkalade yanlış bir davranış biçimidir.

Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığı, aslında, yapıları ve çalışma alanları birbirinden farklı olan bakanlıklardır. Kuruluşu, müsteşarlık olarak 1978'e dayanan Çevre Bakanlığı, daha dinamik, uluslararası gelişmelere ve işbirliğine açık, hızlı hareket eden bir yapıya sahip olmalıdır. Avrupa Birliğinin de, aday ülkelerden talep ettiği veyahut da önerdiği, müsteşarlık veya bakanlık arasında, böyle bir tercihi söz konusu değildir. Avrupa Birliğinin, yapıyla ilgili olarak öne sürdüğü, sadece, stratejik kararları alabilen, pek çok bakanlık tarafından, kendi faaliyet alanlarında dikkate alınmayı sağlayacak olan, etkin uygulama, etkin denetim, etkin yaptırım uygulayabilen bir birim oluşturulmasıdır. Çevre Bakanlığının bu yapısına karşılık, Orman Bakanlığı, daha durmuş oturmuş, en uç yörelere kadar uzanabilen, sorunları tanımlayan, gerekli kararları alan ve hemen, başka işbirliğine de ihtiyaç duymadan uygulayabilen bir yapıya sahip olmalıdır. Çevre Bakanlığının sorunları, daha çok kentlerde yoğunlaşmaktadır, Orman Bakanlığının sorunları ise, daha çok kırsal kesimdedir; dolayısıyla, yapıları ve çalışma alanları itibariyle birbirinden farklı olan iki bakanlığın bir araya getirilmesi gündemdedir.

İncelemekte olduğumuz tasarı, mevcut sorunları da çözmemektedir; çünkü, örneğin, Çevre Bakanlığının, bugüne dek çok etkin çalıştığı söylenemez; ama bunun nedenleri, kaynak yetersizliği, yetki ve sorumluluk bakımından karmaşanın var olması ve bir de eşgüdüm eksikliğidir. Aslında, iki bakanlığın bir araya gelmesi, bu sorunları çözmediği gibi, Çevre Bakanlığının yakından ilgili olduğu ve ortak çalışma alanlarına sahip olduğu bakanlıklardan sadece bir tanesiyle birleştiriliyor olması, diğer bakanlıklarla olan eşgüdüm konusunu daha da olumsuz yönde etkileyebilir.

Çevreyle ilgili politika belirleyen, karar alan, uygulayan veya denetim yapan 40'tan fazla kamu kuruluşu vardır, bunlar arasında işbirliğinin nasıl sağlanacağı da bu tasarıda yer almamaktadır. Ayrıca, çevresel değerlerin, yatırım projelerine yansıtılması veya diğer bir deyişle, yatırım projelerinin, bu çevre değerlerini nasıl etkilediğinin anlaşılması için bir mekanizma da geliştirilmemiştir. Ayrıca, çevre alanında çeşitli kademelerde ve çeşitli alanlarda planlar söz konusudur, özel uygulama alanları vardır. Buradaki yetki ve sorumluluk, eşgüdüm karmaşasının nasıl giderileceği de ele alınmamıştır.

Eğer, olumlu katkı yapacak hiçbir nokta yok mu diyorsanız, o zaman, bir noktanın olduğunu size söyleyebilirim. Gerçi, kamu yararı açısından hiçbir olumlu katkı söz konusu değildir; ama, kıyı ve ormanların özelleştirilmesini şu veya bu sebeple çok isteyenler, bir başka deyişle, kıyı ve orman yağmasını bekleyenler bu tasarıdan memnun olabilirler; çünkü, kıyı ve orman özelleştirilmesine çevresel nedenlerle yapılacak olan katkı, bu tasarıyla ortadan kaldırılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği, çevre politikalarını ulusal politikalar olmaktan çıkarmış ve Avrupa Birliği hukukunun bir parçası haline getirmiştir.

Tabiî, bu durum, bir aday ülke olarak, Türkiye'ye ek yükümlülükler getirmektedir; çünkü, aday ülkelerin, Avrupa Birliği hukukunu benimsemesi ve bunu kendi yasalarına, normlarına yansıtması söz konusudur. Bu da, bir ek yükümlülük getirmektedir; çünkü, 200 kadar yönerge vardır, benimsemek ve kendi hukukumuza yansıtmak durumunda olduğumuz ve bunun maliyeti çok fazladır. Bunlardan en önemlilerini alsak bile, ki, bunlar 50 tane kadardır, Avrupa Birliği müktesebatına uyumu sağlayabilmek için, en az 6 tane yasa, 57 tane yönetmelik hazırlamamız gerekir, 12 yasada değişiklik yapmamız, belli kurumları oluşturmamız ve çeşitli projeler geliştirmemiz gerekir. Bu yükü kaldıracak bir mekanizmayı da, bu tasarı, getirmemektedir.

Türkiye, 2001 yılında kabul ettiği bir belgeyle, Avrupa Birliği müktesebatını benimsemiş ve çevreyle ilgili bazı taahhütlerde de bulunmuştur. 2003 yılı programında da, bu müktesebata uyum sağlamak için yapılacak işler sıralanırken, çevre konusunda neler yapılacağı da belirtilmiştir. Ayrıca, diğer bütün bakanlıkların, kendi faaliyet alanlarında, çevreyle ilgili değerleri ve değerlendirmeleri dikkate almaları öngörülmüştür.

Şimdi, tabiî, bunlar, olumlu gelişmelerdir; çünkü, Türkiye, Avrupa Birliğine karşı bir yükümlülük altında olmasa da, çağdaş bir ülke olarak, çevreye önem vermek ve evrensel kuralları kendi yasalarına yansıtmak durumundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Keleş.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bu konuda Türkiye'de yapılacak çok iş vardır; çünkü, düşünün ki, 3 000'in üzerinde olan belediyeden, sadece 12 tanesinde katı atık depolama tesisi vardır. Arıtma işleminden yararlanan nüfus oranı ise, pek çok yörede, yüzde 1 ile yüzde 10 arasında değişmektedir. Dolayısıyla, daha çok iş yapılması gerekir; çağdaş ülke olmak, bunun bir zorunluluk olarak ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Ayrıca, çağdaş ülke olmanın ötesinde, Anayasamızın 56 ncı maddesi de bunu gerektirmektedir.

İncelemekte olduğumuz tasarı, personelle ilgili olarak getirdikleri nedeniyle, Anayasanın 123 ve 128 inci maddelerine de aykırıdır. Değerli arkadaşlarım, tasarı, il müdür yardımcılarına kadar büyük bir kadroyu yeniden belirleme olanağı vermektedir. Bakanlarımız da "tabiî, kendi istediklerimizle çalışmak hakkımız" demektedir. Değerli milletvekilleri, kendi istediği personelle çalışmak hiçbir hükümetin hakkı değildir, olmamalıdır ve olmamıştır. Bunun, devleti tanımamaktan, hükümet-devlet ayrımını tam olarak yapmamaktan, bir yanılgı sonucunda ortaya çıktığını düşünüyorum; çünkü, devlet, hükümeti kapsayan; ama, başka kurumları da kapsayan bir kurumlar bütünüdür. Devlet yönetiminde istikrarı sağlayan bürokratlardır; bürokratlar, devletin bürokratlarıdır, hükümetlerin bürokratları değildir. Kuşkusuz, görevini yapmayan, yetersiz olan veya özel kalem müdürü gibi bakanla çok yakın çalışan bürokratlar değiştirilebilir; ama, büyük sayılarla değişiklik yapılması hiçbir hükümetin hakkı değildir ve olmamalıdır. Anayasaya aykırı olduğu için, zaten bu hükümler bozulacaktır.

Özetle şunu söylemek istiyorum: Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığı, görevleri ve birimleri itibariyle yan yana getirilmiştir; iki ayrı bakanlığın yan yana getirilmesinden oluşturulan bir bakanlık halindedir. Mevcut sorunları çözmemektedir; tam tersine, Kamu Yönetimi Reform Tasarısından önce hazırlanmış olması ve Çevre Bakanlığının Orman Bakanlığına bağlanması veyahut da Orman Bakanlığıyla birleşmenin sağlanması, ek sorumluluklar ve ek sorunlar yaratacak niteliktedir.

---

**Kaynak gösterme:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 1 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-05-01-cevre-ve-orman-bakanliklarinin-birlestirilmesi-hk-s-sayi-127 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
