# Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.1051)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim
- **Tarih:** 28 Aralık 2005
- **Gündem:** TAPU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.1051)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2005-12-28-tapu-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-1051

> Birgen Keleş (CHP), 28 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.1051)); konuşma 1.745 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Tapu Kanununda değişiklik yapan kanun tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak için söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

İncelemekte olduğumuz Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, aslında, Anayasa Mahkemesinin 2644 sayılı Yasanın 35 inci maddesini iptal etmesi üzerine hazırlanmıştır ve 35 inci maddeyi düzenlemektedir.

Bu vesileyle, bir üzüntümü ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Hangi partiden olursa olsun, ben, hiçbir hükümetin, Türkiye Cumhuriyetinin yararlarını bu derece gözardı edebileceğini düşünmezdim; hiçbir hükümetin, böylesine, kraldan çok kralcı davranarak, yabancı isteklerine boyun eğmesini beklemezdim. Hiçbir hükümetin, yabancı ülkelerdeki uygulamalara bakmadan ve hayır deme olanaklarını kullanmadan yabancı isteklerini yerine getirmek için böylesine çırpınmasını, Anayasayı ve yasaları hiçe saymasını görmek istemezdim. Böyle bir tutumun ülke topraklarının satışıyla ilgili olarak sergilenmesini ise, hayal bile edemezdim. O bakımdan, gerçekten çok üzgünüm.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin 14.3.2005 gün ve 2003/70 esas ve 2005/14 karar sayılı kararıyla iptal edilen 35 inci madde, aslında, 2003 tarihli ve 4916 sayılı Yasayla düzenlenmişti. Söz konusu yasayla, yabancı gerçek kişiler ile yabancı ülkede o ülke kanunlarına göre kurulan şirketlerin Türkiye'nin her tarafında taşınmaz edinmeleri ve aynî hak tesis etmeleri mümkün hale getirilmişti.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararında, yabancıların alacakları taşınmazların yeri ile arazi veya arsa yahut bina olmanın getireceği farklılıkların, satın almanın amacının, koşullarının veyahut da devrin esas ve usullerinin yeterince işlenmediğini ileri sürmüş ve bunun, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmadığına değinmiştir ve Anayasanın çeşitli maddelerine aykırı olduğunu söyleyerek de iptal etmiştir. Bugün hazırlanan ve önümüzde bulunan tasarı da benzer eksiklikleri içermektedir. Satılan malların yeri konusu, özellikle 4916 sayılı Yasa Köy Kanununun 87 nci maddesini iptal ettikten sonra daha da önem kazanmıştır; çünkü, ülke düzeyinde arazi kullanım olanakları ve kadastro çalışmaları da eksik olduğu için, ayrıca, doğal kaynakları koruyan yasalar da bizde yetersiz olduğu için, tasarının, tarım arazilerinin, meraların, kıyıların, tarihî ve kültürel varlıkların yağmasına yol açabileceği görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Hatay, Kilis ve Mardin'de yapılan bir araştırma şunları göstermektedir: Suriyeli 2 000 kişi Amik Ovasında 120 000 dönüm tarım arazisi satın aldı. Hatay'ın kullanılabilir tarım arazisinin yüzde 44'ü el değiştirdi. Suriyeliler, Kilis'te 51 000, Mardin'de 50 000 dönüm arazi aldılar. 4916 sayılı Yasanın kabul edilmesinden sonra, 300 kişi, 3 000 dönümden fazla arazi aldı. Sadece Suriyelilerin satın aldıkları arazi 2 000 dönümün üzerindedir. Fransız, Lübnan ve Suriye uyruklu yabancılar geniş tarım arazilerini satın almışlardır. Bunlar size hiçbir şey hatırlatmıyor mu?! Ben eminim, hatırlatıyordur; çünkü, hiçbirinizin hafızasının bu kadar zayıf ve tarih bilginizin de bu kadar az olduğunu düşünemiyorum.

Tasarıda satın almanın amacıyla ilgili de bir açıklık yoktur. Yabancı kişilerden söz ederken "işyeri ve mesken" ifadesine yer verilmektedir; ama, hemen ardından 2,5 hektardan bahsedilmekte ve 30 hektara kadar çıkarılabileceği ileri sürülmektedir. Bakanlar Kuruluna büyük yetki devredilmiştir; ayrıca, işyeri ve meskenle de bağdaşmayan büyüklüklerdir bu büyüklükler.

Tasarı, yabancı ülkede, o kanuna, o ülkenin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip şirketlerin de Türkiye'de taşınmaz ve aynî hak edinmelerini mümkün kılmaktadır. Bu konuda, koşul belirtilmemiş, özel yasalara gönderme yapılmıştır; ama, değerli arkadaşlarım, özel yasalarda karşılıklılık ilkesi diye bir ilke yoktur. Söz konusu özel kanunlarda karşılıklılık ilkesi olmadığı gibi, tasarı, aramızda karşılıklılık bağlantısı olmayan ülkelerdeki şirketlerin, gerekli yasal düzenlemeye sahip olan ülkelerde şirket kurarak, Türkiye'de taşınmaz mal edinmelerini de mümkün hale getirmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu noktada bir konunun altını çizmek istiyorum ve çok önemli olduğunu da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Özelleştirmelerle ilgili yasal düzenlemeler, Türkiye'de ve incelemekte olduğumuz bu tasarı, bünyesinde yabancı devlet kamu tüzelkişiliği olan şirketlerin, hem özelleştirilen kuruluşları, tesisleri, limanları, madenleri, santralları satın almalarına hem de taşınmaz ve aynî hak elde etmelerine olanak sağlamaktadır. Diğer deyişle, sadece yabancı kişilerin ve şirketlerin değil, yabancı devletlerin de, kendi kamu kuruluşları kanalıyla Türkiye'de en değerli stratejik kuruluşları, tesisleri, arazileri satın almalarının önünde hiçbir engel yoktur. Bu durum Anayasaya ve yasalara aykırı olduğu gibi, söz konusu Anayasa Mahkemesi kararına da aykırıdır.

Anayasaya göre, değerli arkadaşlarım, yabancı ülkelerin, devletlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde taşınmaz mal edinmelerine izin verme açısından, hiçbir organ yetkili kılınamaz. Böyle bir yetkinin kullanılması, Anayasanın 3 üncü maddesine ve başlangıç bölümüne aykırıdır; ama, ne gam! Getirdiğiniz koşullar bunu dolaylı olarak mümkün kılacak niteliktedir.

Şimdi, 35 inci maddeye biraz daha yakından baktığımız zaman şunu görüyoruz: Bir defa, ilk cümlenin verdiği izlenimi ortadan kaldıran çok sayıda bir ifade var. Önce "yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve yasal sınırlara uymak koşuluyla, Türkiye'de, imar planı ve mevzî imar planı içinde, işyeri ve mesken olarak kullanılmak üzere taşınmaz alınabilir" deniyor. Bundan, hemen diyorsunuz ki, ne olacak canım, insanlar bir işyeri alsalar, bir mesken alsalar, bundan ne çıkabilir; ama, bunun tek bir işyeri, tek bir mesken olmadığı anlaşılıyor. Neden; çünkü, hemen altında, toplam alanın, kişilerin sahip olduğu toplam alanın 2,5 hektarı geçmeyeceği belirtiliyor; tabiî, yine, 30 hektara kadar çıkarılmak koşuluyla. Çok rica ediyorum, bu büyüklükte normal bir işyeri veya normal bir meskenden bahsetmeniz söz konusu olabilir mi, 2,5 hektara yayılabilecek?!

İkinci fıkraya göre, yabancı ülkelerde, kendi ülkelerinin kanununa göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketleri, Türkiye'de, ancak kanun hükümleriyle taşınmaz ve sınırlı hak edinebilirler; ama, biraz önce bahsettiğim gibi, burada da karşılıklı yoktur.

Üçüncü fıkra ilginçtir. Türkiye'de yabancı uyruklu kişiler ve yabancı ülkede kurulmuş olan şirketler lehine taşınmaz rehini tesis edildiği zaman, birinci ve ikinci fıkralardaki kayıtlar -yani, işte, karşılıklılık gibi veyahut da belli koşullara uymak gibi- ortadan kaldırılmaktadır. Aslında maddenin çeşitli yerlerinde bu sınırlamaların ortadan kalkacağı belirtilmektedir.

Dördüncü fıkrada, bu şirketler ve kişiler dışında kimsenin taşınmaz edinemeyeceği belirtilmektedir. Herhalde bazı vakıflar ve sivil toplum örgütlerini kastetmektedir.

Beşinci fıkra, karşılıklılık anlaşmasıyla, devlet, vatandaşlarına miras yoluyla intikal eden taşınmazlar için gene "koşul yok" demektedir. Ölümle intikal edenler için koşul vardır. Aramızda karşılıklılık bağlantısı olmayan ülkelerdeki vatandaşlara miras yoluyla intikal edecektir; ama, ondan sonra tasfiye edileceklerdir.

Altıncı fıkra, karşılıklılık fikrine bir geniş yorum getirmekte ve "vatandaşlarına toprak edinme hakkı tanımayan ülkeler de eğer Türkiye vatandaşlarına kendi vatandaşlarına tanıdıkları hakkı tanıyorlarsa, bu karşılıklılık kapsamına girer" denilmektedir. Burada, mesela Yunanistan'ın ilginç bir durumu vardır; çünkü, Yunanistan, belli bir ırkın dışında kendi vatandaşlarına mülkiyet edinme hakkını vermemektedir. Dolayısıyla, bence, mesela, Yunanistan'a, eğer kısıtlama yapıyorsa kendi vatandaşlarına, Türkiye de onlara benzer kısıtlamaları yapmalıdır.

Yedinci fıkrada, söz konusu kişiler ve şirketlerin kamu yararı ve ülke güvenliği açısından taşınmaz ve sınırlı aynî hak edinemeyecekleri alanları belirleme ve yabancı uyruklu kişilere il sınırları içerisinde elde edecekleri taşınmazların oranını saptamak için Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir. Değerli arkadaşlarım, bakın, bu, bir defa mevcut yasaklamaları yok farz ediyor, ortadan kaldırıyor; hukuk devleti ilkesini zedeliyor; ayrıca, Anayasa Mahkemesi kararını da gözardı ediyor. Bunun dışında da, binde 5 gibi bir oran genel olarak belirlendiği için, eğer kullanım alanı bir ilde çok sınırlıysa, binde 5 oranı, tabiî, o il için çok daha yükseğe tırmanabiliyor.

Bu konularla ilgili olarak kamu kuruluşları önerilerini verecekler, bunlar komisyonda incelenecek, sonra Bakanlar Kuruluna sunulacak deniliyor. Bir diğer deyişle, Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir, çok geniş bir yetki verilmiştir; ama, bu sorumluluğu, yetkinin getirdiği bu sorumluluğu başkalarının sırtına atma olanağı da verilmiştir.

Şimdi, sekizinci fıkrada, dokuzuncu fıkrada olanları burada sıralamıyorum; fakat, burada büyük belirsizlikler vardır. Mesela, sekizinci fıkrada "yasak bölgeler stratejik olarak, askerî olarak, Millî Savunma Bakanlığınca bundan sonra saptanırsa, hemen Tapu Kadastronun bağlı olduğu Bakanlığa bildirilir" deniliyor; fakat, ondan sonraki mekanizma belirli değildir. "Kamulaştırılması gereken, tapuya tescil edilmesi gereken koşullarda gerekli bildirimler yapılır" deniliyor. Kimin yapacağı, ne yapacağı belli değildir.

Aykırı hükümler… "Aykırı davranıldığı zaman mevcut hükümlere, o zaman, gereken yapılır ve feshedilir" deniliyor; fakat, bunu da kimin yapacağı anlatılmamaktadır.

Özetle, değerli arkadaşlarım, bu 35 inci maddede getirilen hükümler, bu yeni hükümler, eski, iptal edilen hükümlerin çok az farkla benzeridir. Üstelik, bir yandan da, daha da genişletilerek sağlamaktadır; çünkü, bütün yasaklamaları, yasak hükümleri yok farz etmekte ve bunların saptanması sorumluluğunu Bakanlar Kuruluna vermektedir.

Şimdi, ayrıca, deniliyor ki: "Millî Savunma Bakanlığı, eski yasakları belirten haritaları da hazırlar ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığa verir; ama, bu işlemler tamamlanıncaya kadar satış işlemleri de devam eder."

Değerli arkadaşlarım, bu aceleniz niye?.. Neden bakanlık ve kuruluşlara böyle bir baskı yapıyorsunuz?.. Diğer yasak alanlarda ne yapılacağı belli değil; gene yarım iş yapmış durumdasınız.

Tasarının 3 üncü maddesinde hukuk dışı davranılmakta ve denmektedir ki, bu tasarı kanunlaştığı zaman, 26.7.2005 tarihinden sonra yürürlüğe girecek. Açıktır ki, yapılan iş, sadece bir mesken sağlamak, sadece bir işyeri teminininden öte bir iştir. Oysa, bakıyoruz, birçok ülke, İngiltere örneğin, kendi vatandaşlarına bile toprak satışı yapmayabiliyor. Yunanistan, kıyılarda ve sınırlarda belli bir ırk dışındakine satış yapmıyor. Danimarka, dışarıdakilerin bir yazlık bile almasını engelliyor ve bütün Avrupa Birliği ülkeleri, tarım arazisi almalarını engelliyorlar. Neden yapıyorlar bunu; çünkü, değerli arkadaşlarım, yabancıların ülkede arazi ve emlak edinmelerini salt bir mülkiyet sorunu olarak görmüyorlar. Devletin aslî unsurunu, temel unsurunu toprak olarak görüyorlar. Toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız olan ve egemenlik ve bağımsızlığının da simgesi olan bir unsurdur diyorlar. Anayasamızın vatandaşlarımıza tanıdığı hak da, insan hak ve özgürlüklerini bütün yabancılara da eşit olarak sağlayan bir Anayasa olduğu halde, temel hak ve özgürlükler yabancılar için uluslararası hukuka uygun olarak sınırlanabilir hükmüdür.

Sayın milletvekilleri, her ülkenin mevzuatında gayrimenkul edinimine getirilen sınırlamalar vardır; bunun yasal dayanağı da vardır, örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokoller bunu sağlamaktadır ve bazı özel koşullar ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Neden yabancıya toprak satmakta bu kadar büyük bir gayret içerisindesiniz, neden çok tehlikeli bir yolu kendi elinizle açıyorsunuz; ben, şahsen bunu anlamaktan acizim.

Kaldı ki, yabancı devletlerin, çok yakın tarihte sergiledikleri ve bizim ancak savaşarak önleyebildiğimiz istekleri de, bugün, parça parça, devletler tarafından açıklanmaktadır. Avrupa Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımını tanımamızla ilgili olan baskıları, yabancı ülkelerin birbiri ardından aldıkları kararlar, Türkiye'de azınlık sağlamak için, yeni azınlıklar çıkarmak için yapılan baskılar, bunların ardındaki nedenleri hiç düşünmüyor musunuz değerli arkadaşlarım? Bence çok geç kalmadan düşünmelisiniz.

4916 sayılı Yasa konuşulurken bir önerge vermiştim ve bu önergenin kabul edilmeyeceğini de anladığım zaman bazı konuları düşünmenizi rica etmiştim. Güneydoğuda komşularımızın durumunu, Suriye'nin tutumunu, Ermenilerin iddialarını ve yaptıkları çalışmaları, yabancıların İstanbul'un orta yerinde Vatikan benzeri bir yer kurma gayretlerini ve Yunanlıların Türkiye'ye karşı tutumunu, Ege'de kaydettikleri gelişmeleri dikkatle hatırlamanızı, düşünmenizi istemiştim ve eğer bunları önemsemiyorsanız ve toprak satışını, o toprakları almak için canını vermiş olan şehitlere saygıyla bağdaştırıyorsanız, benim söyleyeceğim bir şey yoktur; ama, biliniz ki bunun vebali büyük olacak demiştim. Şimdi bir şey daha söylüyorum: Değerli arkadaşlarım, 15.6.2004 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yabancılara toprak satışı konusunun incelenmesi için bir önerge verdik ve biraz önce verdiğim büyüklükler, bazı illerimizde kaydedilen gelişmeler bu konuda ne kadar haklı olduğumuzu göstermektedir. O nedenle, bu tasarıyı geri çekmenizi ve önce Meclis araştırma komisyonu kurarak bu konunun çok etraflı bir şekilde incelenmesine izin vermenizi dilerim. Tabiî, bunu yapmayacağınızı da biliyorum; ancak, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, cumhuriyetin birlik ve bütünlüğüne önem veren bir parti olarak toprak satışının getireceği sakıncaları önlemeye çalışıyoruz. Tabiî, belki farkında değilsiniz; ama, ayrıca sizi de ileride olası bir Yüce Divandan kurtarmaya çalışıyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Tapu kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.1051)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 28 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2005-12-28-tapu-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-1051 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
