# 2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2009
- **Gündem:** 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-23-2009-12-17-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi

> Birgen Keleş (CHP), 17 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 927 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dış Ticaret Müsteşarlığı üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Dış ticaret, bir ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamını doğrudan etkileyen ve hükûmetin uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalardan da doğrudan etkilenen bir sektördür. O nedenle de bu alandaki sorunların köklü çözümü sadece kur politikasıyla ve ihracatçının teşvik edilmesiyle gerçekleştirilemez.

Türkiye'nin ciddi bir kalkınma stratejisi ve planı, bir sanayileşme stratejisi ve bunu destekleyecek bir teknoloji politikası yoktur. İç tasarrufları arttırmak için de özel bir çaba gösterilmemiştir. Nitekim, 2000’li yılların başında yüzde 24’ü bulan yurt içi tasarrufların millî gelire oranı 2008 yılında yüzde 17’ye düştü. Bu dönemde dış tasarrufları çekmek için yüksek faiz politikası uygulandı. Dünyada olağanüstü likiditenin varlığı ve verilen yüksek reel faiz Türkiye’ye sermaye girişlerini artırdı ve Türk lirası aşırı değerli hâle geldi. Bu ise ithalatı çekici hâle getirerek, bir yandan yurt dışından borçlanmayı teşvik etti, öte yandan da üretimin ve ihracatın ithalata olan bağımlılığını artırdı.

Sağlıklı bir ekonomi açısından son derece önemli olan vergi reformunun yapılmaması, faiz dışı fazlanın kamu harcamalarının kısılarak gerçekleştirilmesi, kamu harcamaları içinde de en çok kısıntı yapılan kalemin yatırım harcamaları olması kamu yatırımlarını inanılmaz boyutlara indirdi ve kamunun üretimi ve yatırımı yönlendirme kapasitesini tümüyle ortadan kaldırdı. Gelişmiş ülkeler kriz sonrasında kamu sektörünün müdahalesine olanak sağlayacak değişiklikler gerçekleştirip üretim ve yatırımı arttırmak amacıyla bütçede kaynak ayırdı. Türkiye’de ise iktidar, üretim ve yatırımı artırmakla pek ilgilenmedi; kriz nedeniyle talebini erteleyenler, ÖTV ve KDV indirimi gibi önlemlerle tüketime teşvik edildi; üretimin arttırılması ve çeşitlendirilmesi değil, stokların eritilmesi hedef alındı; alım gücü olmayanlar için ise hemen hiçbir önlem düşünülmedi. Üstelik, yabancılar tarafından üretilen araba gibi mallar da desteklendiğinden alınan önlemler yerli değil yabancı üreticilerin desteklenmesi sonucunu da yarattı.

Bugün ihracatın ithalata bağımlılığı, dış ticaretteki önemli sorunların başında gelmektedir. Buna katkı yapan unsurların başında da izlenen kur politikası ve dâhilde işleme rejimi vardır.

İthalata bağımlılık sadece fiyatlardan değil, kaliteli ürün eksikliğinden veya pek çok ürünün ülkede üretilmemesinden de kaynaklanmaktadır. Ancak bağımlılığın hızla artmasında “ne pahasına olursa olsun özelleştirme” anlayışıyla hareket edilmesinin ve cumhuriyet döneminde kurulan ve Türkiye sanayisine girdi sağlayan bazı tesislerin özelleştirilmesinin de etkisi vardır. Özelleştirme gelirleri ise yatırımlarda değil, bütçe açıklarının kapatılmasında kullanılmaktadır.

Söz konusu tesislerin üretimden çekilmesi veya üretimin azaltılarak sembolik hâle getirilmesi ve ekonomide ihtiyaç duyulan ara mallarının üretiminde de bu tesislerden yararlanılmaması dışa bağımlılığı hızla artırmıştır. Ancak, yatırım mallarında dışa bağımlılık ara mallarındaki kadar yüksek olmamıştır. Çünkü son yıllarda kaynak yetersizliği gerekçesiyle kamu yatırımları neredeyse sıfırlanmış, özel sektör yatırımları ise özel sektörün kârlı bulduğu konut ve iş yeri inşaatı gibi alanlara yönelmiştir.

Kalkınma ve dış ticaret açısından büyük önem taşıyan imalat sanayisinin üretim ve ihracat yapısına baktığımız zaman görülmektedir ki teknoloji yoğunluğu yüksek olan ürünlerin oranı 2008 üretiminde sadece yüzde 4,1; ihracatta ise yüzde 3,1’dir ve 2002-2008 yılları arasında bu, her iki kalemde azalan bir trend göstermektedir.

Sayın milletvekilleri, dış ticaretin yapısı, sorunları, dış ticaret açığının ve cari işlemler açığının gerçek boyutları ve bu alandaki sorunların çözümü için neler yapılabileceğinin kapsamlı bir şekilde belirlenmesi için kullanılacak yöntem, bizim “girdi çıktı” dediğimiz “input output” tablolarıdır. Ancak söz konusu tabloların yapıldığı son tarih 1998 yılıdır. Oysa bu tablolar ciddi bir planlama içinde çok yaşamsal önemdedir.

Bu eksikliğe rağmen, bazı ciddi bilim insanları 1998 yılı tablolarını kullanarak çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalar Türkiye'nin ihracatının emek yoğun sektörlere dayandığını sergilemektedir. Ham madde yoğun sektörlerdeki ihracat oranları da eklendiğinde görülmektedir ki, Türkiye ihracatında emek yoğun ve ham madde yoğun sektörler hemen hemen ihracatın tümünü kapsamaktadır.

Türkiye’nin ihracatında dış ticaret ve cari işlemler dengesine olumlu katkıda bulunan sektörlerin de geleneksel sektörler olduğu çok net olarak görülmektedir.

Otomobil sanayisi gibi ihracatta önde giden bir sektörde görülen ise üretim için yapılan ithalatın ihracat boyutuna yaklaşmasıdır. Elektrikli makine ve cihazlar ile parçalarının üretiminde de yüksek teknoloji gerektiren girdiler ithal edildiğinden, ihracattan çok ithalat gerçekleştirilmektedir.

Türkiye, değerli arkadaşlarım, bazı temel sanayiler ve tüketim malı sanayileri ile başlattığı sanayileşme sürecini tam olarak tamamlayamadan Avrupa Birliğiyle tamamlayıcı protokol yaptı ve sanayi ürünleri ithalatındaki vergileri ve miktar kısıtlamalarını öngörülen takvime göre kaldırdı. Hemen arkasından küreselleşme ve gümrük birliği uygulamaları başladığından dış ticarette serbestleştirme rüzgârları esti ve Türkiye serbestleştirmeyi pek çok ülkeden daha fazla benimseyerek kendi ürünlerinin rekabet gücünü ortadan kaldıracak şekilde uyguladı. Bu nedenle, Türkiye’de ithal edilen ürünlerin yerli olarak üretilmesi ve bu kanalla dış ticaret açığının ve dolayısıyla cari işlemler açığının hafifletilmesi yaşama geçirilmedi.

İşin ilginç yanı, gelişmiş ülke hükûmetlerinden farklı olarak AKP İktidarı ithalattaki hızlı artışa karşı öyle duyarsız davrandı ki geleneksel sektörlerde de, sadece yüksek teknoloji kullanan sektörlerde değil geleneksel sektörlerde de ithal girdi oranı giderek arttı. İhracat artışları yatırım yaparak, yeni ürünler üreterek, teknoloji yoğun ürün oranlarını artırarak, daha yüksek katma değer gerçekleştirerek sağlanmadığı için dış ticaret açığı ve cari açık hızla yükseldi. Borç ve faiz ödemelerinin yüksek boyutlara ulaşması ve hızla artan kâr transferleri Türkiye’de gelecekte daha büyük sıkıntılara yol açacaktır çünkü yabancı sermaye, yatırımlara ve döviz kazandıran, ihracatı artıran üretime yönlendirilmedi.

Bugün karşımızda olan gerçek, ekonomideki tasarruf açığını ve dış ticaret açığını kapatabilmek için en az ödediği borç kadar borçlanan, diğer bir deyişle borcu borçla ödeyen bir Türkiye’dir. Bunun anlamı şudur: AKP’nin uyguladığı yanlış politikanın bedelini sizler değil bu kuşağın çocukları ve torunları ödeyecektir. Bu büyük bir haksızlıktır ve bu duruma yol açmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Pazar arayışları ve olmayacak tavizler vererek ithalatı azaltmak, ihracatı uzun süreli ve istikrarlı bir şekilde artırmak mümkün değildir. Eğer Avrupa Birliğine tam üyeliği hedef alıyorsanız Türkiye'nin tek başına çeşitli ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının da uzun dönemde sonuç vermesi beklenemez çünkü gümrük birliği tam üyelerin üçüncü ülkelere karşı aynı dış ticaret rejimini uygulamalarını ve benzer ticaret anlaşmaları yapmalarını öngörmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-23-2009-12-17-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
