# Enerji sektörü ve yap işlet devret yöntemleriyle kurulan ve işletilen santraller konusunda

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim
- **Tarih:** 3 Mayıs 2006
- **Gündem:** ENERJİ SEKTÖRÜ VE YAP İŞLET DEVRET YÖNTEMLERİYLE KURULAN VE İŞLETİLEN SANTRALLER KONUSUNDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2006-05-03-enerji-sektoru-ve-yap-islet-devret-yontemleriyle-kurulan-ve-isletilen

> Birgen Keleş (CHP), 3 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ENERJİ SEKTÖRÜ VE YAP İŞLET DEVRET YÖNTEMLERİYLE KURULAN VE İŞLETİLEN SANTRALLER KONUSUNDA); konuşma 1.002 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, enerji sektörü ve yap-işlet-devret, yap-işlet yöntemleriyle kurulan ve işletilen santrallar konusunda bir Meclis araştırma önergesi verdik. Bu önergenin gerekçesini size açıklamak istiyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Verdiğimiz önergenin iki nedeni vardır; birincisi, enerji sektörü, ekonomik ve sosyal yaşamın her alanını doğrudan ilgilendiren ve ülkenin başka ülkelerle olan rekabet gücünü etkileyen en önemli sektörlerden birisidir. O nedenle de, enerji sektörünü planlamak, sorunlarını ve üretimini doğru saptamak, büyük önem taşımaktadır.

Türkiye'nin bu konuda başarılı bir sınav verdiğini söylemek, ne yazık ki mümkün değildir. Ciddî bir planlama yapılmadığı için, Türkiye'de bazen enerji fazlasından, bazen de enerji azlığından söz edilmektedir ve bu plansızlıkta da, bir yandan elektrik enerjisiyle ilgili yanlış kararların alınmasına yol açmakta, öte yandan da maliyetleri olumsuz etkilemektedir. Örneğin, 80'li yıllarda, plansız ve programsız bir şekilde alınan kararlarla, doğalgaz kullanımının artırılması ve kullanıma geçilmesi, yap-işlet-devret ve yap-işlet yöntemlerinin benimsenmesi karar altına alınmıştı. Bu, hem maliyetleri artırmıştır enerji sektöründe hem de dışa bağımlılığı çok artırmıştır. Oysa, Türkiye, su, kömür, rüzgâr, güneş gibi ucuz yerli enerji kaynakları olan ve bu alanlarda da kullanılmamış kapasitesi bulunan bir ülkedir. Üretim kapasitesini kullanırken, termik santralların, örneğin, kapasitesi düşürülmüştür, sırf, alınan bu yanlış karar nedeniyle kullanılmayan enerjiye bedel ödememek için.

Üretim kapasitesinin kısmen kullanılması, pahalı bir girdinin kullanılması ise, enerji fiyatlarını artırmış ve ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiştir. 80'den sonra yap-işlet-devret çerçevesinde yapılacak olan sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi olmasından çıkarılması için de bir dizi yasal düzenleme yapılmıştır, Anayasa değişikliği yapılmıştır; ama, gerek yapılan bu yasal düzenlemeler gerek Anayasa değişikliği, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği için, bu kez, yeni bir grup yasal düzenlemelere ihtiyaç doğmuştur ve bunlarla da özel hukuk sözleşmesi imzalanması olanağı getirilmiştir. Bunlar getirilirken, Danıştayın yetkileri ve görevleri sınırlandırılmıştır ve ayrıca da fevkalade yanlış bir girişimde bulunulmuş ve uluslararası tahkime başvurma olanağı sağlanmıştır. Biliyorsunuz, bu, özel şirketlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde zaten mümkün olan bir olanaktı; fakat, kamu hizmetinde, yani taraflardan birinin kamu olması durumunda, ilk kez bu vesileyle gündeme getirilmiştir ve bu dönemde yapılan en önemli yanlışlardan bir tanesi de bu olmuştur. Ayrıca da, kamu kuruluşları ile şirketler arasında girdi sağlama ve üretilen ürünleri satın alma konusunda bir seri anlaşma imzalanmış ve Hazine güvencesi verilmiştir bu sözleşmelere.

Bunlar yapılırken, konuyla ilgili ve bu konuda uzmanlaşmış olan akademisyenlerin, meslek odalarının ve de sivil toplum örgütlerinin görüşleri de alınmamıştır. Şimdi de aynı hatalar yapılmakta ve hiç kimseye danışılmadan -akademisyenlere, meslek odalarına ve sivil toplum örgütlerine- hatta bazen ilgili kuruluşların bile görüşü alınmadan nükleer santral kararı alınmaktadır ve bu santrallarla ilgili yer tespiti yapılmakta, ihalelere çıkılmaktadır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu konuların ciddî bir biçimde tartışılması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin izlenecek politikalar konusunda doğru olarak bilgilendirilmesi fevkalade önemlidir. Meclis araştırması önergesini vermemizin birinci nedeni budur.

İkinci neden şudur: 10 Şubat 2006 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, enerji sektörüyle ilgili olarak bir açıklama yapmıştır ve burada, kamu aleyhine olan gelişmelerde bürokratların ve siyasetçilerin sorumluluğuna değinmiştir. Yapılan açıklamada, elektrikte arz yetersizliği olabileceği, bundan doğrudan doğruya ilgili kuruluşların ve Bakanlığın sorumlu olduğu, yetersiz kaldıkları, gerekli önlemleri almadıkları, özel sektör yatırımlarının da yeterli düzeyde gerçekleştirilmediği ileri sürülmektedir. Yapılan yazılı açıklamada, ayrıca, Elektrik Piyasası Kanununun, amaçlarına ulaşmadığı, üretimin, dağıtımın ve perakende satışların özelleştirilmesi sonucunda bölgesel elektrik tekelleri oluşturulduğu belirtilmektedir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun çok sayıda lisans verdiği ve bunların da büyük bir kısmının yatırıma dönüştürülmediği açıklanmaktadır.

Kaldı ki, değerli arkadaşlarım, enerji sektörüyle ilgili eleştiriler bunlardan ibaret değildir. 2003 yılında Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ve 2004 yılında da Sayıştay tarafından yap-işlet-devret ve yap-işlet yöntemiyle kurulan santrallarla ilgili olarak hazırlanan raporlarda, yasaların, yönetmeliklerin, sözleşmelerin uygulanmadığı, kamu yararının gözetilmediği ve şirketlere haksız kazanç sağlandığı ileri sürülmektedir; devletin büyük zararlara uğradığı yönünde eleştiriler vardır. Birbirinden farklı kuruluşların hazırladığı farklı zamanlardaki raporlar aynı sonuçlara yol açmaktadır.

Plan ve Bütçe Komisyonunun Cumhuriyet Halk Partili üyeleri olarak, bu raporların Plan ve Bütçede görüşülmesini istedik ve aradan geçen iktidar döneminde -yani, üçbuçuk dört yıla yakın bir sürede- neler yapıldığını anlamak istedik. Enerji Bakanı, koşulları düzeltmek için şirketlerle müzakere yaptıklarını söyledi, şirketlerin gücü karşısında iş yapmanın güçlüğünden yakındı; bir diğer deyişle, acz ifade etti.

Sayın milletvekilleri, şirketlerle müzakere üçbuçuk yıl sürer mi?! Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devletin Enerji Bakanı, birkaç şirket karşısında kendisini bu kadar çaresiz hissedebilir mi?! Sözleşmelerin başka yönetimler döneminde imzalanması hiçbir mazeret olamaz ve bu iktidarın sorumluluğunu azaltmaz; çünkü, bu sözleşmeler, yasalara, yönetmeliklere, hatta, bazen sözleşmelerde yer alan hükümlere rağmen, bu iktidar döneminde de kamu yararı aleyhine uygulanmaktadır. Sözleşmeler, tekrar tekrar, kamu yararı aleyhine ve şirketler yararına değiştirilmektedir. Bu iktidar döneminde de yolsuzluklar ve usulsüzlükler devam etmektedir. Sizin döneminizde, bir Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı, televizyon kanallarına çıkıp "santralların kuruluş yerini ve türünü tabiî ki şirketler belirleyecek" diyebilmektedir.

Bu raporlarda ortaya konulan bir başka gerçek de, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ile Bakanlığın görevlerini gereği gibi yapmadıklarıdır. Söz konusu raporlardan, gerek bürokratların gerek konuyla ilgili siyasetçilerin kamu yararını korumak için bir endişe içinde olmadıkları ve çaba göstermedikleri -bu konuda- anlaşılmaktadır. Böyle bir izlenim yanlış ise bunun düzeltilmesi, doğru ise de gereğinin yapılması gerekir.

Söz konusu raporlarda ileri sürülen görüşler gözardı edilecek, küçümsenecek nitelikte ve boyutta değildir. Üstelik, enerji sektörünün niteliği nedeniyle buradaki yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin, haksız kazançların sadece bir sektörü etkilediği söylenemez. Eğer, yapılan usulsüzlükler ve alınan yanlış kararlar tüm sektörlerin girdi olarak kullandığı elektrik fiyatlarını yükseltiyorsa, bütün ekonomiyi etkiliyorsa, o zaman, bu olumsuzluklara hiç kimse kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır. Özellikle Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullarda ithalat inanılmaz bir hızla artarken, dışticaret açığı büyük boyutlara ulaşırken, yabancı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar bu konularda Türkiye'yi uyarırken, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu yapılan uygulamaları görmezden gelme lüksü yoktur. Elektrik fiyatlarının Türkiye ekonomisinin rekabet gücünü doğrudan olumsuz yönde etkilediği açıktır.

Kaldı ki, değerli arkadaşlarım, işin bir de dışa bağımlılık yönü vardır. İç ve dış borçların çok yüksek boyutlara ulaştığı, dış çevrelerin her alandaki baskılarının yoğunlaştığı, Türkiye üzerinde oynanan oyunların teker teker açığa çıktığı bir ortamda dışa bağımlılığa karşı duyarlı olmak, ülke ve toplum yararını gözetmek, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının önde gelen görevi olmalıdır. Gerek uygulamadan kaynaklanan yolsuzluklar, usulsüzlükler gerek Türkiye'nin ciddî bir enerji politikasından ve planlamasından yoksun olması, Meclis araştırması kurulmasını daha da önemli kılmaktadır.

O nedenle, araştırma önergemizin kabul edilmesini arz ediyor, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Enerji sektörü ve yap işlet devret yöntemleriyle kurulan ve işletilen santraller konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2006-05-03-enerji-sektoru-ve-yap-islet-devret-yontemleriyle-kurulan-ve-isletilen (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
