# Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim
- **Tarih:** 5 Haziran 2003
- **Gündem:** DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNUN TASARISI (S.S.142)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-06-05-dogrudan-yabanci-yatirimlar-kanunun-tasarisi-s-s-142

> Birgen Keleş (CHP), 5 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNUN TASARISI (S.S.142)); konuşma 1.343 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; incelemekte olduğumuz tasarının 3 üncü maddesine ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Tasarısı, aslında, Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli bir tasarıdır ve bu tasarıyı gerçek boyutlarıyla değerlendirmek için, önce konuya biraz makro açıdan bakmamız gerekir.

Öncelikle, Türkiye'nin her sorununu yabancı sermayeyle çözebileceğimiz izleniminden ve eğer her türlü tavizi verirsek yabancı sermayenin akın edeceği yanılgısından kendimizi kurtarmalıyız. Bunun iki nedeni vardır; birincisi, Türkiye'nin sorunları, yabancı sermayeyle çözülmeyecek kadar çok ve büyük boyutludur. Türkiye'nin sorunlarının çözülmesi, yabancı şirketlerin kâr etmek amacıyla verecekleri kararlara terk edilemez; ikincisi, ekonomik istikrarın olmadığı ve kendi sermayemizin yurtdışına giderek yatırım yaptığı bir dönemde, yabancı sermayenin, buraya gelerek miktar ve etkileri açısından büyük boyutlarda yatırım yapmasını beklemek gerçekçi değildir. Nitekim, Tahkim Yasası çıkmadan önce, tasarı halindeyken, yabancı sermayenin önündeki en büyük engelin bu olduğu ve eğer bu yasa çıkarsa, yabancı sermayenin akın akın Türkiye'ye geleceği ileri sürülmüştü; ama, Tahkim Yasası çıktıktan sonra bu beklenti gerçekleşmedi.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının da hazırlanmasında, diğer birçok tasarıda olduğu gibi, yanlış bir yöntem izlenmiştir. Bir defa, tasarı, büyük ölçüde Doğrudan Yabancı Sermaye Danışma Servisi adlı bir yabancı kuruluş tarafından hazırlanmıştır. Benzetmek gerekirse eğer, evini satan bir ev sahibinin, alıcıya "sen kendi koşulunu belirle" demesine benzer bir durum söz konusudur; ama, orada bile, satıcının aklında en alt bedel vardır; yani, onun altına indiği takdirde evi satmaktan vazgeçerim diye düşündüğü bir bedel vardır. Aslında, bu tasarı nedeniyle, iktidar, tasarıyı hazırlayan şirket karşısında, bu satıcıdan daha güç bir durumda kalmıştır. Neden; çünkü, Türkiye'de, kendimizin hazırladığı ve de yurt içindeki meslek odalarıyla, sivil toplum örgütleriyle tartıştığımız bir tasarı elimizde bulunmamaktaydı. O nedenledir ki, yabancıların hazırlamış olduğu tasarıyı, iktidar, sadece, buna itiraz etmeyecek çevrelerle tartışmış ve bununla yetinmiştir.

Değerli arkadaşlarım, sonunda, elimizde "yabancı sermaye gelsin de nasıl gelirse gelsin" anlayışıyla ve tamamen Türkiye'nin çıkarları gözardı edilerek hazırlanmış bir tasarı vardır.

Tasarıda, yabancı yatırımların gerçekleşmesinde izin ve onay sistemi kaldırılmış ve bilgi verilmesi yeterli sayılmıştır. Böylece, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan "doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, ülkemizin üretim ve teknoloji kapasitesine ve rekabet gücüne katkısına önem verilecek; ihracata dönük ve yüksek katmadeğer yaratabilecek projeler özendirilecektir" ifadesi de havada kalmaktadır; çünkü, tasarıda, bunu sağlayacak herhangi bir mekanizma öngörülmemiştir. Zaten, her ne kadar, genel gerekçede "amaç, ülke çıkarlarıyla yatırımcının çıkarlarını akılcı bir denge içinde tutmaktır" diye bir ifadeye yer verilmişse de, tasarının 1 inci maddesinde, amaç, yabancı yatırımcıların haklarının korunması olarak tanımlanmıştır ve bu yönüyle de fevkalade hüzün vericidir.

Sayın milletvekilleri, tasarının 3 üncü maddesi, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin esasları belirlemektedir. Tasarının 1 inci maddesinde, amaç ve kapsam belirlenirken "yabancı yatırımların gerçekleşmesinde izin ve onay sistemi kaldırılıyor ve bilgi verme sistemine geçiliyor" ifadesine yer verilmiştir. Oysa, 3 üncü maddenin (a) bendinde "Türkiye'de yabancı yatırım yapılması serbesttir. Yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabidirler" denilmektedir. Türkiye'de yerli yatırımcı, sadece bilgi vermekle yetinmemektedir. Dolayısıyla, iki madde arasında da bir çelişki söz konusudur.

3 üncü maddenin (b) bendinde, kamu yararı gerektirmedikçe ve bedeli tam olarak ödenmedikçe, yabancı yatırımların kamulaştırılamayacağı ifade edilmektedir.

(c) bendinde ise her türlü transferin serbest olduğu; (d) bendinde, yabancı şirketlerin taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı aynî hak edinmelerinin serbest olduğu vurgulanmaktadır. Diğer bir deyişle, taşınmaz satışında var olan mütekabiliyet esası ortadan kalkmaktadır.

3 üncü maddenin (e) bendinde, uyuşmazlıkların çözümünde tahkime gidileceği belirtilmiştir. Böylece, tahkime gidilebilme olanağı genişletilmiş ve imtiyaz sözleşmeleri için tanınan olanak, yatırım sözleşmeleri için de tanınmıştır.

3 üncü maddenin (f) bendinde, nakitdışı sermayenin değer tespitinde, menşe ülke mevzuatına göre değer tespitine yetkili olan makamların veya menşe ülke mahkemelerince tespit edilecek bilirkişilerin veya uluslararası kuruluşların değerlendirmelerinin esas alınacağı öngörülmektedir.

3 üncü maddenin (g) bendinde, yabancı personele istihdam izni verileceği, (h) bendinde ise yabancı yatırımcıların irtibat büroları açabilecekleri belirtilmektedir.

Tasarıdaki diğer önemli değişiklikler, daha önce konuşan bazı arkadaşlarımın da değindiği gibi, yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının yabancı yatırımcı sayılması, böylece, yabancı yatırımcı tanımının değişmesi, sadece hissedar olmanın da yabancı yatırımcı sayılmak için yeterli hale getirilmesi, mevcut veya yeni bir şirkete katılma veya şube açmanın da yabancı yatırım sayılabilmesidir.

Sayın milletvekilleri, Hazine Müsteşarlığı, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıyla ilgili olarak tek sorumlu merci haline getirilmiştir; ama, ne var ki, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası ortadan kaldırıldığı için ve bu yasada yer alan, fevkalade önemli olan "yabancı yatırımcıların ülkenin iktisadî gelişmesine yararlı olması" ve "yabancı yatırımcının tekellerde çoğunluk hissesine sahip olamaması" koşulları, yeni tasarıda yer almadığı için, büyük bir boşluk ortaya çıkmıştır.

Sayın milletvekilleri, bu bahsettiğim koşullar, her ülke tarafından uygulanan koşullardır; bunların, Türkiye'de yeni mevzuatta yer almaması, gerçekten, anlaşılabilir bir durum değildir.

Tabiî, böyle her şeyin serbest olduğu bir ortamda, her ne kadar Hazine Müsteşarlığı tek yetkili kılınmışsa da, Hazine Müsteşarlığına yetkisini kullanacak ve söz söyleyecek bir ortam kalmamıştır.

Değerli milletvekilleri, incelemekte olduğumuz tasarı, bazı yasalara -örneğin, 2644 sayılı Tapu Kanununa ve 442 sayılı Köy Kanununa- ve Anayasanın 6, 9, 36, 48, 49 ve 125 inci maddelerine aykırıdır. Ayrıca, Anayasanın 167 nci maddesinin devlete verdiği görevin yerine getirilmesini sağlayacak bir düzenleme de tasarıda yer almamaktadır.

Anayasanın 167 nci maddesi "Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır" ifadesine yer vermektedir. Oysa, tasarıda, devletin, söz konusu düzenleme görevini yapması için veyahut da müdahale olanağını kullanması için herhangi bir araç öngörülmemektedir.

Tasarı, Anayasanın 6 ncı ve 9 uncu maddelerine aykırıdır; çünkü, 3 üncü maddenin (f) bendinde yer aldığı gibi, bir başka devletin yargı organlarının vereceği karar, Türkiye'de otomatik olarak geçerli sayılamaz. Bunun için, Türkiye'de, mahkemelerin, yabancı yargı organını görevlendirmesi ve onun aldığı kararı da benimsemesi gerekir. Bu yönüyle, 6 ncı ve 9 uncu maddelere aykırıdır.

Tasarı, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırıdır; çünkü, yabancı yatırımcıdan alınan bilgilerin, sadece istatistikî amaçla kullanılması ve ispat amacıyla kullanılamaması, 36 ncı maddede yer alan hak arama hürriyetini kısıtlamaktadır. Oysa, bir idarenin, hak arayabilmesi için, bütün bilgi ve belgelere rahatlıkla ulaşabilmesi ve bunu, ispat için de kullanabilmesi gerekir.

Sayın milletvekilleri, tasarı, Anayasanın 48 inci maddesine aykırıdır; çünkü, her türlü izin ve onay işleminin kaldırılması, 48 inci maddede yer alan "Devlet, özel teşebbüslerin, millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlarına uygun yürümesini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür" hükmünün yaşama geçirilmesini engelleyecektir.

Tasarı, Anayasanın 49 uncu maddesine aykırıdır; çünkü, bu madde, devleti, istihdamı artırmak ve işsizliği önlemek konusunda görevli kılmaktadır. Tasarıda ise "yabancı yatırımcıların çalıştırmak istedikleri yabancı uyruklu personele Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çalışma izni verilir" denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bunun anlamı açıktır; idarenin, araştırma, takdir ve sakıncalı bulma yetkisi, bu maddeyle geçersiz hale getirilmektedir. Bu yönüyle tasarı, ayrıca, 27.2.2003 tarihli, 4817 sayılı Yasanın 13 üncü maddesine de aykırıdır.

Değerli arkadaşlarım, tasarı, Anayasanın 125 inci maddesine aykırıdır; çünkü, tasarının 3 üncü maddesinin (e) bendine göre, yabancı yatırımcılar, belirli koşullarda uluslararası tahkim yoluna başvurabileceklerdir. Bu, Türk hukuk sisteminde tahkimin sınırlarının genişletilmesi demektir; çünkü, Anayasanın 125 inci maddesi, açıkça, sadece kamu hizmetleriyle ilgili olarak imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde ve bunlardan doğan uyuşmazlıklarda tahkime başvurulmasını öngörmektedir.

Tasarının, Plan ve Bütçe Komisyonunda verilen önergeyle daha da geniş hale getirilen taşınmaz edinmeyle ilgili hükmü ise, arazi satışlarıyla ilgili karşılıklılık ilkesine, yabancıların belirli yörede toprak edinmesini yasaklayan yasa hükümlerine ve bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırıdır.

Değerli arkadaşlarım, daha önce de, 1984 tarihli 3029 sayılı Yasa ve 1986 tarihli 3278 sayılı Yasayla, 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesi ve 442 sayılı Köy Kanununun 87 nci maddesi değiştirildi; böylece, mütekabiliyet ilkesinin kaldırılması ve köylerde yabancılara toprak satışı sağlanmak istendi. Ancak, her iki yasa da, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Gerekçe, özet olarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ve söz konusu değişikliklerin devletin toprak bütünlüğü yanında siyasî bütünlüğünü de zedeleyeceği ve satılan toprak parçaları üzerinde devletin egemenliğini etkileyebileceği idi.

Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlığın da simgesidir. Karşılıklılık ilkesi ise, uluslararası ilişkilerde eşitliği sağlayan çok önemli bir denge unsurudur.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının, yabancı yatırımları ne kadar teşvik edeceği, kuşkusuz tartışılabilir; ama, tartışılmayacak konu şudur: bu tasarı, Türkiye'nin sömürülmesi için verilen açık bir çek niteliğindedir. Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımın ve hükümetin, böyle bir amacının olmadığından eminim; ama, ne var ki, tasarı, bugünkü haliyle, açık bir çektir ve o nedenle de, burada, mutlaka, radikal değişikliklerle kabul edilmelidir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 5 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-06-05-dogrudan-yabanci-yatirimlar-kanunun-tasarisi-s-s-142 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
